• Dikkat ettiniz mi! Çanakkale Savaşı'ndan ve Kurtuluş Savaşı'ndan paylaştığımız her fotoğrafta fakir Anadolu insanı var.


    Zenginler neredeydi acaba???
  • Türkiye Kurtuluş Savaşı'nı sadece tek cephede vermedi...
    Mahmut Esat Bozkurt Anadolu gazetesine, 13 Ağustos 1931 tarihinde şunu yazdı:

    "Tehlikelerle çevrilmişiz...
    Yabancı tehlikesi vardır, çalışıyorlar.
    Şeriatçılar tehlikesi vardır, çalışıyorlar.
    Hilafet, saltanat tehlikesi vardır, çalışıyorlar.
    Şurada burada muhalefeti geçim vasıtası yapmak, hırslarını muhalefetle doyurmak isteyenler vardır, çalışıyorlar.
    Hırsızlar, çapulcular vardır, çalışıyorlar.
    (. . .)
    Bazı noksanlarımız olabilir.
    İdealist arzulara uymayan şeyler, yerinde olmayan bazı işler, bazı hareketler bulunabilir.
    Türk milleti hesabına paylaşmayacağımız hiçbir şey yoktur. Her şey milletindir.
    Eksiklikleri ayrılıkla değil, birbirimizi eleştire eleştire birlikte, el birliğiyle yoluna koyabiliriz.
    Mutlaka birleşeceğiz.
    İktidar yanlısı, muhalif ayrımını tanımıyoruz bile.
    Biz tarihin kaydedebildiği en büyük bir davanın bayrağı altında
    toplanmış Türk ihtilalcileriyiz, o kadar..."

    ~ Sayfa 474 - 475 ~
  • Kurtuluş Savaşımızı göz önüne getirin, bir yanda bir avuç insan canını dişine takmış, kellesinden de vazgeçmiş. Bir yanda softalar, yobazlar. Emperyalistler, düşmanlar yurdumuzu dört bir yandan sarmışlar, yurdumuzu işgal etmişler. Yobazlar, gericiler onlarla birlik. Gelenler, yurdumuzu işgal edip bizi eser edenler Müslüman olsalar neysem ne, üstelik de yobazların yüzyıllarca din savaşı yaptıkları Hıristiyanlar. Bunlara karşı koyan da Mustafa Kemal. Esirliğimize karşı koyan Mustafa Kemal için dinsiz diye fetva çıkarıyolar.
    Düşman. Hem de düpedüz düşman, din düşmanı gelince, düzen o kadar sarsılmayacak, Mustafa Kemal gelince düzen sarsılacak. Öyleyse düşmanlara karşı koyan Mustafa Kemal dinsiz, bizi esir etmeye gelen Hıristiyanlar öz Müslüman.
  • 1774 ile 1934 yılları arasında yaşayan Bitlis (Mutki - Mêydanê köyü) Kürtlerinden Zaro Ağa, dönemimizin bilinen en uzun ömürlü insanı kabul edilir. 1700′lü yılların sonuna doğru Bitlis’ten İstanbul’a gelen Zaro, burada hamallık yaparak geçimini sürdürür.


    10 Osmanlı padişahı (I. Abdülhamid, III. Selim, IV. Mustafa, II. Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, V.Murad, II. Abdülhamid, V. Mehmet Reşat ve Vahdettin) gören bu ünlü Kürt, 7 büyük savaş (Kırım Harbi, Rus Harbi, Plevne, Kafkas Savaşı, Balkan Harbi, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı) atlatır. 1900′lerin başında Avrupa medyasının ilgi odağı olunca yaşamı hakkında bilgiler kayıtlara geçti. Medyatik hale geldi ve tanıtım amacıyla 1925 yılında İtalya, 1930 yılında Amerika, 1931 yılında İngiltere’ye götürüldü, buralarda uzun yaşamının sırlarını anlattı insanlara.

     

    Bir Fransız kızı da dahil olmak üzere toplamda 20 evlilik yapan bu zatışahane Siirt ve İstanbul’daki eşlerini de hiç ihmal etmediğini Avrupalı gazetecilere göğsünü gere gere söyledi ama çocuklarının ve torunlarının sayısını bir türlü hatırlayamadı. İstanbul’da hamallık yaparken Hamallar Teşkilatı’nı da o kurmuştu. Zaro Ağa’yı Amerikaya götürenler, iyi bir yaşam vaadederek onu sirklerde çalıştırdı. Onunla fotoğraf çektirmek 10 dolar, öpmek ise 15 dolardı.
    Neticede 160 yaşında Şişli Etfal’de öldüğünde cesedine el konuldu, otopsi yapıldı ve uzun yaşamın sırları öğrenilsin diye beyni, ciğeri ve kalbi çıkarılarak Amerika’da incelenmeye götürüldü. Naaşının geriye kalanları Eyüp Kabristanı’na defnedildi. Ne var ki torununun torununun torunlarından biri o gömülürken, ağlıyor ve babasının dünyasına doyamadan gittiğini söylüyordu.
  • Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.

    Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik.

    Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı'nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı'nı yapmak için Samsun'a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul'da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.

    1950 tarihinde Amerikan emperyalizmi iktidara geldi. Demokrat iktidar 27 Mayıs 1960'da tarihe gömüldü. Demokrat Parti gitti, bunun gitmesiyle tellaklar değişmedi. 27 Mayıs'ı kastetmiyorum, bundan sonrasını kastediyorum. Hamam aynı fakat bu defa da tellaklar değişti. Amerika bu dönemde imdada yetişip İnönü'yü düşürdü, Demirel'i iktidara getirdi.

    Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz

    Öğrenci hareketlerine gelince, Türkiye'de öğrenci olayları 50-60 senedir eksik olmamıştır. Sultan Hamit'in Tıbbiye talebelerini Sarayburnu'ndan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye'de devam edegelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizme hayır diyen gençler ilerici gençlerdi. Ve 28 Nisan 1960 tarihinde özgürlük savaşı veren gençlerdir. Amerikan emperyalizmi tarafından İnönü hükûmetten düşürüldüğünde protesto gösterisi yapan gençler ilerici gençlerdir. Anayasa'ya Bağlılık Mitingi'ni de bizler yaptık. O günün mitinginde iktidarın kiralık adamlarından ve polisinden dayak yiyen de gene bizlerdik.

    1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkâr edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu'na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı. 20'ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane hâline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı. Fikir özgürlüğünü ve Anayasa'yı paravan yapanlar "önceden Atatürkçü geçinirken O'nun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı." suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez.

    Gerçekler örtülmek isteniyor. Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun istiklal-i tam prensibini, ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz.

    Anayasa'yı en fazla savunan bizleriz

    İddianamede bizim Anayasa'yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz ileri sürülmektedir. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa'yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa'yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa'nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa'yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir.

    İddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı'na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır.

    Amerika sizin döneminizde ülkeye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız

    Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil sizlersiniz. Çünkü Amerika sizin döneminiz sırasında Türkiye'ye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız. Ve Demokrat Parti iktidarına 10 yıl ses çıkarmadınız. Ta ki 38 yurtsever subay ses çıkarana kadar ve onları devirene kadar. Ve bugün aynı savcılar bu şahıslar hakkında da idam kararı istemektedir. Süleyman Demirel'in Anayasa'yı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika'ya satmasına ses çıkarılmadı.

    Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek zorunda kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik

    Bizim düşmanımız Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileridir

    Dediğim gibi Türkiye'yi bu hale getiren eski yöneticilerin bütün suçları bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir.

    Türkiye'nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. 12 Mart Muhtırası muvaffak olmasaydı bizi itham eden makam onları da aynı şekilde itham ederdi. Buna da kanaatim tamdır. 12 Mart Muhtırası Anayasa'nın uygulanmadığını iddia etmektedir ve parlamentoyu açıkça suçlamaktadır.

    Biz stratejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz. Bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı, bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Bizim böyle bir amacımız yoktur.

    Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yani emperyalizm ile işbirliği yapan patronlar, feodal mütagallibe yani bezirgânlar, tefeciler, toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur.

    Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken milli bütünlüğü bozmakla suçlanıyoruz

    Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğünü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir. Bunu evvela tesbit etmemiz lazım. Karakollarda işkence gören bizler olduk. Meydanlarda kurşunlanan yine bizler olduk. Bakanların emriyle hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz. Yukarıda anlatılan asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır.

    Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkiyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. 50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir.

    Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür.

    21 yılın hesabını 21 gençten sormak istiyorlar

    Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir.

    Ben şunu iddia ediyorum ki, hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasa'nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Hâlen de bu inancı taşıyorum.

    Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz.
  • İlk defa bir Osman Balcıgil kitabı okudum anlatım diline, akıcılığına hayran kaldım. Celileyi Nazım Hikmeti tanıdım,sevdim bir anne oğuldan daha fazlası olmuşlar birbirlerine; bir hayat arkadaşı, bir dava yoldaşı,bir sırdaş...
    Sadece Celilenin hayatını okumadım bu kitapta Osmanlı Devletinin çöküşünü, Türkiyenin yeniden kuruluşunu, Mustafa Kemali, dönemin edebiyat ve sanat hayatını, Nazım Hikmeti, mavi gözlü devin aşklarını....
    Celileyi sadece Kurtuluş Savaşı döneminde anlayamadım böylesine okumuş, kültürlü, kendini yetiştirmiş bir kadın nasıl olurda İngiliz Mandasını savunur dedim kendime ama daha sonra Halide Edip Adıvarın mitinglerine katılması içime su serpti.
    Yahya Kemali de böyle bilmezdim o duygu dolu aşk şiirleri anlamını yitirdi bende....
    Bir insan sevdiği kadına, aşka nasıl böyle gözü kapalı olur, nasıl vefasız olunurun bir örneği bence :(
  • “Fedâkârlık denen şey olmasaydı, ne vatandan ne de insanlıktan eser kalırdı.” ~ Torlakon Öğretisi ~

    Kütahya Dumlupınar Kurtuluş Savaşı Şehitliği
    https://hizliresim.com/LDjpOV

    https://www.youtube.com/watch?v=2w5EnUydlyg