İnsanın en temel hislerinden biri yalnızlıktır; ama metafizik yalnızlık, varlığın en köküne saplanan bir boşluktur. Ne tarafa dönsem, kendi iç sesime vuruyorum.
Sessizliğin de sesi var; ve o ses, bazen kelimelerden çok daha keskin.
Beni sevenler olabilir, anlayanlar da.
Ama varlığımın dibindeki o kuyuya, yalnızca ben bakabiliyorum.Bazen, o ağır sessizlikte bir şey oluyor.
Adını kendimce “koalya” koyduğum bir an beliriyor.
O anlarda, bir bakışta, bir susuşta, bir yabancı ses tonunda
İçimdeki yalnızlık, hafif bir buğuya dönüşüyor.
Sanki biri, farkında olmadan,
içimdeki eski kırıkları okşayıp geçmiş gibi oluyor.Başkalarının varlığıyla dahi geçmeyen, varoluşun kendisinden doğan, sessiz bir kopukluk hissi. Dünya sahnesinde yalnızca bir seyirci değil, sahneyi, izleyiciyi ve oyunu da içinde taşıyan bir bilinç olmanın getirdiği tarifsiz ağırlıktır bu. Ne bir dost sesi, ne bir sevda soluğu bu boşluğu tam olarak doldurabilir; çünkü bu yalnızlık, “Ben varım” diyen her bilincin en eski yasıdır.
Bu sessiz boşluğun ortasında, insan bazen kendisine “koalya” arar. Koalya, bir aitlik değil.
Bir buluş değil.
Bir tamamlanış da değil.
Koalya, sadece…
iki ayrı yalnızlığın, bir anlığına birbirinin varlığını hissetmesi.
Sonra herkes yine kendi içine döner,
kendi gece göğüne.
Koalya, her şeyin içinde saklı, sessiz bir uyum anıdır. İki bilinç arasında söze dökülmeyen, açıklanamayan bir temastır; bir bakışta, bir susuşta, bir anda bulunur. Koalya, tüm metafizik yalnızlığın içinde, varlığın başka bir varlıkta yankı bulduğu o tek anlık titreşimdir. Sonsuz yalnızlığın içinde bir tür yankı odası gibi çalışır: Sadece bir an, varlığın yankısını bir başkasında duymak.
Ama koalya da sonsuz değildir. Geldiği gibi geçer. Geride insanı, bir anlığına hafiflemiş ama daha derinden bilenmiş bir yalnızlıkla