• Kurban olayım nerde senin, nerde cemalin?
  • Kim bilir kaç milyon bebek, doğduktan sonra sevinçle, alkışla karşılanmış, daha o anda yaşlanmaya başladığı ve ölüm mahkumu olduğu anasının babasının aklından bile geçmemiştir. Daha da tuhafı hiç kimse doğan bebeğin bir gün öldürülebileceğini, bir cinayete veya bir kazaya kurban gidebileceğini, idam edilebileceğini, savaşta ölebileceğini düşünmez. Oysa bunların hepsi insanlar için. İnsanlık tarihi boyunca milyarlarca kişi normal denilen şekilde yaşlanıp ölmemiş, öldürülmüş.
  • Etrafta dolaşmaktan hoşlanan ortalama bir gezginin bilmesi gerekenden fazla , diye geçirdi aklından Fiona. Bir yangın olayından kıl payı kutulan birinin her gittiği yerde yangın alarmlarına dikkat etmesi gibi Francis Blake de temiz hava ve egzersiz amacı dışında da parkı değerlendiriyordu. Dünyaya bir avcı gibi bakıyordu , kurban gibi değil.
  • Tanrı'nın varlığının gerçekten de küçük bir şansa sahip olduğunu kabul ettiğimizi varsayın. Yine de, onun varlığına bahse girip bu yüzden değerli zamanınızı ona tapmak için harcayıp, ona kurban verip, onun için savaşıp ve ölüp ve bunun gibi şeyler yapıp elde edeceğinizden çok daha iyi ve dolu dolu bir hayatı, onun olmadığına dair bahse girerseniz yaşayacağınız söylenebilir.
    Richard Dawkins
    Sayfa 107 - Kuzey Yayınları Bölüm 3: Tanrının Varlığının Kanıtları / Pascal'ın Bahsi
  • Kurban olmamak için, her an uyanık bulunmak gerekiyordu; ayağına çarparak düşen bir taşın işlediği suçtan da sen sorumluydun. Benden iyi kurban bulunamazdı.
  • Evet günümün daha çabuk geçmesi için gene kütüphanelerdeyim..
    Ve kitaplar bana bakıyor. Oysa ben onlara hiç bakamıyorum.
    İboşumu gördüğümden beri 1 kitap bile bitiremedim yeminlen. Oysa bitirmem gereken bir sürü kitap vardı...
    Kitaplar bana bakıyor ben İbom'a bakıyorum..
    Kitaplarda her yerde aşkımı görüyorum...
    SENİ ÇOK SEVİYORUM İBRAHİM'İM!!!
    Ben her gece her gün istisnasız seni okuyorum...
    Sen benim için en müthiş roman, biyografi masal belki de çok güzel bir şiirsin!
    AŞKINHEPÇOKTANEM...
    SENİ ÇOK AMA ÇOK SEVİYORUM...
    Onca kitap arasından seni bulmuşum çok zor bir şekilde...
    O tozlu raflarda. Hiç beklemediğim bir anda karşıma çıktın bebeğim.
    SENİ ÇOK SEVİYORUM AŞKIM...
    Bırak da seni hep okuyayım...
    Unutmayayım şiir gibi olan satırlarını...
    Çekeyim içime o mis gibi kitap kokunu...
    Okşasın her yeri mi karış karış o güzel ruhun...
    Dudaklarımda hissedeyim o güzel kitabın tadını...
    Alayım dibine kadar bütün hazları dibine kadar..
    Benim kitabım ol hep..
    Sürekli bıkmadan seni okuyayım..
    Aklıma kalbime ruhuma işle bütün kalbinle seni...
    SENİ SEVMEK O KADAR GÜZEL Kİ SEVGİLİM..
    ÖMRÜM OL...
    ÖMRÜN OLAYIM...
    İKİ GÖZÜNE KURBAN OLDUĞUM...
    BEN SENİ BEKLEDİM..
    HALA BEKLİYORUM..
    VE HEP BİR ÖMÜR BOYU SENİ BEKLEYECEĞİM...
    HİÇ GELMEYECEĞİNİ SENİN YOLUNU GÖZLEMEKTEN ÖLECEĞİMİ BİLSEM DE....
    BEN ÖMRÜMÜ SANA ADADIM...
    SENİ BİR ÖNÜR BEKLEMEYE RAZIYIM...
    AŞKIM...
    HEPÇOKAŞKTANELERİM BENİM..
    SENİ ÇOK SEVİYORUM...
    HADİ GEL DE BERABER GENE DOĞALIM...
    HEP BERABER YAŞAYALIM...
    AŞKIMIZ HİÇ BİTMESİN İBRAHİM'İM...
    ÖMRÜM GEL ÖMRÜME..
    RUHUM GEL RUHUMA...
    AŞKIM GEL AŞKIMA...
    SENİ ÇOK SEVİYORUM...
    VE TEK DUAM AŞKIM;
    HEP BERABER ÖLELİM...
    ÖMRÜM...
    DÜNYAM...
    MELEĞİM...
    SENİ ÇOK SEVİYORUM...
    İBRAHİM'İM BEN NUR'UN OLMAYA ÇOKTAN HAZIRIM...
    DAHA İLK GECEMİZDEN BERİ...
    SON DUANI ET DER GİBİ SON SÖZÜNÜ SÖYLE DEMİŞTİM YA HANİ...
    BEN O AN HİSSETTİM SENLE BİR ŞEYLER YAŞAYACAĞIMI..
    NEYSE..
    SAÇMALADIM GENE..
    BEBEĞİM HAKLISIN..
    HAKLISIN İBO'M AMA EMİN OL....
    AŞK SAÇMALAMAKTIR...
    ELDE DEĞİL Kİ SENİ ABARTMAK...
    SENİ ÇOK SEVİYORUM AŞK BEBEĞİM...
    ÖLÜYORUM..
    BİTİYORUM SEVGİLİM..
    S💜
    E❤
    N💛
    İ💙
    💗💓💕💖💞💘💗💓💕💖💞💘💘💞💗
    ÇOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOKKK
    S💚
    E💛
    V❤
    İ💜
    Y💙
    O💖
    R💛
    U❤
    M💜
    AŞKIMÖMRÜMBEBEĞİMSEVGİLİMBAKIMPEKMEZİMREÇELİMZEYTİNİMPEYNİRİMMANTIMSARMAMKAHVEMÇAYIMMOCHAMLATTEMLİMONATAMVİŞNESUYUMPORTAKALSUYUMSÜTÜMAYRANIMLAHMACUNUMCAĞKEBABIMKADAYIFDOLMAMPİZZİMTAVUKUMİNEKETİMKOYUNETİMKIYMALIYOĞURTLUMANTIMİSKENDERKEBABIMVALİKEBABIMCİĞER TAVAMKREBİMWAFFLEMÇİKOLATAMKARAMIMÜLKERİMBİSKOLATAMÇİZİMHAYLAYFIMBROWNİMÇOKONATAMALBENİMFISTIKLIÇİKOLATBUONOMJELİBONUMTUTKUMBİSKREMİMÇITKIRILDIMIMÇIÇUBUKBALIKKRAKERİMTOPKEKEKİM8KEKİMTURŞUMSALATALIĞIMHİYARIMÇİLEĞİMMISIRIMELMAMARMUTUMAYVAMŞEFTALLİMKİRAZIMVİ ŞNEMÇİLEĞİMANANASIMAVAKADOMBROKOLİMKARPUZMKAVUNUMBÖĞÜRTLENİMAHUDUDUMMANDALİNAMPORTAKLAIMBİBERİMPATLICANIMDOMATESİMCEVİZİMANTEPFISTIĞIMHİNTCEVİZİMKAJUFISTIĞIMYERFISTIĞIMFINDIĞIMLOKUMUMŞEKERİMECEMMİLANGOMÜLKERMİNİÇİKOLATAMOKTAVİAMELEGANIMMAXBARIMWİSHİMMETROMBAYRAMŞEKERLERİM...
    ÇOK ACIKTIM HADİ GEL HEPSİNİ AL BANA YİCEM BÖLE HAM HAM YAPCAAM AŞKIM..
    SONRA DA SENİ YİCEM.
    NAPİM VALLA ÇOK AÇIM.
    ÇOK DA SUSADIM..
    BARİ DEĞSİN..
    BAAYYY...
  • Hapı Yutmak)


     Bir şeyin artık gerçekleşme ihtimali kalmadığı, birisinin başına gelen kötü bir hâlden dolayı iflah olmaz mecraya girdiği, düzen ve dubaranın bozulup hakikatin ortaya çıktığı, kötülüklerin sona erdiği durumlarda "Artık hapı yuttu, hapı yuttu sayılır..." gibi ifadeler kullanırız. Bu deyim bize, Sultan IV. Murat zamanının yadigârıdır.

     

     Sultan Murat'ın kahve, müskirat (sarhoş edici maddeler) ve mükeyyifatı (keyif verici maddeler) yasakladığı dönemde saray casuslarından biri, belki de kıskançlık sebebiyle, hekimbaşı Emir Çelebi'nin yasakları çiğnediği ve afyon kullandığına dair bir ihbarda bulunur. Hünkâr, Emir Çelebi'yi aslen çok sevmekte ve itibar etmekte, hatta kendisini sık sık sohbet için huzura çağırmaktadır. Bu ihbara önce inanmazsa da Çelebi'yi yoklamayı da ihmal etmez. Gelen habere göre Hekimbaşı kuşağı arasında bir curadan (yudumluk; yüzük, mühür, vb. küçük şeyleri muhafaza etmek üzere taşınan kutucuk) taşımakta ve afyon macununu da onun içinde saklamaktadır.

     

     Padişah bermutat, Emir Çelebi'yi satranç oynamaya davet etmiş. Oyunun tam orta yerinde, — Çelebi, demiş, kuşağını çöz de içinde ne varsa boşalt hele!

     

      

     

     O dönemlerin kıyafetlerinde cep kullanılması yaygın olmadığından kalemdan, hançer, mühür, para kesesi, vs. eşyalar hep kuşak içinde muhafaza olunur ve yoklama esnasında kuşak çözdürülür imiş. Çelebi, hünkârın bu emri üzerine bir ihbara kurban gittiğini ve başına gelecekleri hemen anlamış. Kuşağını çözmeden cüradanı çıkarıp satranç tablasının üzerine koymuş. Padişah, cüradanı ters çevirip mercimek büyüklüğündeki afyon haplarını tablanın üzerine boşalttıktan sonra sormuş,

     

     — Bre Çelebi bunlar nedir?

     

     — Islah edilip zararsız hâle getirilmiş afyon hapları hünkârım.

     

     — Ne yaparsın bunları?

     

     — İlaç veya panzehir niyetine hastalara veririm.

     

     — Peki hastalara zararı olmaz mı?

     

     — Hiçbir zararı yoktur hünkârım.

     

     — O hâlde, yutmaya başla bakalım.

     Emir Çelebi, padişahın öfkesini iyi bildiğinden, sonunun geldiğini anlayıp hiçbir şey söylemeden, gözleri yaşararak hapları bir avuçta yutmuş ve sonra satranç tablasının başından kalkarak,

     

     — Elveda hünkârım! Devletinize zeval erişmeye, deyip kapıdan çıkıp gitmiş.

     

     Çelebi'nin bilâhare, eve varınca kendisini tedavi etmek isteyenlere izin vermediği ve panzehir olarak hiçbir şey almadığı hatta haplar bir an evvel kana karışsın diye de bir bardak nar şerbeti içerek dünyaya gözlerini yumduğunu tarihle, yazarlar. Çelebi'nin, IV. Murat gibi bir hükümdarın hışmına uğradıktan sonra ölmeyi yaşamaya tercih etmiş olmasına şaşırmamak lâzımdır.

     

     Bu hadiseyi takip eden günlerde zamanın ariflerinden biri, "Çelebi'ye ne oldu?" diyenlere "Hapı yuttu!" diye cevap vermiş.