Bu kitap… söylenecek o kadar çok şeyi var ki, en kısa haliyle; kadın düşmanlığını karısına yazdığı mektuplar aracılığıyla özene bezene kusan bir adamı okumaya zorluyor
Mektubu yazan adam, egosunu tatmin etmek ve kendini güçlü hissetmek için özgüvensiz bir kadınla evlenmiş, kadın da çalıştıkça, ekonomik ve sosyal hayatta var oluyor ve sonra adamı terk ediyor/ terk edecek aşamaya getiriliyor. Ve adam bunu hazmedemiyor. Yalnız, kadının adamı terk etmesinin sebebi; özgüvene kavuşması değil, sözüm ona karısının iyiliği için çok şey yaptığını iddia eden ama bu iyiliklerinin altında karısını kontrol etmeye çalışan, onun zayıflığından beslenen, kadının yaptığı her işi eleştiren, karısını her konuda küçümseyen bir adamdan ayrılacak güce kavuşması. Karısını öyle insandan saymıyor ki, düşüncelerini bile kendisinin değil de bir başkasının ezberlenmiş lafları olduğunu söylüyor. Ve bu onca söylediği şeye kıyasla devede kulak kalır… alıntılar ekleyecektim fakat buraya tüm kitabı yazacağımı fark etmemle vazgeçtim.
Kitapta her sayfa paragraflarca konuşulacak/ konuşulması gereken şeyler. Çünkü kadın düşmanlığı öyle ince söylemlerle eylemlerle yapılıyor ki, bunu dile getirdiğiniz zaman duyar kasan, fazla hassas, gereksiz öfkelenen biri oluyorsunuz.. Fakat bu kitap kadın düşmanlığını öyle güzel yansıtmış ki, belki birçok kadının bile kültürel normlardan dolayı kabullenmiş olduğu şeylerin aslında kadını yok saymaya yönelik olduğunu gösteriyor.
Mektubu yazan adam gibi olan hiçbir erkekle ve bu erkeklere hak veren kadınlarla bu konuları açıklığa kavuşturamazsınız, çünkü kadınlara duydukları nefreti kendi içlerinde öyle mantıklı(!) gerekçelerle kökleştirmişlerdir ki ne dersek diyelim haksız çıkarırlar. Çocukluktan başlayan anneye duyulan güvensizlik ve sevgisizlikle baş edemezsiniz. Kendi