Bu kitapta iki hikaye birden işleniyor. Biri kurtuluş savaşında birçok arkadaşının vefatının hüznü ile kendini elli yıl evine kapatıp. Hz. Muhammed (s.a.v) in güzel kokuyu sevdiğinden evinin bahçesinde ‘Gül Yetiştiren Adam’. Bir diğer hikaye ise modern yaşamın tesiri altında kalan bir grubun yaşantısını anlatıyor. İki hikaye arasındaki geçişler, konuşmalar için tırnak işareti kullanılmaması başlarda aklımı karıştırsa da ortalarına doğru daha akıcı ve anlaşılır buldum.
Kendi halinde olan gül yetitiren adam kendice sahip çıkmaya çalıştığı değerlerin zayıfladığından evine kapanır. Bu adam çok güzel kokan güller yetiştirir. Bir gün torunun da ısrarıyla artık dışarı çıkmaya karar verir. Doğal olarak her şeyin değişmesi onu ürkütür . Sabah namazını kılmak için camiye gittiğinde de caminin dolu olacağını sanmış ve sonunda cemaatin azlığı ve insanların giyimlerinin de değişmesine hayliyle şaşırmıştır. Namazdan sonra dayanamayıp bir konuşma yapmıştır. Bu konuşma sonucunda onu, halkı kışkırttığı iddiasıyla hapse atmışlardır. Bu durum gazetede yayımlanmış ve iki hikaye kitabın sonunda birleşmiştir.
İkinci hikaye de ise modern topluma uyum sağlayan Sitare, Yavuz, Zelda ve diğerlerinin hikayesi. Sitare bir bankada çalışırken kendinden yaşca büyük olan Çarli ile evlenir. Aslında Sitare günümüzde moda olan zengin kocam olsun rahatıma bakayım kafasında olan biridir. Şöyle ki kocası hastayken bile arkadaşları ile tatile gider. Bu kısım da Sitare’nin alkole ve kumara düşkünlüğü görülüyor. Aynı zamanda çarpık ilişkiler, samimiyetten uzak olan arkadaşlıkları, yabancı kelimelerin sıkca kullanılması bu bölüm de göze çarpıyor.
Rasim Özdenören’in bu hikayeyi birlikte işlemesinin sebebi hayatımıza batılılaşmanın etkisini daha net anlatmak istediğinden olduğunu düşünüyorum.
Aslında kimse gerçek düşüncelerini yaşamıyor, içinde bulunduğu bir hali sürdürmek ya da o halden kaçmak, çekip gitmek için can atıyor, ama başkalarıyla olunca istediği şeyleri öyle kolay kolay yapamayacağını görüyor.