“Evrenin sırları” neydi ki, Aristo bunu ararken milyonlarca soru soruyordu? Kendisini dâhi tanımayan birisi, vücudunun sırrına bile dokunmaya korkan birisi, evrenin sırrını çözebilir miydi?
Aristo, yalnızlığı seviyor. Yalnızlık bir tercih olduğunda güzeldir derler, peki Aristo gerçekten de yalnız olmayı tercih mi ediyor?
Aristo, tek başına ve yardımsız bir şekilde, çünkü yüzme hocalarının tek düşündüğü şey kadın memeleridir, yüzmeyi öğrenmeye çalışmaktadır.
“Sana yüzmeyi öğretebilirim.”
Bir filozofun adına sahip olmayı sevmeyen Aristo, benzer bir durumdan muzdarip olan Dante ile bu şekilde tanışmıştır.
Kitabın Aristo’nun ağzından yazılması oldukça hoş. Aristo, kitap boyunca yerli yahut yersiz olmak üzere birçok soru sorarak, okuyucuyu da düşünmeye tescil ediyor. Bu açıdan, yazarın Aristo için seçtiği ismin oldukça doğru olduğunu düşünüyorum. Ari benimle aynı fikirde değil gerçi, bu isim onun sırtındaki yüklerden birisi sadece. Bu sebeple “Ari” diyor kendisine. Tabii, bu yalnızca “ilk” sebep.
15 yaşında iki gencin, kendilerini ve bedenlerini keşfetmesi bu kadar yalın bir yazım dili kullanılarak ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. İkinci kez okuduğumda, Dante’nin “öpüşme” deneylerinden evvel birçok keşif deneyine çıktığını fark ettim. Aristo’yu çizmek istemesi, onu tanımak için ankete tabî tutması, ayakları alçıda iken onu yıkamak isteyişi gibi. Aristo’nun pasif-agresif hâlinin sinir bozulucuğu çok güzel hissediliyor. Sonuçta, o barındırdığı tüm sırlara, ailesinin tüm garipliklerine ve suskunluklarına, keşfetmekten korktuğu her şeye rağmen yalnızca 15 yaşında bir oğlan.
Dante’nin sansürsüz sorularını ve birçok noktada inanılmaz arsız oluşunu seviyorum. Evet, bu beni deli gibi utandırıyor ve tam olarak da bunu seviyorum. Bu yazarın oğlan/erkekleri aktarmadaki