Aristo ve Dante’yi seviyorum.
Onların aşkına aşığım.
Cassandra söylediğinde, Ari bunu acayip tatlı bulmuştu. Bunu sevdiğini bildiğim icin rahatlıkta söyleyebilirim, onların aşkına aşığım!
Aristo, bize bolca kendinden bahsediyor. Gey olduğunu kabullenmeye, bir erkeği sevmenin ne demek olduğunu anlamlandırmaya çalışıyor. Dante’yi sevmek çok güzel, bir o kadar da zor. Dante’ye aşık olmaya bayılıyor ve bir o kadar da korkuyor. Ari artı Dante aşk demekti fakat aynı zamanda da zorluk demekti.
Aristo Mendoza’nın hayatı bir daha asla kolay olmayacak. Fakat yüzleşmeyi öğreniyor. Ari cesur olduğunu düşünmese de, “güzel olan” tüm sıfatlardan kimliğini sıyırıp, kendini önemsizliğine inandırsa da gördüğüm en cesur insanlardan biri. Evet, Dante haklıydı. Dante’nin ona niçin aşık olduğunu anlamak hiç zor değil.
Keşke hayatımda bir Aristo’m olsaydı.
Aristo’nun abisi ile görüşmesinin olumsuzluğu çok gerçekti. Bazı insanlar kötüdür işte, sadece kötü. Bazı insanları tanımanız hoş değildir; kardeşiniz bile olsa. Fakat yine de onları tanıdıysanız, tanımanız gerekiyordur. Kötü insanlar bu dünyada varlar ve bir gün hepimiz, Aristo kadar zorlu yollardan geçmeyecek olsak bile onları tanımak zorunda kalacağız. Hayatla yüzleşmek zorunda kalacağımız gibi.
Babasını kaybettikten sonraki düşüncelerini okumak beni çok yordu. Ağlamaktan başım ağrıdı, gözlerim şişti. “Ah Aristo, keşke sana sarılabilseydim. Hiçbir sey söylemeden, sadece rahatça ağlayabileceğin bir omuz olabilseydim.” diye düşündüm.
Aristo’nun hislerinin ve duygularının tüm karmaşıklığına rağmen, onları bu kadar sade ifade etmesini seviyorum.
Bu noktada, biraz karakterlerle konuşmak istiyorum.
Aristo Mendoza, 600 sayfa boyunca kendini fark etmeni bekledim. Evet, babanı anladın. Babanı sevdin. Dante’yi sevdiğini kabullendin. Dante’yi