Çocuk Kral TUTANKAMON
Çocuk Kral Tutankamon (Tutankhamun, Tutankhaton) Tutankhamun ya da Tutankamon, (Amun'un yaşayan resmi ve Amun şerefesi adına) Mısır'lı bir firavundur. M.Ö. 1333 - M.Ö. 1323 yılları arasında hüküm sürmüştür. Asıl adı, Tutankhaton'dur. Tektanrılı Aton dinini kuran, IV. Amenotep (Akhenaton)'in oğludur. Babası ölünce, başka bir anneden olan yarı kız kardeşi Ankhesenamen ile evlenerek tahta çıktı. Saltanatının ilk çağlarında, Mısır'ın eski çoktanrılı dinine dönüş yaşandı. Kendisi de Tutankhaton adı yerine Tutankhamun adını aldı. Böylece, IV. Amenetep'in kurduğu Aton dini söndü. Tutankhamun'un çağı barış içinde geçti. Çok genç yaşta ölen bu kraldan sonra, babasına vezirlik, kendisine de küçüklüğünde naiplik yapmış olan Ay, dul kraliçe ile evlenerek tahta çıktı. Firavun mezarlarından sadece biri istisna olarak hiç soyulmadan günümüze kadar gelebilmeyi başarmıştır. [1]
Tutankamon'un Kolyesinin Esrarı Mısır'ın efsanevi firavunlarından Tutankamon'un kolyesindeki taşların Dünya dışından kaynaklanan bir patlamayla yeryüzünde oluşmuş bir cam olduğu düşünülüyor.
Mısır'ın başkenti Kahire'deki Mısır Medeniyetleri Müzesi'nde 1996 yılında araştırma yapan İtalyan arkeolog Vincenzo de Michele, Tutankamon'un sarı-yeşil renkli bir kolyesini incelemeye aldı. De Michele, değerli bir taş olduğu var sayılan bu kolyenin aslında camdan olduğunu ve Mısır uygarlığından dahi çok daha önce yapıldığını ortaya çıkardı. Bu tespit Mısır arkeologları arasında şaşkınlık yarattı. Mısırlı jeolog Ali Bereket de söz konusu camın, doğada Sahra Çölü'nün gözden ırak bir bölgesinde kumun içine karışmış şekilde bulunduğunu ortaya çıkardı.
Tutankamon'un kolyesini süsleyen bu taşın nereden geldiği, kimler tarafından şekillendirildiği ise bir soru işareti olarak kaldı.
DÜNYA DIŞINDAN KAYNAKLI Avusturyalı astronom Christian Koeberl, söz konusu camın ancak çok yüksek bir sıcaklıkta meydana gelebileceğini, bu sıcaklığa ise yeryüzünde ulaşmanın mümkün olmadığını öne sürdü. Koeberl, camın uzaydan Dünya'ya geldiğini iddia etti. Ancak, camın bulunduğu bölgede meteor düşmesine kanıt sağlayacak herhangi bir bulgu yoktu.
Mısırlı uzman Ali Bereket Tutankamon'un kolyesindeki taşın aslında Sahra Çölü'nde bulunan bir cam olduğunu ortaya çıkardı.
ABD'li jeofizikçi John Wasson ise camın solüsyonunun Sibirya kökenili olduğunu öne sürdü. Wasson, uzaydan gelen göktaşlarının daha önce gökyüzünde şiddetli patlamalara yol açtığını ve benzer bir patlamanın da Mısır çöllerinde gerçekleşmiş olabileceğini belirtiyor. ATOM BOMBASINDAN DAHA GÜÇLÜ OLMALI İlk atom bombası için 1945 yılında yapılan denemelerde yapılan patlamalardan sonra New Mexico Çölü kumlarında incecik bir can tabakası meydana gelmişti. Ancak Mısır Sahra Çölü'ndeki kumlardaki cam tabakasını atom bombası deneylerinin yarattığından çok daha kalın. Bilim insanları, çölde atom bombasının etkisinden daha kalın bir cam tabakası yaratacak patlamanın ne olduğunu sorguluyor. Tutankamon'un yüz,ü şimdiye dek bulunan heykeller ölçü alınarak bilgisayarda yeniden yaratılmıştı.
Böylesine bir patlama ilk kez 1994'te, Shoemaker-Levy kuyrukluyıldızı Jüpiter'le çarpıştığında meydana geldi. Hubble Teleskopu bu çarpışmada Jüpiter'in atmosferinde oluşan şimdiye dek bilinen en büyük ateş topunu gözlemledi. TARİHTE ÖRNEĞİ VAR John Wasson, Güneydoğu Asya'da 800.000 yıl önce gerçekleşmiş doğal bir patlamada Sahra Çölü'nde meydana geldiği düşünülen patlamadan çok daha büyük bir etki yarattığını ortaya attı. Bu patlamadan sonra da 750 kilometre kare'ye yayılan bir alan yüzeyinde cam tabaka bıraktı. Patlamada herhangi bir krater deliğinin olmaması göktaşı ihtimalini de devre dışı bırakıyor. Wasson, bu patlama esnasında bölgedeki insanlar dahil tüm canlıların da öleceğini vurguluyor.
Watson'a göre, benzer bir olay Sibirya'nın Tunguska bölgesinde de gerçekleşti; hatta Hiroşima'ya atılan bombanın da benzer bir etkisi olmuştu. PATLAMANIN KAYNAĞI SORU İŞARETİ Sanda Ulusal Laboratuarı'nda görevli Mark Boslough, Jüpiter'i etkileyen söz konusu dev patlamayı süper bilgisayarda Dünya için bir simülasyonunu yaptı. Boslough, böylesi bir patlamanın yüzeyde 1.800 santigrat derece bir sıcaklık yaratacağını vurguluyor. Mark Boslough'a göre Tutankamon'un kolyesindeki camın oluşması için atom bombasının on binlerce katı büyüklüğünde bir patlamanın gerçekleşmiş olması gerek.
Simülasyonda böylesi bir patlamanın Sahra Çölü'nde bulunan ve Tutankamon'un kolyesini süsleyecek kalınlıkta bir camın da meydana gelebileceği ortaya çıktı. Simülasyonla ilgili olarak Boslough şunları söyledi; “Tutankamon'un kolyesindeki camın oluşması için atom bombasının tesirinin on binlerce katı bir patlamanın meydana gelmiş olması gerekiyor. Şimdi esas soru bu şiddete ulaşacak patlamanın yeryüzündeki kaynağı nedir?” [2]
Ailesi Baba: IV. Amenhotep (Akhenaton) oldu. Anne: Prenses Kia Kardeşleri: Smenkhkare Eşi: Ankhesenpaaten Oğulları: yok Kızları: yok [1] Akhenaton'un ölümünün hemen ardından, bütün ülkeye bu haberi duyurmak için ulaklar çıkartılmıştır. Bu haber, tüm ülkede üzüntü ve endişe yaratırken toplumun değişik kesimlerinde farklı duygular uyandırmıştır. Buna en çok sevinen kesim ise rahipler ve askerler olmuştur. Akhenaton o zamana kadar yapılmış olan süslü mezarların aksine basit bir mezar yaptırmış, süslemelerinde ise karısı Neferriti'nin imgelerini kazıtmıştı. Yapılan araştırmalarda Tutankamon'un babasının Akhenaton olduğu anlaşılmaktadır. Buna rağmen birlikte hiç resimleri kazınmamıştır. Tutankamon birisi hariç hepsi kendisinden büyük olan, altı üvey kardeşi prensesle birlikte kraliyet çocuk evinde büyüdü. Burada resim yapmayı ve kumlu arazide araba sürmeyi öğreniyordu. Babası şehri terk etmediği için kendisi de avlanmaya gidemiyordu. Sarayda bazı olayların kendisinden sakladığını, gelen mektupların gizlendiğini fark etti. Bunların yazılarının kendi yazılarına benzemediğini anlaması geç olmadı. Bu tabletler o zamanın uluslararası dili olan Akad dili ile yazılmıştı. Akhenaton'un ölümü ile kraliyet ailesi son yetişkinlerini de kaybetmiş oldu. Tutanhamon kraliyet soyundan kalan tek erkek çocuk olmasına rağmen henüz on yaşında idi. Yaşının küçük olması sebebiyle sarayda görevli memurlar arasında makam ve mevki kapma savaşı başladı. Bunun en büyük etkeni ise rahiplerden oluşmaktadır. Bu dönemde vezir Ay rahiplerin arasında üstünlüğünü kabul ettirerek diğerlerinden öne çıkar.
Taç giyme töreni için Teb'e yola çıkıldığında Tutankamon ve Anhesenamon ilk defa Amarna dışına çıkmışlardır. Eski Mısır'a döndükleri için yirmi yıldır kullanılmayan saraylar yeniden tamir edilir ve hazır hale getirilir. Tutankamon taç giyme törenini Karnak Tapınağında avluyu dolduran din adamları ve halkın huzurunda yapar. Kısa bir süre sonra kral ve kraliçe Armarna'ya geri dönerler. Fakat babalarının ölümünden sonra şehir eski canlılığını kaybetmiştir, sadece bir yıl kalabilirler. İki yıl içinde kraliyet tekrar Teb'e taşınır. Bir müddet sonra Armarna tamamen boşalır ve kimse kalmaz. Bunun üzerine Armarna'ya işçiler gönderilerek oradaki taş bloklar sökülerek başka projeler için kullanılır. [3]
Tutankamon'un Ölümü Dünya tarihinin en büyük arkeolojik keşfinin, “Tutankamon'un mezarının ortaya çıkarılması” olduğu söylenegelir. Oysa ki Tutankamon, Mısır tarihinin çok önemli firavunlarından biri değildir. Ramses hiç değildir. Peki arkeolojik açıdan onu bu denli önemli kılan olay nedir? Genç yaşında hayata gözlerini yuman firavun olmasının etkisi vardır elbette. Onu diğer tüm firavunlardan ayıran esas özellik, mezarı hiç soyulmayan ve tüm hazinesi günümüze kadar ulaşan tek firavun olmasında gizlidir. Yani mezar hırsızlarının gözünden kaçırdığı bir ayrıntı olmasa, Mısır tarihi içinde onca önemli firavun varken bugün Tutankamon'un pek de esamisi okunmayacaktı (Mısır hükümeti, ülkenin tanıtımında Tutankamon'un yüz maskesini kullanıyor.) Tutanhamun'un mezarını 1922'de İngiliz arkeologu Howard Carter buldu. Mezarında Mısır tarihini aydınlatan belgeler, çok değerli sanat eserleri vardı. Bazı kaynaklar, bu firavunun rahip tarafından öldürüldüğünü yazar ancak mezardaki mumyanın bulguları ünlü firavunun genç yaşında ölmesi sebebinin bacağındaki kırıklar olduğunu belirtir. Tutanhamun'un zehirlendiği söylentisi de vardır. Mumyasını bulan ve ilgisi olanların da çok yaşamadığı boş rivayetler arasındadır. Gerçekten de bu firavunun çok genç yaşlarda çıktığı tahta yirmili yaşların başında veda ettiği bilinmektedir. Bulunanlar arasında Tutankamon'un kolyesini incelemeye alan De Michele değerli bir taş olduğu var sayılan bu kolyenin aslında camdan olduğunu ve Mısır uygarlığından çok daha önce yapıldığını ortaya çıkardı. Söz konusu camın ancak çok yüksek bir sıcaklıkta meydana gelebileceğini, bu sıcaklığa ise yeryüzünde ulaşmanın mümkün olmadığı öne sürüldü. Uzaydan gelen gök taşlarının daha önce gökyüzünde şiddetli patlamalara yol açtığı ve benzer bir patlamanın da Mısır çöllerinde gerçekleşmiş olabileceği belirtiliyor. Ancak, camın bulunduğu bölgede meteora kanıt olabilecek herhangi bir bulgu yok.“Tutankamon'un kolyesindeki camın oluşması için atom bombasının tesirinin on binlerce katı bir patlamanın meydana gelmiş olması gerekiyor. Esas soru, bu şiddete ulaşacak patlamanın yeryüzündeki kaynağı nedir?” [1] Bilim insanları, Tutankamon'un birçok kişinin düşündüğü gibi öldürülmediğini, av sırasında savaş arabasından düşerek öldüğünü belirttiler. Tutankamon'un 1922’de arkeolog Howard Carter tarafından lahdinin bulunmasının ardından mumyasının 1968’te röntgen cihazından geçirilmesiyle birlikte kafatasında bir çöküntü fark edilmiş ve kafasına vurularak öldürüldüğü düşünülmüştü.
Ancak gelişen tıp cihazları sayesinde yeniden çekilen ayrıntılı röntgenlerde yapılan incelemeler sonucunda Tutankamon'un ölmeden hemen önce bacağının kırıldığı tespit edildi. Mumya üzerinde son yapılan incelemeler ise çocuk kralın atlı arabada ava çıktığında arabadan düşüp bacağını kırarak kan zehirlenmesinden öldüğünü ortaya koydu. [4]
Bir Cinayet Şüphesi Sonbaharın sonlarında on sekizinci yılını yaşamakta olan Tutankamon, tek başına uyumaya gider. Mısırlı köylüler eşleriyle beraber yatarken Mısır firavunları kraliçelerinden ve haremlerinden ayrı yaşarlardı. Tutankamon, basit eşyalarla döşenmiş bir odada uyumaktadır. Nöbetçilerden kurtularak gizlice odaya girmeyi başaran bir kişi pelerininin altında saklamış olduğu Mısır topuzu diye tabir edilen bir silahla kafasına vurarak yaralar ve geldiği gibi sessizce gider. Ertesi sabah hizmetçiler tarafından yaralı bir şekilde bulunur. Derhal vezir Ay ile karısı Anhesenamon'a haber verilir. Tapınaktan kafa yaralanmalarında uzman olan bir hekim çağırılır. Hekim firavunun kafasının tıraş edilmesi talimatını verir. Tıraştan sonra kafasındaki büyük bir yara görür. Kafasından darbe almış olduğu yerde kemik parçaları yoktu. Hekim aletlerini çıkararak yarayı temizler, fakat iyileşmesi ile ilgili yapabileceği fazla bir şey olmadığını, ölürse kendisinin suçlanacağını anlar ve tedavinin zaman alacağını ima eder. Kraliçe Anhesenamon üzüntü içinde büyücüleri çağırır. Büyücüler tarafından hazırlanan karışımla tedavi edilmeye çalışılır. Önce iyileşmiş gibi görünen firavun bir müddet sonra ağrıları artar ve ölür. Genç kral öldüğünde Krallar vadisinde bulunan ve yeni tamamlanmış olan bir mezara gömülür. Tutankamon'un bedeni mumyalanarak sonsuzluğa hazırlanmıştır.
Mumyalama işlemi fiziksel bir süreçtir. Her aşamasında dini törenler yapılır. En önemli aşaması ise vücudun çürümemesi için bedendeki nemin olduğunca çabuk bir şekilde kurutulması gerekmektedir. Mısırlılar ikinci bir hayata inandıkları için mumyalama işlemi yapmaktadırlar. Bu işlem sırasında yalnız kalbi vücutta kalır, işlevini bilmedikleri beyni atılarak geri kalan bütün organları tekrar dirildiği zaman tam olması için saklanırdı. Mumyalar sargılarla sarılarak süslenmiş tabutlara konur ve mezarında hayatta iken yapmış olduğu olaylar anlatılırdı. Ayinde hayvanlar kesilerek kurban edilirdi. Törenden sonra yemek verilir, kullanılan bütün malzemeler kırılarak bir çukura gömülür. [3] Mezarı Eski Mısır firavunlarından (krallarından) Tutankamon günümüze kadar bozulmadan ulaşabilmiş mezarıyla tanınır. Mısır'ın güneyin­de, Luksor yakınlarındaki Krallar Vadisi'nde yer alan bu mezar, 1922'de Lord Carnarvon'un yönetimindeki bir araştırma gezisine katılan İngiliz arkeolog Howard Carter tarafından ortaya çıkarıldı. Eski Mısır'da herkes gibi, ölen krallar da mumyalanır, ölümden sonraki yaşam için gerekli olduğuna inanılan çeşitli yiyecekler, içecekler ve değerli eşyalar­la birlikte gömülürlerdi. Bu yüzden kral mezarlarının bir çoğu sık sık hırsızlarca yağmalanmıştır. Tutanhamon'un mezarı, içindeki bütün değerli eşyalarla bir­likte el değmemiş olarak ortaya çıkarılan ender örneklerden biridir. Howard Carter bu büyüleyici mezarın en iç bölümündeki odalara ulaştığında, kendi deyimiyle "olağanüstü şeylerle karşılaştı. Tutanhamon'un mumyası iç içe geçmiş üç tabutun içine yerleştirilmişti. Dıştaki iki tabut altın kakmalı tahtadan, en içteki tabut ise som altındandı. Tabutlar daha sonra taştan oyul­muş bir lahde konmuştu. Mumyanın başı kralın yüzüne benzeyen, değerli taşlarla be­zenmiş altın bir maskeyle örtülüydü. Mumya­nın üzerine ve sargıların arasına çeşitli değerli taşlar ve tılsımlar yerleştirilmişti. Eski Mısır' da mumyanın başına yerleştirilen maskenin ölen kişiyi onurlandırmak, ruhlar dünyasına ulaşmasını kolaylaştırmak, ölen kişiyi kötü ruhlara karşı korumak ya da ölen kişinin ruhlar dünyasıyla ilişki kurmasına yardımcı olmak gibi işlevleri olduğuna inanılırdı. Mezarda, lahdin bulunduğu odadan başka üç oda daha vardı. Bu odalarda heykeller, yataklar, sandalyeler, sandıklar, kutular, bir savaş arabası, silahlar, elbiseler, mücevher­ler, tıpkı gerçek yaşamdaki gibi ölümden sonraki yaşamda da gerekli olacağına inanılan çeşitli eşyalar, gereçler, şarap ve yiyecekler bulundu. Altın ve değerli taşlarla bezenmiş mobilyaların en güzel parçalarından biri de aslan başlarıyla süslenmiş, altın kaplama ah­şap bir tahttı. Buluntular arasında en ilginç parçalardan biri de hâlâ çalınabilir durumda olan basit bir trompettir. Bu paha biçilmez hazine M.Ö. 14. yüzyılda Eski Mısır'da kralların ne kadar zengin ve görkemli bir yaşam sürdüğünü göstermektedir. Ne var ki, Eski Mısır'daki öteki kral mezarlarıyla karşılaştırıldığında Tutanhamon'un mezarının sıradan bir kral mezarı olduğu söylenebilir. Mezardan çıkan buluntuların çoğu Tutanhamon'un sağ­lığında kullandığı özel eşyalardır. Yapılan inceleme ve araştırmalar bize Eski Mısırlıların günlük yaşantıları, alışkanlıkları ve geleneklerine ilişkin önemli bilgiler sağlamıştır. Kral Tutanhamon'un mezarından çıkan buluntular Kahire'deki Mısır Müzesi'ne kondu. Ama mumya ve lahit Luksor'da kaldı. Tutanhamon Eski Mısır'da yaklaşık 200 yıl hüküm süren 18. hanedandan (M.Ö. yaklaşık 1539-1320) geliyordu. Tahta çıktığında henüz dokuz yaşındaydı; bu yüzden ülke yönetimini firavun naibi ve baş rahip Ay ile başkomutan Horemheb üstlendi. 10 yaşlarındayken krallı­ğını yasallaştırmak amacıyla, yönetimi sırasın­da Güneş tanrısı Aton'a dayalı tek tanrılı bir din oluşturmaya çalışan Kral Akhenaton'un üçüncü kızıyla evlendi. Tutanhamon hükümdarlığının ilk üç yılında önce Akhenaton'un benimsediği dinsel görüşleri değiştirmek ve tanrı Amon'a dönülmesini sağla­mak amacıyla, doğduğunda kendisine verilen Tutankaton adını Tutanhamon olarak değiştirdi. Eski tapınakları açtırdı, Amon rahiplerine ayrıcalıklarını geri verdi. Başkenti bugün Kahire yakınlarında bir kent olan Menfis'e taşıdı. Tutanhamon'un 18 yaşındayken bek­lenmedik bir biçimde ölümü ülkede şaşkınlık yarattı. Cenaze hazırlıkları acele bir biçimde yapıldı. Bazı uzmanların ileri sürdüğüne göre Tutanhamon Ay'ın kendisi için yaptırdığı mezara kondu. Tutanhamon'un Eski Mısır'ın siyasal tarihinde önemli bir yeri yoktu. Hatta mezarının yeri bile unutulmuştu. 20. hanedan döneminde mezarın üzerine VI. Ramses'in mezarı yapılmıştı. Eğer mezarı bulunmasaydı birkaç uzman dışında adını kimse bilmeyecekti. Mezarının el değmemiş bir biçimde ortaya çıkarılmış olması Tutan­hamon'un günümüzde adından en çok söz et­tiren firavun olmasını sağladı. Eskiden Tutanhamon'un mezarına giren kimsenin, kutsal olan bir şeye saygısızlık ettiği için ceza olarak beklenmedik bir biçimde öleceğine inanılırdı. Lord Carnarvon'un me­zarın bulunmasından yaklaşık beş ay sonra sivrisinek ısırması sonucu ölmesi bu boş inan­cın yeniden canlanmasına yol açtı. [6] Tutankamon'un mezarı krallar vadisi'nde yer almakta dır. Tutankhamun'un mumyası haricinde mezardan çıkarılanlar Kahire müzesinde sergilenmektedir. Mezar diğer mezarların görkemi yanında sönük kalır. Bugün bile bunun nedeni bilinmemektedir. Sanki Tutankamon aceleyle gömülmüştür. Araştırmacılara göre mezar bir soylu için hazırlanmaktaydı fakat o sırada Tutankamon ölünce aceleyle buraya gömdürüldü. Tutankamon'un mezarı iki odadan ve ilk odaya inen bir merdivenden oluşmaktadır. İlk odada bir at arabası, Tutankamon'un tahtı ve bunlar gibi Tutankamon'un hayattayken kullandığı paha biçilemez eserler bulunmuştur. Bu oda bulunduğunda, odanın Krallar Vadisi'nde yer almasından dolayı, bir mezar olması gerektiğini düşünen Howard Carter ve arkadaşları odanın duvarlarına vurarak duvarın arkasındaki boşlukları aradılar. Sonunda bir boşluk bulundu ve duvar kırıldı. Duvarın arkasındaki bir odada, yeni bir oda gibi görünen kocaman bir tahta kutu vardı. Kutu mühürlüydü. Howard Carter, mührü hayatında gördüğü ve göreceği en güzel şeyi görmüştü. Bir lahitin içindeki som altından tabut mum ışığında bile parlıyordu. Mükemmel Mısır işçiliği bu fazla bilinmeyen firavunun mezarında bile tüm gösterişiyle parlıyordu. Howard Carter bu keşfi ile kendisine iyi bir kariyer sağlasa bile fakirlik ve unutulmuşluk içinde ölürken cenazesine bir iki kişi dışında kimse katılmamıştır. Ayrıca mezara giren kişilerin ateşli bir hastalıktan teker teker ölmesi de firavunun laneti adında bir hurafe başlatmıştır. [1] Mezarındaki Meyveler Mısır'da firavun Tutankamon'un mezarında 3.000 yılı aşkın ve göreli iyi korunmuş 8 sepet meyve bulundu. Mısır Eski Eserler Yüksek Konseyi'nin açıklamasında, arkeolojik keşfin, Konsey Başkanı Zahi Havas başkanlığında bir Mısırlı arkeolog ekibi tarafından, Krallar Vadisi'ndeki Tutankamon mezarının hazine odasında yapıldığı belirtildi. 50 cm boyundaki sepetlerde bulunan ve Eski Mısır'da ölülere sunulan bir tür hurma olan palmiye meyvesinin hala iyi durumda bulunduğunu belirten Mısırlı arkeologlar, buradaki kazılarda ayrıca 20 adet bir metre yüksekliğinde armut biçimli kaplara rastlandığını, bunların firavunun öteki dünyaya yolculuğu için erzakla doldurulmak üzere konulduğunu düşündüklerini kaydettiler. [5]
Tutankamon'un Yüzü Bilgisayarda Yeniden Canlandırıldı Eski Mısır firavunlarından Tutankamon'un mumyası tomografi ile taranarak yüzü bilgisayarda yeniden yapılandırıldı.
Tutankamon'un bilgisayarda yaratılan resmi, firavunun Eski Mısırlı ressamlar tarafından yapılan portrelerine şaşırtıcı bir benzerlik gösteriyor. Eski Mısır'da bebek yüzlü olarak resmedilen firavunun robot resmi de ergenlik çağında bir genci andırıyor. Tutankamon 18 yaşında nedeni belirlenemeyen bir şekilde ölmüştü.
BEBEK YÜZLÜ FİRAVUN Bilgisayarda oluşturulan resim ile 1922 yılında İngiliz antropolog Howard Carter'in firavunun mezarında bulduğu altın heykel arasındaki ciddi benzerlik bilim insanlarını şaşırttı. Uzmanlar bunu Eski Mısır'da resim sanatının son derece ilerlemiş olmasına bağlıyor.
Bilgisayar resminde, Tutankamon sakalsız yüzü, yumuşak hatları, küçük çenesi ve çocuksu görüntüsüyle dikkat çekiyor. Tutankamon göz kalemiyle yüz hatlarını güçlendirmek makyaj yapıyordu. Tutankamon'un güçlü ve uzun üst dudağı, firavun hanedanının kalıtsal bir özelliği olarak kabul ediliyor.
1.700 ADET RESİM ÇIKARILDI Fransız, Mısırlı ve ABD'li bilim insanlarının katıldığı çalışmada, 3300 yıl önce yaşamış olan firavunun tomografiden elde edilen bin 700 adet görüntüsü harmanlandı. Mısır Antik Tarih Konseyi Zahi Havas, elde edilen nihai fotoğrafın Tutankamon'un Güneş Tanrısı olarak resmedildiği rölyeflerdeki portrelerine benzediği belirtti. Firavun Tutankamon'un öldüğü sırada sağlıklı olduğu ve 1.68 metre boyunda olduğu belirtildi.
AYAĞINDA KANGREN VARDI Firavunun mumyası 5 Ocak 2005'te mezarından çıkarılarak tomografisi çekilmişti. Tomografi çalışmaları bir yana, bilim insanları 9 yaşında tahta çıkan Eski Mısır'ın bu firavununun esrarengiz ölümünü aydınlatamıyor. Bilim ekibi Tutankamon'un başına sert bir cisimle vurularak öldürüldüğünü savunan teoriyi doğrulamaya yönelik bir kanıt bulamadı. Ancak genç firavunun ölümünü açıklayacak yeni bir bulguya ulaşıldı.
Tutankamon'un sol bacağını kırdığı ve kırığın deriyi yırtarak bir yara açtığı belirlendi. Bilim ekibi, firavunun bu yaradan enfeksiyon kapmış olabileceğini ya da kırığın kangrene dönüşmüş olabileceğini vurguluyor.
ÖLÜMÜ SIR PERDESİ Tutankamon'un bedeninin 1968'de röntgeni çekilmiş ve kafatasında bir çatlak tespit edilmişti. Bu bulgu firavunun başına vurularak öldürüldüğü şeklinde yorumlanmıştı. Tutankamon'un, kendisinden önceki firavunun lağvettiği çoktanrılılığı geri getirmeye çalıştığı için öldürüldüğü sanılıyor. Bir diğer açıklama da, genç firavunun kendinden sonra başa geçen başkumandanı Ay tarafından öldürüldüğünü ileri sürüyor.

Bünyamin Müftüoğlu, bir alıntı ekledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 8/10 puan

Alayım kızıma bir kutu boya
Boyasın kendini boydan boya
Alayım kızıma bir kangal sucuk
Doğursun bana boy boy çocuk

Türkiye'de Çingene Müziği, Melih Duygulu (Sayfa 49 - Pan Yayıncılık)Türkiye'de Çingene Müziği, Melih Duygulu (Sayfa 49 - Pan Yayıncılık)
Rumeysa, İlk Öğretmenim'i inceledi.
17 saat önce · 6/10 puan

Es Selâmün aleyküm.
Bir kitabı baştan sona okumayalı uzun zaman olmuş. Özlemişim.
Cengiz Aytmatov... Yıllardır adını sıkça duyduğum Sovyet Kırgız yazar...
O ve kalemiyle tanışmamı sağlayan kitap: "İlk Öğretmenim"

Hangimizin yaşamında özel bir yeri yoktur ki ilk öğretmenlerimizin?
Hangimiz sorulduğunda hâlâ bir çırpıda söyleyiveriyor ilk öğretmeninin adını?
Hangimizin hatrına ilk okullu olduğu yıllar geldiğinde şöyle bir gözleri doluyor?

Benim!
Ben ilk okullu olduğum yıllarımı bir köyde geçirdim. Bir köyde okudum ilkokulumu. Orda 'ilk öğretmenim' sayesinde sevdim okumayı ve öğrenmeyi.
Ve şimdi..
Allah nasib ederse yıl sayıyorum "öğretmen olmak" için.

Doğan Cüceloğlu'nun tabiriyle:
Allah nasib ederse öğretmenlik yapmak için değil, "Öğretmen olmak" için!

Bilmiyorum, Düyşen kadar 'fedakar' bir öğretmen olabilir miyim ?

Peki öğretmen olmak için birkaç masa ve sıra, bir kutu tebeşir, bir silgiye mi ihtiyaç duyacağım?
Burada kitap yetişiyor imdadıma.
Hayır!
Düyşen , aslında yoksul bir ailenin çocuğudur ve askere gittiği zaman çat pat alfabeyi ve rakamları öğrenir. Askerden döndüğü zaman köyün stabil giden talihine bir " Dur!" diyerek çocuklara okuma-yazma öğretmeye karar verir.. Hikayenin bundan sonrasında çok çeşitli zorluklar baş gösterse de bu fedakâr ve disiplinli öğretmen sözünden dönmez ve çocuklar için kendi emekleriyle derme çatma bir okul yapar.


Öksüz çocuk Altınay'ın hayat hikayesi de Düyşen Öğretmen'ini, ilk öğretmenini tanımasıyla yön değiştirir ve kitabın Genel içeriği Altınay'ın Düyşen öğretmen ile geçirdiği okul yıllarını ve okul yıllarından sonraki hayatını anlatır. Tabi bir de, çoğu küçük çocuk gibi Altınay'ın öğretmen Düyşen'e -muhtemelen vefa duygusunun getirdiği- aşk itirafından bahseder (:

Okunmalı mı?
Okumayan bir şey kaybetmez. Yeni bir kitap okumuş olur.
Ben beğendim mi?
Doğrusu, daha ziyade ufuk açıcı şeyler okumaktan hoşlandığım için bana biraz sıradan geldi :/
10-15 yaşlarındaki bir çocuğa daha uygun olduğunu düşünüyorum seviye olarak.
Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar...

*Bu incelemem ilk öğretmenime armağanımdır.

Selam ve özlemle ...

Kutudaki Kar Topu
NOT : Okurken şu parçaları da açmanızı öneririm :)

https://youtu.be/5zr1YTZcmrw
https://youtu.be/9f7UyUDHFaA
------------------------------------------------------------


Anamın köyünden dönüyorduk. Hava kar kıyamet. Bindiğimiz dolmuş güç bela ilerliyor sapa yolda. İçerisi soğuk. Dolmuşa binerken Süleyman abinin elime tutuşturduğu ufacık kutuyu tutuyorum sımsıkı. Sanki yüreğim elimde.

Kutu canlı gibi. Kaşkolum, berem ve eldivenim ile korunmaya çalışıyorum soğuktan. İki tane delik var kutuda. Derken birisinden beyaz bir şey fırlayıverdi dışarı. Ne olduğunu bilmiyorum. Korktum elimle dokundum, geri içeri çekildi. Bir süre kutudaki kıpraşmalar kesildi. Ben de uyuya kalmışım.

Eve gelince uyandırdı babam. Ben ve kutum koşa koşa eve girdik. Bir açtım kutuyu ki; içinden, dışarıdaki yağan karı hasetinden çatlatacak beyazlıkta bir yavru tavşan çıktı. Hayatımda gördüğüm ilk tavşandı bu. Önceden sadece çizgi filmlerde görmüştüm. Sanki bir beyaz yün yumağı elimdeydi. Yumuşacık, sıcacık, gözleri kızıla çalan bir kar topu. Adını nedendir bilmem “Mikmik” koydum. Biricik dostum oldu ondan sonra.

Zamanla büyüdü kocaman oldu. Ben beş yaşlarındaydım, o ise bir yaşını geçmişti. Artık yoldaşlığımız ayrı bir boyuttaydı. Beraber yemek yiyor beraber yaramazlık yapıyorduk. En çok lahana, havuç ve turp yemeye bayılırdı. Sobanın önüne bir sofra bezi sererdi anam, üstüne kelem, havuç ve lahana.. evde ne varsa artık onu koyardı önümüze. Mikmik bir yandan ben diğer yandan girişir, çıtır çıtır, kıtır kıtır, hart hurt yer bitirirdik. Karnımız doyunca da sobanın yanına kıvrılırdık. Beraber uyurduk. Bana sarılırdı bile. Otururken ufacık görünürdü. Sakın görüntüye aldanmayın ha! Uzandım mı benim boyuma yaklaşırdı.

Bir gece evdeki daktilo ile oyun oynuyorduk. Ben her zamanki gibi çalışan insandım o ise yanımda çay içmeye gelen ahbabım. Kimsecikler yok, herkes uyumuş. Sadece üçümüz ayaktayız; ben, Mikmik ve turuncu daktilom. Kırlentten yapılmış masamda yazı yazıyorum çat çat çat diye, ufak güçsüz parmaklarımın gücü yettiğince elbet. Yoruldum bıraktım. “Bugünlük bu kadar iş yeter Mikmik. Gel pencereden bakalım”.

Daktilom da bizimle geliyor ve divana zıplıyoruz. Perdeyi aralıyoruz. Dirseklerimi camın mermerine dayıyorum ve dışarıyı izliyoruz; ben, Mikmik ve daktilom. Sokak lambasının turuncu ışığı ile yağan kar enfes bir görüntü sunuyor üçümüze. “Şu nedir?” diye soruyor daktilom. Kayısı ağacı diyorum. Ama aslında o bir at. Gündüzleri üzerine çıkıyorum ve uzak diyarlara gidiyorum. Kazağımın içine Mikmik’i sokuyorum ve uzak diyarlara dört nala gidiyoruz dıgıdık dıgıdık dıgıdık!

“Peki ya şu uçan şey ne?” diye soruyor Mikmik. Açıkçası ben de bilmiyorum onu ama bir melek olsa gerek. Gerçekten de bir şeyler uçuşuyor havada ama ne olduklarını bilmiyorum. Bembeyazlar ve kanatları var sanki. Belki de aklım bana oyunlar oynamaya o zaman başlamıştı. Çoğu kez evdekileri korkuturdum, arka odada birisi var diye. Gaz lambası ile gezer Mikmik’i peşime katar, bilinmeyen yerlere giderdik hayallerimizde. Hayallerimiz de ortaktı onunla, hep benimle gelirdi.

Bir sabah dostum kayboldu ve öğle sonu çıkageldi. Peşine de komşumuz ve şikayeti geldiler. Şikayeti diyordu ki: “sizin hayvan benim bahçemde bir tane sebze komadı.”

Bu olaylar bir kaç defa daha tekrar edince Mikmik geldiği yere gitmek durumunda kaldı. Çok üzüldüm, ağladım. O benim ilk arkadaşımdı. Bir daha onun gibi kimseye yakın olamadım elbet.

O günden sonra daktilom da sustu. Yazı yazdığım ofisi kapattık, kepenkleri kilitledik. Artık kar da eskisi gibi yağmaz oldu; ne periler geldi gecemize ne gaz lambası ile uzak ülkeleri keşfe çıktık. Kayısı ağacı yerinden kımıldamaz oldu. Sarıldım kayısı ağacına, kalbi atmıyordu.

Mihemedê NOJDAR, bir alıntı ekledi.
17 May 11:10 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Bir kutu kola nın dakika dakika etkileri
Bir kutu kola içtiğimiz zaman vücudumuzda ne gibi değişiklikler mey-
dana geldiği bilimsel olarak incelenmiş ve şu sonuçlar elde edilmiştir:
• İlk 10 dakikada, kana hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal gün-
lük dozun 100 katı kadardır. Bulantı olmamasının nedeni, içinde bulunan 'fos-
forik asittir'.
• İlk 20 dakikada, kan şekeri aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreastan
aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak
depolanmaya başlar.
• 40 dakika içinde kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir,
karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.
45 dakika içinde beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin
etkisine benzer bir etki meydana gelir).
• 60 dakika içinde ani açlık hissi oluşur.
• Kolaya ve tatlılara saldırılır.
• Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücu-
dun tüm hücrelerinde leptin ve insülin direnci gelişir.
• Şişmanlık başlamıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.

Karatay Diyeti, Canan Efendigil Karatay (Sayfa 44)Karatay Diyeti, Canan Efendigil Karatay (Sayfa 44)
Melike, bir alıntı ekledi.
15 May 23:02 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

1kutu pudra = kaç cilt kitap??
Kitap, sizin nazarınızda tuvalet eşyası meyanında* olmadığı için yalnız anlamak yahut düşünmek için okuyorsunuz. Halbuki birçok kadınlar malûmatlarını zarafetlerinin bir mütemmimi** addederler ve bir kitapla bir kutu pudra, onlar için, hemen hemen aynı şeydir.

*arasında
**tamamlayıcı

Bir Tereddüdün Romanı, Peyami Safa (Sayfa 53 - Ötüken)Bir Tereddüdün Romanı, Peyami Safa (Sayfa 53 - Ötüken)

DM Yokmuş Biz De İnandık !


Lise yıllarımda bazı erkek arkadaşlarım yüzük parmaklarına evli erkeklerin taktığı gümüş yüzüklerden takarlardı. “Hayrola, nişanlandın mı?” diye sorduğumuzda da, “Yok be ağabey, kızlar uzak dursun diye takıyorum” derlerdi. Zira bizim okul polis koruması altındaydı. Yürüdüğümüz yollarda barikatlar vardı. Biz bufaloyduk, kızlar aslan. Yalnız gezmemeliydik. Bizi gördükleri yerde yerlerdi. İşin şakası bir yana 32 yıllık hayatım boyunca (bir kişi hariç) tanıdığım hiçbir ama hiçbir erkeğe bir kız sarkıntılık etmedi. Ve sizi temin ederim, çevrem çok geniştir. Gerçekler de acı…

Türk kızları nazlıdır, adamı öldürürler ama ilgiden değil, tepkiden öldürürler. Bu da övünülecek, gurur duyulacak bir şeydir. Kanaatimce bir milletin kızları ne kadar nazlıysa ahlakı da o kadar güzeldir. Bu kanaatime katılın veya katılmayın dünya kamuoyunun kabul etmek zorunda olduğu bir hakikat var. O da bizim kızlarımız bizim erkeklerimize asılmaz. Eminim Londra’da, Paris’te, New York’ta oluyordur böyle işler. Oralardan konum atan arkadaşlar daha iyi bilirler ama bizde olmuyor işte. Olmayınca da bekâr bir deli-kanlının parmağına yüzük takmasının bir anlamı olmuyor. İşin aslını sorarsanız o deli-kanlı da zaten yüzüğü kızlar rahatsız etmesin diye takmıyor. Aksine içindeki kızlar tarafından rahatsız edilme dürtüsünü bastıramadığı için takıyor. İyi de yapıyor. Psikoloğa gidip kutu kutu uyku ilacı içmesinden evladır, parmağına bir isyan halkası geçirmesi. O isyan halkası çoğu terapiden daha az dokunur adama. Dinç tutar, gözünü açar, umudunu besler. Sözde psikolojik terapiler gibi uyutmaz, bunaltmaz, budatmaz insan evladını.

Sadede geleyim. On beş yıl önceki genç erkeklere çok laf ettim. Cevap hakkı doğdu. O erkeklerden biri olarak bu hakkı da ben kullanmak istiyor, objektifi on beş yıl öncesinden günümüze çeviriyorum ve odağa erkek cinsiyeti yerine kız cinsiyetini alıyorum. Zamane kızları sosyal medyada fink atıyor. Bir kısmının profil bilgilerini de “DM X” veya “DM Yok” ibareleri naylon toka gibi süslüyor. Naylon faturaları bilirsiniz, dolandırıcılıkta kullanılan sahte faturalardır. “DM X” veya “DM Yok” ifadelerinin büyük bir kısmı da naylon tokadır. Hadi naylonu anladık da neden tokadır diye soracaksınız. Çünkü az önce kurduğum cümlenin gelişine toka uyuyor. Yani tokanın imgesel çağrışımları olmakla birlikte benim de bildiğim bir anlamı yok.

Bu yazı elbette bir sosyal medya kullanma kılavuzu değildir. Fakat yine de herkesin bilmesi gereken bazı sosyal medya kurallarını hatırlatmakta yarar var. Eğer gerçekten istemediğiniz kişilerden DM almak istemiyorsanız Facebook, İnstagram, Twitter ayarlarından bunu kolayca sağlayabilirsiniz. Bu üç büyük platformun üçü de büyük bir cömertlikle sadece tanıdığınız kişilerin size direkt mesaj atabilmesi hakkını mahfuz tutuyor. Özel hayata saygı işte böyle olur. Her ne kadar Snowden’ın ifşalarına göre CIA her şeyimizi görüyor olsa da onu çok büyütmemek lazım. CIA kimin örgütü sonuçta, adamlar insanlık için çalışıyorlar. Bizi bizim için gözetliyorlar. Sonuç olarak ne demek istiyorum. Direkt mesaj CIA’den gelmiyorsa istemediğiniz kişilerin size direkt mesaj atmasını engelleyebilirsiniz. Teknik olarak profil bilgilerinize “DM X” veya “DM Yok” yazmanıza gerek yoktur.

Peki, bazı zamane kızları profil bilgilerine neden “DM X” veya “DM Yok” yazıyor. İşte bu benim sorum.



Mükerrem Mete

Hayat
Bir fesleğen kokusunda duyumsamak ve olduğu gibi kabullenmek, zamanı geldiğinde tüm zorluğuna rağmen bir gökkuşağı renginde seyredebilmek, bazen de bir annenin şefkatiyle sarılmak hayata. Her ayrılığı bir kavuşmaya döndürebilmek en zor anlarda. Beyaz bir mendil semada ayrılıklara ortak olurken, eller acı acı sallanırken ve istasyonda son bakışlar dolaşırken merhabalara yelken açmak.

Bir balıkçı gibi umutlara doğru ağ atmak ve bir deniz yıldızının yorgunluğunda kıyıya vurduğunda kendini yeniden maviliklere teslim etmek hayatın ta kendisi belki. Bir martı edasıyla acıların üstünden geçebilmektir hayatın özü belki de.Belki de geçmişi ve geleceği masal tadında yaşayabilmektir aslolan.

Ne olursa olsun hayat gerçektir. Ne uyandığında gördüğünü hayra yorabileceğin bir rüya, ne de çocukken bir uçurtma kadar renkli sandiğın hayallere benzer.Bazı an gelir deli bir fırtına gibi tutar kolundan savurur, bazen kışın ortasında baharı yaşatır gönlüne. Çıkmazlara girersin, patikadan yürürsün,yokuşlar tırmanırsın. Birgün bakmışsın düz yola çıkmışsın. Kocaman bir kutu gibidir hayat, içi süprizlerle dolu.Tahmin etme, hep yanılırsın.

Gençlik bahar mevsimidir yaşadığın ömrün. Hayat kovalar, sen kaçarsın. Sonra sonbahar gelir çalar kapını. Eskiden başında esen kavak yellerinin rüzgarı üşütür içini, kendine sarılırsın. Güz yaprakları gibi sararır düşlerin, düşlere kırılırsın. Ardından kış gelir. Peşini yaşlı bir gölge izler. Güzdüzler siyah bir sise bürünüp gece olduğunda karanlıklar serpilir üzerine ağır ağır. Yıldızlar parlasa da gözün yine karanlığın o serin o esmer koyuluğunda gezinir. Saatin sesi gecenin sessizliğinde sana yalnızlığını haykırır, sen unutmak istedikçe. Müptelası olduğun bir gülüş, özlediğin bir çift göz sonsuzlukta gözlerinden geçer durur, kimbilir kaç kez?

Herşeye rağmen kışı yaşarken bile her şafak yepyeni umutları getirmeli, uçup giden hayallerinden bomboş kalan avuçlarına. Binlerce kez solsanda bir çiçek saflığında tekrar açabilmeli ve aynada kır saçlarınla kendine gülebilmelisin. Ta ki; hayat sana sırtını dönüp gidene dek!

Alıntı