Yeni şiirimi tamamladım..
Bir eylül akşamı kaybetmiştim kendimi Eylül yaşlı gözleriyle anlatmıştı derdimi Sarı bir yaprak gibi düştüm kendi içime Kimse görmedi o sessiz ve derin gidişimi... Leyla Çakır~NALİNDA..
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
ÖLÜM BİR “MİHRİBAN” SELİM GÜRBÜZER Sarı saçlarını deli gönlüme Bağlamışım çözülmüyor Mihriban Mihriban Ayrılıktan zor belleme ölümü Görmeyince sezilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban Yar değince kalem elden düşüyor Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor Lambada titreyen alev üşüyor Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban Tabiplerde ilaç yoktur yarama Aşk değince ötesini arama Her nesnenin bir bitimi var ama Aşka hudut çizilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban Evet, aşka hudut çizilmiyor. Nasıl çizilsin, öyle bir aşktır ki bu; -Mecnun 'Leyla Leyla' diye çöle düştüğünde ilahi aşkta bulur kendini. -Necip Fazıl aynaya ‘Hani ya kendim” diye sorduğunda tıpkı bir askerin komutanı karşısında oku sadakta elde kemendiyle emrine amade esas duruşta beklediği gibi ‘Benim Efendim’ dediği Abdülhakim Arvasi’ye bend etmiş halde bulur kendini. -Muhsin Yazıcıoğlu kuyu gölgesi üşüdüğü Yusufiye’den “Sonsuzluğa ulaşmak istiyorum” diye ötelere kanatlandığında kar beyaz toprağın bağrına düşüp sonsuzluk kervanında bulur kendini. -Abdurrahim Karakoç ise lambanın titreyen alevinde üşürcesine “Sevgi yetmiyor” diyerek kendini aşkın gözyaşı mihrabında bulur. Belli ki bu üşüme bildiğimiz cinsten üşümek değil. Bu üşüme halini iki güzel insanın hal ve ahvalinden ancak çözebiliyoruz. İşte o iki güzel adam Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdurrahim Karakoç’tan başkası değil elbet. Üşüme hadisesinin en yoğun yaşandığı Kahramanmaraş adına yakışır bir şekilde, nasıl ki 80 yıl öncesinde Karakoç’u Mihriban’ca kendi toprak basar kucağında sarıp sarmalamışsa, Muhsin Yazıcıoğlu’nu da tarihler 2009 Martını gösterdiğinde bu kez o en soğuk kış ayazında Keş dağlarında kar beyazca sarıp sarmalayacaktır. Öyle anlaşılıyor ki; Karakoç’a Kahramanmaraş
Reklam
Kavuşamayan bazı çiftler
Eftalya Tugay Talia Barut ulu Güldeste Adem Eylül Merih Giray Defne Marco Gamze(kendi bildiklerini yaptılar isteselerdi olabilirdiler) Emek Ayşegül (benim shipim bence emek şehit olmasaydı kesin olurlardı) Minel korel Büge evlendiği kişinin adını hatırlamıyorum Korelin arkadaşiydi Neslişah Yusuf Leyla Ali
Leyla / TERK
“Ben Leyla… Arafta kalmaya bile arafta kalacak kadar çaresizliğimle, bir eylül akşamında yazdım hikâyemin sonunu. Bitirmek istediğim her hikâyeye aslında hiç başlayamadığımı anladığımda, her türlü bakış açısından baktım da kendi bakış açımdan çıkamadım. Usulca çekildim bu dünyadan. Sessiz haykırışlarımla ve bir de mutluymuş gibi yapan bakışlarımla. Ben Leyla, hiç sorulmadım…”
Alıntı
Hasan Ali Yücel Klasikleri Tam Listesi
No Kitap Adı Yazar I Ütopya Thomas More II Devlet Platon III Denemeler Montaigne IV Poetika Aristoteles V Söylevler Cicero VI Tragedyalar Sophokles VII Hamlet William Shakespeare VIII Faust Goethe IX Kendime Düşünceler Marcus Aurelius X İlahi Komedya Dante Alighieri XI Prens Machiavelli XII Gargantua François Rabelais XIII Candide Voltaire XIV Toplum Sözleşmesi Jean-Jacques Rousseau XV Türlerin Kökeni Charles Darwin XVI Seçme Öyküler Anton Çehov XVII Don Quijote (2 Cilt) Cervantes XVIII Ölü Canlar Nikolay Gogol XIX Madam Bovary Gustave Flaubert XX Karamazov Kardeşler Dostoyevski XXI Savaş ve Barış (2 Cilt) Lev Tolstoy XXII Kırmızı ve Siyah Stendhal XXIII Gureba-yi Laklakan Ahmet Haşim XXIV Mai ve Siyah Halid Ziya Uşaklıgil XXV Eylül Mehmet Rauf XXVI Şehir Mektupları Ahmet Rasim XXVII Mürebbiye Hüseyin Rahmi Gürpınar XXVIII Sergüzeşt Samipaşazade Sezai XXIX Kiralık Konak Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Hani Ramiz Dayı, herkesi yenerim ama seni yenemiyorum deyip Selma'nın kapısında diz çökmüştü. Hani Keje, Eşkiya’yı tekrar görene kadar 35 yıl tek kelime konuşmamıştı. Hani izzet Günay, Türkan Şoray'a "Sevgi de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşıcaktık." demişti. Hani Mecnun, Leyla’nın öldüğünü öğrendikten sonra bahçede ağlayarak kürekle çukur açmaya çabalarken "Baba beni göm buraya." diye yalvarmıştı. Hani Ezel, yeniden Eyşan'ı gördüğünde dengesini kaybetmişti. Hani Eylül veda mektubunda Yavuz'a "Belki bir gün şiirin içinde rastlaşırız seninle." demişti. Böyle işte. Kalbi elinde atanlar kimseye yetemedi...
Reklam
Reklam