Hatice şifa kaydı

“Biz Osmanlılar tüm unsurlarımızla bir aradayız!” manasında bir gösteriş mesajı da var. Aslında haklı bir yanı da var çünkü ırkçılık yapılmamıştır. Ama bu muhtelif ırklardan oluşan Enderun’dan çıkan kişi iyi bir Müslüman olarak çıkmıştır. Sarayda yetiştirilen kadın da nereden geldiği önemsenmeden, iyi bir eğitim görüyor, sonra iyi bir Müslüman oluyordu.
Reklam
Sultan Abdülhamid tarihe nasıl maloldu? Bugünkü yöneticiler kendilerine sorsunlar: “Acaba 100 sene sonra insanlar bizi anmak için de konuşur mu?” diye. Bu çok önemli bir şey. Demek ki burada tarihe mal olan bir kişilik vardır. Cihan Harbi’nin en zor günlerinde, “Hakan-ı sâbık” vefat ettiğinde Beylerbeyi Sarayı’ndan cenazesi kaldırılmış, cenaze mahalle aralarından geçirilmiş ve nihayetinde Divanyolu üzerinde Sultan Mahmud Türbesi’ne ulaşmış. O dönemde İttihat ve Terakki’nin harp içinde diktası var. Zaten harpte herkesin her istediğini yazıp söylemesi de beklenmemeli. Ama evlerin pencerelerinden birtakım kadınlar çıkıyor ve şöyle diyorlar: “Bize ekmeği 10 paraya yediren, kömürün okkasını 5 paraya aldıran padişahım, bizi bırakıp nereye gidiyorsun?” Demek ki, bir insan, bir yönetim orada kendini aklamıştır. Onun da kara tarafları vardır ama muhasebe yapıldığı zaman, aklarla karalar ayrılır ve ortaya ne çıkmış, ona bakılır. Tarihçi bu bilançoyu namusla, dikkatle, ilmî hassasiyetle yapmak zorundadır. Bunu yapmaz da çalakalem giderse, işte o zaman İstanbul sokaklarında pencerelerden uzanıp ağlayan kadınlar tarihçiyi yalancı çıkarırlar.
Sultan Abdülhamid devrinden alacağımız miras ve dersler neler? O dönemde Türkiye ve İmparatorluk halkı büyük işler becermiştir ve biz bugünkü halimizi bu temel üzerine inşa etmişizdir. Geleceğimizi de bugünün üzerine inşa edeceğiz. Bunda hiç şüphe yoktur ve parlak bir gelecek inşa etmek için büyük şansa sahip olan nadir milletlerden biriyiz. Bunu kimse unutmasın. Bu, insanlara belki iftihar vesilesi olabilir fakat aynı zamanda müthiş bir mesuliyet getirmesi gerekir. Türk çocuğu, etrafının sorumluluğunu taşıyan bir insan olmalı ki olmak zorundadır, yarın bir gün etrafımızda içtimai, iktisadi ve siyasi bir zelzele olduğu zaman seyirci kalmayalım. Kalamıyoruz zaten; bugün fakruzaruret içindeki Gürcistan bizden medet umuyor. Yangın içindeki Azerbaycan bizden medet umuyor. Asya’da bir şey olsa bize bakıyorlar. Balkanlar’da yangına uğrayan, bize bakıyor. Peki, biz buna “hayır” mı diyeceğiz? Diyemiyoruz. Onun için “Kabuğumuza çekiliriz” fikrini unutalım. Niye kabuğunuza çekilemezsiniz? Çünkü bir imparatorluğun bakiyesi üzerindesiniz. Burası Lüksemburg Dükalığı değil, birtakım sorumluluklarımız var; o sorumluluk gelip yakamıza yapışır. Oraya yardım etmek zorundasın. Niçin yerinde oturamazsın? Çünkü üzerinden daha 100 sene geçmemiş, biz oralardaydık. İşte onun için II. Abdülhamid devrine bakıyoruz. Mükemmel müesseselerimiz var. O müesseselerimiz tarihten geliyor ve o müesseseler o haliyle yaşamaya devam ediyor. Ama bahsettiğimiz infiratçılığın aşırı ölçüde takibi de var. Bu da o dönemin zaafıdır ve ileride görülecektir. Bu 100 yılın içinde, 150 yılın içinde olduğu gibi 20 yılda da görülebilir.
Peki, biz bu şuura sahip miyiz? Şimdi burada tarih ve şuur olarak değişmemiz lâzım. Bizim battığımız, çürüdüğümüz, çöktüğümüz doğru değildir. Senelerce bu memlekette hem sağda hem solda insanlara tarihte bu öğretiliyor. Bunun kadar manasız, bunun kadar gerçekle teması olmayan, indî, üstelik de tahribkâr bir yorum yoktur. İnsanların bir kısmı bunu safdilliğinden, üzüntüsünden söyler. Bir kısmı da cehaletinden ve siyasi amacından söyler. Hiçbir şekilde battığımız falan yoktur. Biz diriyiz. Daima değişiyoruz, daima değişen dünya şartlarına kendimizi uydurmaya çalışıyoruz ve öncü olmak için kavga ediyoruz. Üstelik önümüzde model de yoktur. İslâm âleminde Türkler için model yoktur; çünkü biz modern bir dünyada muasır medeniyeti hem benimsemek, hem de onunla kavga ederek tarihimizi ve kimliğimizi korumak zorunda olan bir milletiz. Bunu yaparken çok büyük kahramanlıklar, çok asil manzaralar çizdiğimiz gibi hayrete şayan kusurlar ve şaşkınlıklar da sergiliyoruz. Hepsi kendi çizdiğimiz tarihî senaryoya, yazdığımız maceranın muhtevasına dâhildir. Onun için burada yeise kapılarak, gayriilmî bir tarih çizilemez. “Biz batıyoruz” ne demek, 75 milyonluk bir kitle batar mı? Bu mümkün değildir. Bu sikleti emecek deniz bulunmaz. Bu tarihe yakından baktığınız zaman, görürsünüz ki bu insanlar her zaman devlet şuuruna sahip olmuştur. Her zaman mücadele etmek zorunda kalmışlardır ve mücadele de etmişlerdir.

Hatice şifa kaydı

, bir kitabı okumaya başladı
İlber Ortaylı
8.2/10 · 3.989 okunma
Reklam