Her şeyi mükemmel yapmaya çalıştıkça daha da berbat ediyormuşum meğer, bilemedim. Küçük kırgınlıklar kocaman dağlara, görmezden gelinen hatalar dönüşsüz yollara, söylenmeyen her söz bıçak gibi kesilmiş susuşlara dönüşüyorlarmış.. Ben, yapılan her yanlışı alttan almanın sevginin gereği olduğuna inandım hep. Bu yüzden çoğu hatayı sineye çektim. Fakat sineye çektiğim her kusur, göğsüme yer etmiş birer bıçağa dönüştü. Birlikte geçirilecek tek bir saniyenin bile her bir acıyı iyileştireceğini sandım. “Bu beni öldürmez” dediğim her küçük sıyrık, zamanla sarılmayacak kadar derin yaralar haline geldi. En kötüsüde neydi biliyor musun? Onca zaman yaşadığım her şey kendi kendimeymiş meğer. Kendi kendime sevmişim, üzülmüşüm; kendi kendime yaralanmıştım, beklemişim. Keşke zerre kadar çaba görseydim, keşke zerre kadar sevdiğini hissetseydin. Ancak bunca şey kendi kuruntummuş benim. Duygusuz bir duvardan incelik beklemişim, yosun tutmuş bir taştan beni anlamasını beklemişim. Hata etmişim..