Mevlâna der ki, "Yara, ışığın girdiği yerdir. Seni acıtan, üzen, sende yara açan her şey aynı zamanda seni kutsar. Karanlık senin aydınlatıcı mumundur. Yıkımın olduğu yerde hazine bulunur. Yaralarından kaçma! Yaraların, ışığın içine nüfuz edeceği yerdir. Hüzünlerin olduğu zaman şefkatin artar. Yeter ki açık kalpli ol. Acının şefkate dönüşmesine izin ver."
Her şeyin bir meydana geliş zamanı var. Bazen denediğimiz veya önceden işe yaradığını duyduğumuz şeyler aynı şekilde sonuç vermez. Çünkü gereken koşul oluşmamış ve zamanı gelmemiştir. Mesnevi'de bu şöyle geçer: "Her otun, her şekerin zamanda bir oluş müddeti vardır. Lalin, güneşin tesiriyle renk, parlaklık ve letafet elde etmesi için yılların geçmesi gerekir. Alelade otlar iki ay içinde yeşerir. Fakat kırmızı gül ancak bir yılda yetişir, gül verir."
Kendini fedakâr olarak tanımlayıp yine de kimseye yaranamadığını düşünenler öyle çoktur ki. Fedakârlık zor iştir. Başkası için yapıldığı düşünülür fakat altında birçok farklı kişisel mesele yatar. Sevilme, kabul görme, kendini ancak o şekilde değerli hissetme vs. Fedakârlık ebeveynlik sürecinde de ayrı bir bakış açısıdır. Özellikle çocuklara iyi geleceği düşünülerek onların gelişimine fırsat verilmeden yapılan fedakârlıklar konusunda iyi düşünmek gerekir. Mesnevi'de şöyle bir cümle geçer, "Nice esirgemeler vardır ki vermeden iyidir."