“Galiba mı? Kızın nesi eksik olabilir? Daha büyük meme falan mı istiyorsun? O…”
“O, sen değil.”
“Ne?”
“O. Sen. Değil.”
Ağzımı kapattım ve söylediğini sandığım şeyi söylediğine inanmaktan korkarak ona baktım.
“O güzel biri fakat müzikten bahsederken yüzü ay gibi parlamıyor. Eğlenceli biri ama şaşırınca-içeceğini-püskürten-tarzda eğlenceli değil.”
Hiç o kadar güzel, o kadar cesur, benim için o denli bariz şekilde yanlış bir şey görmemiştim.
O, bir şeytandı. Tanrısal bir varlıktı.
O, bir erkeğin insan formundaki mahvıydı. Benim mahvım.
Onun gerçek cesedini kollarımda tutmamla arama tek bir ani hareket kalmıştı. Yine de o bana direnmek için hiçbir şey yapmamıştı. Ben ellerimde onun hayatını tutarken o elleriyle yüzümü tutmuştu. Bana görülmeyi hak ediyormuşum gibi, beni görmek istiyormuş gibi bakmıştı. Ve ismimi söylediğinde, o ses ağzından çıktığında aklım başıma gelmiş, kalp atışlarım hızlanmış, düşüncelerim birbirine karışmıştı.
Sonra ondan bir şey istemiştim. Daha önce kimseden istemediğim bir şey.
“Kal.”