Ölümcül Oyuncaklar serisinin son kitabı ve bir hikâyenin sonu. Bu kitapta da sevgili Gögle Avcıları’mız, ana kötümüz Sebastian ile uğraşmaya devam ediyorlar.
Kayıp Ruhlar Şehri’nde Alec’in; Magnus’un ölümsüzlüğünü almaya(!) çalışması sebebiyle çiftimiz ayrılmış idi. Kitabın başında Alec’in, Magnus ile konuşma çabasını görüyoruz.
Burada sevdiğim bir durum var, yazarın hiçbir ayrıntıyı atlamadığının bir kanıtı yeniden.
Magnus 8 Aralık doğumlu, kış ayı. Alec, Magnus’a ulaşmaya çalışırken “Bugün doğum günü, onu unuttuğumu düşünmesini istemiyorum” diyor. Bundan evvel yazar bugünü anlatırken “kış günü” vurgusu yapmayı ihmal etmiyor.
Sebastian’ın saldırıları ve kudurukluğu neticesinde savaş başlıyor. Bundan evvel Alec ve Magnus bir kez buluşuyorlar. (sayfa 72) Alec açık yüreklilikle tek hata edenin kendisi olmadığını aktarıyor ki onun bu huyunu çooooook seviyorum.
Magnus, Luke ve Raphael’in kaçırıldığı yerden daha fazla an okumak isterdim. Burada Cassandra bizi yeterince beslemedi. :”
Kitabın en güzel kısımlarından birisi Birader Zachariah’ın, ki Cehennem Makineleri okuyan herkes için o biricik Jem Carstair’imizdir, Tessa Gray ile kavuşmasıdır.
Ayrıca Birader Zachariah ve Jace’in “parabatai”lar üzerine konuşması çok duygulu idi. Jem’in silik izi, parabatai kavramının ne kadar özel olduğu… Jem ve Will’in parabatai bağının ne kadar güçlü, özel ve farklı olduğunu her seferinde daha iyi anlıyoruz. Alec tarafından durum pek öyle olmasa da, Jace parabatai olmak için fazla umarsız oluyor çoğu zaman. Örneğin bu kitapta da, parabatainin aşık olduğu adam kayıp ve ne hâlde olduğu, öldü mü kaldı mı bilinmiyor. Alec de bunu belli edecek şekilde farklı davranıyor. Serinkanlı duruşunun altında endişeden ve üzüntüden bitap düşmüş bir ruh var. Fakat Jace yine kendisine fazla odaklandığı için,
Yusuf Atılgan’ın modernist romanı. Henüz kitabın ilk cümlesi itibariyle bir “arayış” başlıyor.
“Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi.”
Yine ilk sayfadan, kitabın ana karakteri olan Bay C.’nin bencil ve baskın bir karakter olduğu anlaşılıyor. Şu anda aramakta olduğu kadın üzerinde tahakküm kuruyor.
“Oysa onu bu caddeye pek seyrek gönderirdim.”
Arayışın geçtiği bu mekân, sokaktır. Kitabın arayış teması ve bir modernist roman özelliği olan “gözlemcilik” için sokak en uygun yerdir. Sokaklar çeşitli insanlara, çeşitli hayat hikayeleri ile doludur.
Bay C.’nin piyano dinlemek istemesi, düzeninin değiştirilmesine olan isyanı ve aitlik hissinden yoksun oluşu yine modernist unsurlardır.
Kitabın ilk bölümü kahraman bakış açısı ile yazılmışken devamında tamamen hâkim bakış açısı kullanılmıştır. Bu farklı bakış açılarının kullanımı da yine modernist romanların özelliğidir. Okuyucuyu tek bir bakışa hapsetmemek, okuyucuda oluşturulmaya çalışılan zihinsel ve hissel derinliği bozmamak için kullanılmaktadır.
Karakterimiz Bay C., “baba kompleksi” bulunan, toplumsal değerlere eleştiriler getiren, işsiz ve aylak bir adamdır. Babasının annesini aldatması (ve bu kişinin çok sevdiği teyzesi olması) sebebiyle ondan nefret eden Bay C. adeta intikam alma hırsı ile babasının parasını har vurup harman savurmaktadır. Çalışmayı çok önemli gören ve para kazanmayı hayatının merkezine koyan babasına inat Bay C., aylaklığı tercih etmektedir. Bu noktada yazar, Bay C. ve babası arasında bir baba-oğul çatışması sunar okuyucuya.
Bay C. hakkında belirli bir tipleme yoktur, 28 yaşında bir genç adam olduğu söylenir. Adı da bilinmez. Okuyucu sınırlandırılmak istemez. Okuyucuda “Kitaptaki her şey, kitaptaki karakterin başına gelen olaylardır ve benimle bir ilgisi yoktur”