Süperegonun asıl kurnazlığı, özneyi yüksek taleplerine yetişememekle suçlamasıdır; bunu yaparken bir yandan da öznenin tüm girişimlerini baltalar (ya da öznenin yapabilme yeteneğine güvenmediğini alaycı bir biçimde ifade eder, sonra da öznenin başarısızlığıyla dalga geçer).
Geleneksel törenlerdeki ayinlerden beri biliyoruz ki, nesneler yalnızca gücü “sembolize” etmekle kalmazlar; aynı zamanda onlara sahip olan özneyi de fiilen gücü tatbik eden kişi pozisyonuna iterler - eğer bir kral asasını eline alıp tacını giyerse, sözleri de bir kralın sözleri olacaktır. Bu tür işaretler dışsaldır, kişinin doğasının gereği değildir: Asayı da tacı da istemiyorum; onları yalnızca gücümü kullana bilmek için elime alıyorum ve giyiyorum. Aslında beni “kastre ediyorlar”: Dolayımsız olarak var olan Ben ile işlevim arasında bir boşluk açıyorlar (yani ben asla işlevim düzeyinde olmadım).