Çok büyük bir arzuyla âşık olmayı denedim, hem de iki kez. Öyle ki, inanır mısınız bu yüzden acı çektim. Ruhumun derinlerinde bir şey acı çektiğime inanmaz, benimle alay ederdi, ama ben acıdan kıvranmaya devam ederdim, gerçek bir acı çekerdim, öylesine kıskanırdım ki; adeta delirirdim.
İtiraz etmeyi dene bir bakalım. Bağırırlar: "Nasıl olur efendim! Ayaklanmak yasak! İki kere ikinin dört ettiği kadar kesin bir bilgidir bu. Doğa size danışmaz, beğenmediğiniz bu düşünceler onun umrunda olmaz. Doğayı bütün sonuçlarıyla kabul etmelisiniz. Her şeyiyle, duvar duvardır..." Ama yüce Tanrım, ya ben bir sebepten doğa kanunlarından ve bu kati hesap ve sonuçlarından hazzetmiyorsam? O zaman beni niye ilgilendirsin bütün bu doğa kanunları? Elbette, yeterince güçlü değilsem bu duvarı yıkmaya kalkışmam saçma olur, fakat gücümün yetmediği koskoca bu duvara tamamıyla teslim olup boyun da eğmem.
Gençsin, çocuk ve aile istiyorsun. Fakat sana sorarım; bir çocuk istemeye mezun bir insan mısın? Faziletlerine, hislerine hakim, kendini zorlayabilen bir galip misin sana sorarım? Yoksa dileğini söyleten şey içindeki hayvan veya zina mı, yalnızlık mı, kendinle geçinememek mi?
Sana daha mütevaziyane yaklaşmayı öğrenmeliyim. Kalbim sana doğru çok hızlı akıyor. İçinde kısa, sıcak, ağır, mesut yazımın yandığı kalbim. Benim yaz kalbim...Senin serinliğine nasıl hasrettir!