''... Yeter artık yeter! Ben niye böyleyim? Niye ders almıyorum yaşadıklarımdan?'' diyerek ağlamasını hıçkırığa çevirdi Gülper. Bir yandan da duvardaki çatlağı koparıyordu.
(Duvardaki çatlağın ise yapacak neyi olabilirdi ki susmaktan başka. Yüzüne karşı yüzüne karşı ne desindi şimdi, kızı daha da mı üzsündü. Zaten kızın derdi kendine yeterdi .)
Hey gidi dedem hey! Kardeşin Kınalı Recep'i, çocuklarını ne çok sever, kız yeğenlerini karının iftiralarından hep korumak ister, hiç başaramazdın değil mi? O zamanlar yüzüne bakıp hani hiç soramadıklarım var ya, senin de bilip söylemediklerin...
"Olsun, yaşlılar farketmemiş gibi yapmayı en iyi becerenlerdir nasılsa." diyerek dedesi Hüsrev'e benzettiği yaşlı adamın, onun çaresiz halini görmesinden hiç rahatsız olmadı.
Hepgül Ablasındaki hoşgörüyü ancak şimdi anlayabiliyordu Firdevs.
"Narende Teyze gün görmüş bir insandır. Bakma şindi yaşlandı da, bööle sinirli oldu. Ee kolay değil tabi." dediği gün müydü, yoksa başka bir gün müydü neydi, kadıncağızın yüzüne karşı "Sen nenemi sevmeye devam et bakalım. Biliyo musun nenem senin arkandan hep tıs tıs Hepgül karısı diyo." dediği aklına gelince içi çok fena sızladı ve oturduğu yerin soğukluğu içine kadar işledi.
... şaşkın bir halde, parkta ter içinde etrafına bakındı Firdevs. Etraf, Firdevs'e hala kimsenin olmadığını ama az sonra güneş için gelecek yaşlıların olduğunu, 'dertleşmek istersen hadi çabuk dertleşelim'i hatırlatınca, Firdevs etrafın uyarısını duymuşçasına bir çırpıda
''Güzelim Hepgül Ablam. Keşke şimdi hayatta olsan! Sana hani o mor yemenini çalmaya karar verdiğim gün söylediklerimi değil de, içinde kocana karşı biriktirdiklerine rağmen, bembeyaz ve sessiz gülüşünle ne tatlı olduğunu söyleyebilsem keşke." deyiverip kalktı.