"Biri bir süre uzakta olduğunda başta söylemek istediğiniz her şeyi biriktirirsiniz. Her şeyi aklınızda tutmaya çalışırsınız. Ama bu bir avuç kumu elimizde tutmak gibidir. Ufak ufak elinizden dökülür ve sonunda elinizde yalnızca hava ve iri taneler kalır. İşte bu yüzden herşeyi tutamazsınız.
Çünkü sonunda birbirinizi gördüğünüzde yalnızca büyük şeylere odaklanırsınız ve küçük şeylerden bahsetme zahmetine girmezsiniz. Ama hayatı oluşturan aslında o küçük şeylerdir."
"... bir parçam - umut etmiş, hayal kurmuş olan parçam- bütünüyle ölmüştü. O günden sonra artık onunla birlikte yaşamayı öğrenmem gerektiğini biliyordum. Belki bir süreliğine gizli tutabilirdim ama sonra güçlü çürüme kokusu gerçek durumumu başkalarına da açık edecekti."
"Sorular!
Hayatımın karabasanı, takıntısı, gündüzlerimi gecelere bağlayan, çoğunlukla bir ağa, bir düğüme dönüşen o kırmızı uzun iplikti. Evet, ileride ipin ucunu bulabilecektim, birisi onu benim elime verecek ve düşüncelereimin oluşturduğu çile çözülecek, bir düşünceler uçurtması halini alacakt. İpi elimde tutacaktımve onlar hafif bir esintiyle yükselecek, renkli, uzun, püsküllü kuyruğuyla çok yükseklere ulaşacaklardı."
Bahçede yüreğim patlayıncaya kadar koşuyordum ve iyice hızlandığımda, kollarımla havayı dövmeye başlıyordum. Sonra doğru anı yakaladığımda uçağın tekerlekleri gibi ayaklarımı yerden kesmeye çalışıyordum.
Kimi zaman ağabeyim de bu çabalarıma tanıklık ediyordu.
Sonra umutla, "Uçtum mu?" diye soruyordum.
"Evet. Sanırım biraz uçabildin. "diyordu beni mutlu etmek için.