Hikmet

Kafamda bir ton düşünce Koyu defterime içini döküyor Sayfada ki kelimeler mayın tarlası Ateşini Saçıyor her yere Nereye dokunsam yara açıyor Ama içimi boşaltmakta şart İkisinde de kaybetmeye yakın biriyim Lavanta kokulu mum bana eşlik ediyor Sevilmemeyi yazıyorum Ateşimi ona verirken suyla söndürülüyorum. Bileğinde bir kelebek dövmesi Ah.. bir kelebek olmak bile güzeldir Mor tonlarına bulanmış bir kelebek bileğine yer edinmiş. O bile yer edinmiş ben ise onun reddetilmesine yer edinmişim. Gözlerine güzel gözükmediğimi anladım Napayım dışım böyle, sen benim kaç kere kendimle savaştığımı, gözyaşı döktüğümü, nefret ettiğimi bilir misin?
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ağaçların arasında yürürken Ruhumla beden sevincin ötesine geçmiş Kuşlar beni görünce öte öte alemi süsledi Toprak hareketlendi aleme döndü Vefayı üzerime döktü Etrafıma baktım,ileriyi görmek için daha çok ilerledim. Yolun ilerleyen kısmında bir Lavanta Bahçesi gördüm. Öyle mor renkler etrafı kuşatmıştı ki kokusu burnumda sanki cennete düşmüştüm. Lavantanın yanında bir kadın silüeti andıran biri vardı yaklaştıkça daha çok belirgenleşti. Üstünde beyaz bir pardesü vardı Lavantanın kokusunu burnuna çekiyor usulca çocuğunu seven anne şefkati ile çiçeği okşuyordu. Beni gördü ,şöyle bir günün özlemliğini gözleriyle bana verdi. bir kardeşin izlerini üzerime örttü. Verdiği maneviyat, dünyadan göç etmiş bir arkadaşımındı . Bu bahçe onun çiçekler ve dağların üzerinde dolaşan güzelliğin etkisiydi. Öyle birbirimize bakakaldık, bakmak konuşmanın yerini almıştı. Fazla duramadım verdiği etki zamanın ve dayanmanın sınırlarını aşan bir yerdi. Öylece geriye koşmak kaldı. Başladığım yere geri döndüm. Geriye sadece bu anı kaldı. Zaten gidenin de geride bıraktığı şeyler ruh'i anılar değil midir...
Gücümü içimdeki güçsüzlükle boğuşurken kaybettim. (Dostayevski) Evimde ki duvar üzerime geliyor Beni küçümsüyor, Üzerime boyalarını fırlatıyor. Boyalara bulanıyorum. Sert bakıcı beyazlığıyla korkutuluyorum. Lambanın ışığı karanlığımı aydınlatamıyor. Yatağım , reading cezaevindeki hücrenin taş betonu gibi ,yan hücreden Charles seslenir herkes öldürür sevdiğini, ya kendini öldüren nolacak Charles, kendini öldürebilme doruğunda zincirlenmiş bir beden ruha engel olabilir mi? Neyse ki kafamdaki yaşanan bu flashbackler arada bi uğruyor. Bir gün dostayevski, bir gün Oscar Wilde böyle uğrarlar bana Bedenen öldünüz, ama ruhunuz hep etrafımızda dolaşıyor,Bunu hissedebiliyorum.
Kaderime atılan düğümlere sığınıp öylece kalmak... Aşka meydan okuyorken, Kaybetmeye yol almak
Gözlerimle büyüttüğümü Karşımda bıçakla sarılı dururken Görmek ne kadar üzer adamı Ruhum çıkıyor , ortalık Bing bang gibi Herkes kendine yakışanı yaptı O terketmeyi, ben ise sevmeyi O kadar güzel sevmiştim ki Bıçağa sarılı buldum kendimi