Sevinc*, bir alıntı ekledi.
 5 saat önce · Puan vermedi

Sevgili dost,
Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba insan denince hatırlanıyor muyuz?

Posta Kutusundaki Mızıka, A. Ali Ural (Sayfa 49)Posta Kutusundaki Mızıka, A. Ali Ural (Sayfa 49)

Huzur
Kuş sesleri ve ılık bir yaz havası eşliğinde oğluyla yan yana oturup kitap okuyan bir annenin mutluluğu ve duyduğu gurur !!!

Esma, bir alıntı ekledi.
 10 saat önce · Kitabı okudu

İnsan bir güler yüze rastlamak için kaç sokak değiştirmelidir?

Defterimde Kuş Sesleri, Erdal ÖzDefterimde Kuş Sesleri, Erdal Öz

ismet özel, bir şiirinde: “gömleğimi zorlayan kuş sesleri.” diyor. göğüs kafesinde kuş beslemenin naifliğine bakar mısın?

Kübra Yılmazsoy, bir alıntı ekledi.
Dün 22:19

"her şey o kadar dokunaklı ki
eylülsem istemeden kırılıyorsam bazen
dağınık, renksiz bir de mozayık gibiysem
üstelik yalnızsam bir de -telefonda kuş sesleri-
aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı
bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar."
Edip Cansever

İzdiham - Sayı 34, Kolektif (Sayfa 49)İzdiham - Sayı 34, Kolektif (Sayfa 49)
Arzu Beyaz, bir alıntı ekledi.
Dün 15:11

" Nasıl gözleriniz görmeye, kulaklarınız duymaya yarıyorsa, insanın yüreği de zamanı algılamaya yarar. Kör bir insan için gökkuşağının renkleri ve sağır bir insan için kuş sesleri nasıl boşunaysa, bütün bir yürekle algılanmayan zaman da öyle boşa gider, kaybolur. Ama ne yazık ki, düzgün çarpmasını bildiği halde kör ve sağır olan nice yürekler vardır. ''

Momo, Michael Ende (Pegasus)Momo, Michael Ende (Pegasus)
Rumeysa Özel, bir alıntı ekledi.
 18 May 16:17 · Kitabı okudu · Beğendi · 4/10 puan

...............

Anla ki her durakta
Yok sınırları aşkın
O iyi yüzlü Tanrı
Beklesin dursun bizi
Kurduğumuz rahat tuzakta

Nasıl olsa yine bir gün
Döneriz bu yollardan geri
Senin bir elinde bir mendil
Öbüründe kuş sesleri

Üstü Kalsın, Cemal Süreya (Sayfa 34)Üstü Kalsın, Cemal Süreya (Sayfa 34)
Kalub(Ela), bir alıntı ekledi.
17 May 20:22 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Masayı öyle bir sessizlik kaplamıştı ki, sadece kuş sesleri duyuluyordu

Bir de böğürtlen çalıların hışırtısı

Sofie'nin Dünyası, Jostein Gaarder (Sayfa 537)Sofie'nin Dünyası, Jostein Gaarder (Sayfa 537)

Sevgili kalbim! Neden hâlâ apartman boşluğunun gün ışığı görmeyen penceresinde kuş sesleri beklersin?

Ali Lidar

SadeceOkur, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'yu inceledi.
 17 May 04:30 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Spoiler içerebilir! Noktalama işaretleri v.b yok gözüm kapanıp açılıyor yazarken ,benim incelemeler olsa olsa gevezelik olur yazmayacaktım hakkında birşey yorumlanamaz bazı kitaplar bu da o tür
Okudum mu okumadım mı ruhuna mı işledi varmıydı bu kelimeler yoksa hiç olmadı mı bu bilinmeyen bir kadından artık okuduğumuza göre yok öyle bir kadın...acayip bi psikolojik birikim ürünü dökülen sayfalardaki harflerden ibaret karakterlerden noktalama işaretlerinden yazarın beyninin içinde yaşattığı ve öldürdüğü karakterler onlarla bir yaşayıp öldüğümüz aşkın mutlu yüzü yok onu bi belirteyim bu imkansız aşkların,kendini bir hiçliğe, olmayana, bilinmezliğe adamanın kitabı ne söylüyor bilinmeyen kadın;
"-Sadece bir defa seninle konuşmak zorundaydım-ondan sonra yine dilsiz olarak karanlığıma geri döneceğim"
Ki hep susmuş yitik bir hitapla başlar ki:
-Sana,beni asla tanımamış olan sana"ilk saniyelerin de anlıyoruz bu kadının bu aşkı tek başına yaşadığını ve :
"-yalnızca sezebilirsin,fakat asla bütünüyle bilemezsin." kadere boyun eğip hakiki anlamda bilmesine rağmen:
"merakla dönüp baktığımda,senin durmuş olduğunu ve arkamdan baktığını" o an için onu maşuğu her ne kadar onu tanımasa da"Öyle sanıyorum ki,beni ölüm döşeğimden çağırsaydın bile,yataktan kalkıp seninle gitme gücünü toplardım"diyecek kadar ölü ve çaresiz...
Ondan olan meyvesi yanıbaşında ölmüş vaziyette yatarken 'inanın bu kısım asıl rahatsızlığımın sebebi ve bunun bu sayfaların gerçek olmadığını bana anlatan'bu mektubu yazması bana Türkan Şoray'la Kadir İnanır'ın bi filmi vardı adam Almanyaya gidiyor orada alaman hatuna gönül kaptırıyor çocuğu oluyor aşık Türkan bekliyor köyde çocuğu ölüyor kimselere vermiyor yaşadığı yaşattığı psikolojiyi travmaları geçiyorum filmi izlemenizi tavsiye ederim izlememişseniz çünkü buradaki bilinmeyen kadını o sahnede çocuğunun başının tüfek ile bekleyen Türkan'da can et ve kemiğe bürümüşler.Sanmam ki öylesine ölmüş bir kadın demek de istemiyorum ya evladı ölmüş bir anne otursun onun başucunda yazabilsin alelade kendinden aşkından, bahsedebilsin o üç geceden doğum gününde gönderdiği güllerden,evlenme teklifini kabul etmediği barondan vs... o anda bir kadının tek acısı evladıdır susar gerçek acı dilsizdir konuşmaya ihtiyaç duymaz 2013 yılında bir bebeğimi kaybettim bunu pek kimseye anlatmadım o sıralar daha yeni yeni o günkü açımdan bahse de biliyorum fakat o an değil.Karnımda öldü bilemedim.İstiyor muydum istemiyormuydum bilmiyorum tek evladımın yanına arkadaş olmasını-bu da doğacak olana haksızlık farkındayım ilki için ikinciyi doğurmak-ikiz dediler devlette ramazan ayı sıcak bir yandan kafa dönmesi kalkmıyor başım pek çok şikayetle Dr. çıktığımda beni zehirlemeye başladığını öğrendim.Halbuki ilk uğradığımız devlette bana iyisiniz bebek iyi demişlerdi ikiz olduğunu da orada söylemişlerdi.Özele gittiğimde ise hazneye kan dolmuş ikiz falan değil hemen almalıyız sizi zehirliyor diyerek apar topar aldılar hissetmedim hiçbirşey ölü gibi bitti sağlık ocağındaki Dr. iğne vururken:
"-aman takma alemi yap kahveni kendine iyi davran şu haline bak silkelen ölüden farkın yok dediğinde başladım ağlamaya ne aleminden bahsediyorsun bir kere daha bin defa daha çocuğum olacak olsa yapacak artık ne isteğim ne yaşamaya takatim var ölüyüm evet dilsiz bir ölü diyemedim sustum ve ağladım çok uzun süre.depresyon diyebilirsiniz ben buna ölüm diyorum bunu anlatmasam bilemeyecektiniz niçin kızdığımı o kadına ve ben isteyip istemediğimi bilmediğim bir çocuğu kaybetmişken ölmüş isem sayın o kadın
kocaman canlı kanlı evladını kaybettikten sonra nasıl olurda aşktan hayattan bahsedebilir diye düşünmem kitabın hayal dünyasından sıyırdı bu gerçek değil dedi ...
Fakat tabiki bu kadın aşktan tek aşktan bir kadın olduğu düşünülürse ondan hiçbirşey istemeden evladını söylese inanmama ya da onu aldır diyebileceği şüphesi ve:
"Seni tanıyorum senden fazla,aşkta kaygısızlığı,oyunu seven sana baba olmak kaderin sorumluluğunu yüklemek nahoş gelirdi.sen ki özgürken nefes alıyor'söylese'bu bağlılık durumundan ötürü nefret ederdin diyor nasıl bir aşk adayış psikoloji izin yine yeniden tam orta yerine baronla evlen dedim duymadı beni gerçekten tek aşkı evladı olan bir anne yapardı fakat öyle büyük bir aşk doldurmuştu ki onu.Kitabı okurken zihnine üşüsen kitap, yazar hakkında hiçbişey şu an gelmiyor zihnim darmadığın.
Ondan hiçbirşey istemedi yalnızca vazosundaki güllerden bir kaç tane ve son soluğunu verirken vasiyeti ise kendine gül al idi.
Kitabı elime aldığımda bu tür bir kitap olduğunu bilmedim başlamazdım açık net şu ara okumazdım.Sayfa sayısı az iyi arada gider dedim hani abartılıp okunulan kitaplar olur ya böyle vakit geçirirsin gülersin eğlenceliklerden sonra hiç bi şey kalmaz ana kitaplarına geçersin bu kitap kendini unutturmaz .Zweig'le ilkim arabada giderken yaşadı dalıp gidince,camdan dışarıya bakarken,deli yağmurlar yağıp sel basarken,şimdi horozlar ötüp bahçemden şakıyan kuş sesleri gelirken,hastanede oturduğum kafede Dr.beklerken aldı götürdü beni fark ettim ki kopmuşum yine bir ağlayıp bir gülüyorum onlarla geziniyorum R.ye Umutsuz aşkının gözünden Zweig'in beyninin içindeyiz ...çenem düştü yine