• Gerçek liderlik, Peygamberi liderlik ve Allah Resulü'nün liderliği, kendine tabi olan, fedakarlıkta bulunan insanlara birer hizmetkar ve köle gibi sonsuz bir bağlılık içinde olmaktır.
  • Liderlik kültürden kültüre değişmektedir .
    Örneğin otoriter bir lider ,Asya’da Batı’ya nazar daha fazla takdir edilmektedir.
    Anglosakson ülkelerde liderlerin mevkilerini göstermeleri beklenirken ( örneğin büyük güzel bir araba ) Hollanda’da bir müdür ya da başbakanın bisikletle işe gitmesini normal buluruz.
  • BİLİMSEL OLARAK LİDERLER

    Bilimsel olarak liderler Etkileşimsel ( transactional) Dönüşümsel (transformamational ) olmak üzere ikiye ayrılırlar.
    Etkileşimsel lider , kendine güvenir ,uyanıktır, diğerlerine göz kulak olur ve emirlerindekine ne yapmaları gerektiğini anlatır.
    Liderlik tarzı katı , mesafeli ve cezalandırmaya yöneliktir.

    Dönüşümsel lider ise karizmatiktir , hayal gücü hitap eden bir içsel motivasyona sahiptir. İzinden gidenleri beklentilerin üzerinde başarı göstermelerini sağlayacak şekilde yetiştirmeye çalışır. Yönetim tarzı kişisel , sıcak ve ilham vericidir.
  • Kitabı okumak istiyorum ama nasıl okunuyor giremedim bi türlü içine lütfen yardımcı olsanız sevinirim çok güzel kitap dediler gerçekten merak ettim dedikleri kadar varmı diye
  • Ve aleykümselam ve rahmetullah
    Gayet hassas bir konu üzerinde mütalaa yapıyoruz. Bir yandan İSLAM’ı, tekliği ve tamamlanmışlığı ile kabul etme çizgimiz var, diğer yandan da Kur’an’ımızın, Allah’ın yaratma tarzı olarak önümüze koyduğu “ırk” çizgisi var. Biz gayet açık bir dille şunu beyan etmeliyiz: Irkları kökten yok saymak tam anlamı ile bir cahilliktir. Bir ırkı, diğerlerinin aleyhine olacak şekilde öne çıkarmak da tam bir cahilliktir. Hiçbir insan, erkek veya kadın olarak yaratılmasını seçemediği gibi yaratıldığı ırkı da seçememiştir. İnsanın seçimine bağlı olmaksızın kendisine verilen bir özellikle övünmesi veya yerinmesi akıllık değildir. Bu birinci meselemizdir.
    İkinci meselemiz ise şudur:
    Eğer dinimiz İSLAM, kıyamete kadar Allah’ın din olarak kabul ettiği tek din ise ki öyledir, hiçbir kelime, kaynağı ne olursa olsun İSLAM’ın alt veya üst başlığı olamaz. İSLAM kelimesinin başında veya sonunda onunla resmi bitişik bir anlam ifade edemez. Böyle bir iddia, İSLAM’ın giderilebilir eksikliklerinin bulunduğu vehmini doğurur ki, maâzallah bu bir iman zaafiyetidir en hafif ifadeyle. İSLAM, Allah’ın dinidir. Sahibi Allah olan bir dini, Allah’ın yarattığı kullarından bazılarının daha da güzel hâle getirebileceğini nasıl söyleyebiliriz? Bu hem gereksiz hem de tehlikelidir. İSLAM’ı kendi hâline bırakmalı, O’na iyi niyetle iyi gördüklerimizi bile yama yapmamalıyız. İmanımız bunu gerektirir. Yahudilerin, Allah’ın dinini bir aile dini hâline getirdikleri maceralarını unutamayız. Bu hususta ırkların adı önemli değildir; adı ne olursa olsun bütün ırklar ve yapılar İSLAM kelimesinin başında veya sonunda yer alamazlar. Zira ırklar insanı, İSLAM ise Allah’ı temsil ediyor. Bu çizgi gayet nazik bir çizgi olarak önümüzde durmalıdır. Bazı mümin kardeşlerimizin, şurada veya burada kendi ırkî yapılarını meziyetli/ayrıcalıklı görmeleri, imanî idraklerini etkileyecek çapta öne çıkıyorsa, onlarla aynı noktada durmamız mümkün olmaz artık. Fakat mesela, Osmanlı’nın ve Selçukluların İSLAM dairesindeki hizmetleri sebebiyle imanî bir idrak içinde bulunuyorlarsa bu bir noktada, iyiliğe karşı vefa duygusudur. Bu da takdirle anılmalıdır. Asırlarca İSLAM diye sancak taşımış bir milleti küçümsemek bir kenara hayır ve minnetle anmamak bile abes olur. Bu noktada haklıdırlar.Haklı olmakta geri kalacakları noktalar da yok değildir. Bu sebeple mesela Osmanlı sevgisini, dinle eşleşebilecek düzeye taşımayı abes ve itikat açısından tehlikeli buluruz. Çünkü:
    – Eğer insanlar, İSLAM kelimesinin başına getirilebilecek bir Türk veya Osmanlı kelimesi ile övünebileceklerse bu durum, İSLAM dininin yapısında bulunan bir şeyi iddia etmek demek olur. O takdirde de, o ilave isimden önceki Müslüman insanların yoksun oldukları bu ilave ismin açığını nasıl kapatacağımızı sorgularız. Emeviler de böyle bir isim önceliği yaptılar, şimdi onları neden zulümle itham ediyoruz o zaman? Abbasileri ne ile itham edebiliriz? Bu soruların cevapları uzar durur. Birbirimizle nizaya girmeden de şeytan bizi oturtmaz.
    – Osmanlı, İSLAM’ın bütünü değildi. Osmanlı’nın kendisi ve o zamanki İSLAM âlemi, başka ırkları da ihtiva ediyordu. Osmanlı’nınki bir liderlik konumudur. Eğer sadece beş asır liderlik koltuğunda oturduğu için bir ırkın İSLAM ismi ile anılması mümkün olacaksa o zaman, İSLAM’ı en baştan KUREYŞ İSLAM’ı olarak anmamız gerekmez mi? İlk Müslümanlar, ilk emek sahipleri ağırlıklı olarak Kureyş’tendi. Bu noktada da derin bir uçurum oluşmaktadır.
    – İSLAM’ın bugünkü tarihine kadar hizmet eden aileler arasında (Râşid halifeler bölümünü çıkarırsak), hizmet edip de giderken bedel ödetmeyen bir aile de yoktur. Emeviler, Abbasiler, Endülüs Emevileri, Selçuklular, Osmanlılar, Eyyubiler… her biri hizmetleri ile beraber asırlarca bedelleri ümmet tarafından ödenen faturalar da bırakıp gittiler. Güzel işleri nedeniyle bu ailelerden birini İSLAM’ın ismi ile beraber anmayı düşünürken, bıraktıkları faturalara bakarak onları İSLAM’ın yakınına bile yaklaştırmamayı da düşünsek hak olmaz mı bu mantıkla bakıldığında?. Elbette bu bir yanlış olur. Doğru, yanlış olur ama bu işin esasında bir yanlışlık var; Allah için yapılmış amellerin, cihatların karşılığını bu dünyada levhalaştırırken zaten yanlış başlamıştı.
    Buradan gelinen nokta şu olmalıdır:
    Hiçbir ırkın, ailenin adı İSLAM ile yan yana zikredilmesin. İSLAM, en üst ve denksiz bir isim olarak kalmalı. Irklar ve ailelere ait isimler de insanî ilişkilerde bilinmeli ve takdir edilmeli. Bu çizgide de iki önemli hususun unutulmama kaydı bulunmalıdır.
    Birincisi şudur: İSLAM’ı en üstün gördüğümüz, söz ve tavırlarımızdan belli olmalıdır. İSLAM üstündür derken, onun hükümlerinden birinin yok sayıldığı ya da kamufle edildiği bir tavır nifak demektir.
    İkincisi de şudur: Evet, ırklarımız var, ailelerimiz var ama Adem’in çocuklarıyız. Adem de topraktandır. Bu kadar.
    Size şunu söylemek zorundayım: Bu ve benzeri konuların tartışılmasından hayır beklemek, uzak ufuklarda yanan mumdan ışık beklemek gibidir. Tartışmamanızı, sadece bildiğinizi aktarıp kenara çekilmenizi tavsiye ederim size. Müminlerin tartışmaya mecalleri kalmamıştır. Allah’a emanet ederim sizi. Alakanıza teşekkür ederim. Duanızı beklerim.
    Selamünaleyküm
    Nureddin YILDIZ |Fetva Meclisi|
  • Norfolk’a hoş geldin. Yeryüzünün bu parçasına liderlik etmek istiyorsan önce nereye gittiklerini öğren , sonra önlerinden git.
  • Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir.

    İnce Cumhurbaşkanı adayı gösterildiğinde bir yazı yazmıştım. (İnce Tiyatronun İlk Perdesi... Kaybeden Bay Kemal, 5 Mayıs 2018)

    O yazıda şu öngörüde bulunmuştum:

    Bay Kemal partisinin Cumhurbaşkanını ilan etti.

    Muharrem İnce Bay Kemal’in istediği bir aday mıydı, yoksa açıklamak zorunda kaldığı bir aday mı?

    İkincisi elbette.

    ***

    İnce açık açık meydan okumuştu Bay Kemal’e: “Ya sen çık aday ol, ya da ben adayım.”

    ***

    Sonuçta İnce’nin dediği oldu.

    Bay Kemal kaybetti. İnce kazandı.

    ***

    Bay İnce’nin seçim sürecinde CHP kitlesi üzerinde oluşturacağı liderlik performansıyla seçimde yenilse bile arttıracağı bir kaç oy fazlasıyla Bay Kemal’i koltuğundan edecek güce erişeceği sır değil.

    İki ihtimal var:

    Bir:Seçilirse Bay Kemal’in üstünde bir siyasi gücü olacak.

    İki:Seçilmezse bile seçim sürecinde birincil aktör olarak Bay Kemal’i gölgede bırakacak, seçimden sonra şayet bir puan dahi arttırmışsa bunun siyasi diyetini isteyecek.

    İstediği kadar “tarafsız” olacağını söylesin. Lakin gerçek şu: Cumhurbaşkanı seçilirse elde edeceği devasa iktidar gücü dolayısıyla CHP’nin içini dizayna kalkışacak. Çünkü kendisini oraya taşıyan partisine her zaman ihtiyaç duyacağını herkesten çok bilen bir kurt politikacıdır.

    Seçilemediğinde de bundan sonra en kötü ihtimal Bay Kemal’in siyasi şerikidir.

    ***

    Demem o ki Bay İnce her halükarda Bay Kemal için bir sorundur.

    Kendisi düşünsün bundan sonrasını.

    Dediğim çıktı mı?

    Çıktı.

    İnce bu dönemde elde ettiği siyasi popülaritesini genel başkanlık kazanımına dönüştürmezse süreç içerisinde cazibesini yitirir. Gerçek yüzü görüldükçe kendisini destekleyenler de etrafından çekilir.

    İnce acayip hırslı bir adam... İktidar hırsıyla veya baş olma sevdasıyla yanıp tutuşan biri. Amaca giden her yolu mübah gören bir anlayışa sahip.

    Henüz hiçbir şey iken sergilediği davranışlar, iktidar sahibi olduğunda nasıl bir kişiliğe dönüşeceğinin göstergesi.

    Ama şu an rüzgar ondan yana esiyor. Arkasına aldığı bu rüzgarla kendisini aday gösteren liderini alaşağı etmeyi planlıyor.

    Bir siyasetçi olarak gerçekte baş olmanın ve hükmetmenin dışında hiçbir ilkesinin olmadığını şahsında gösteren İnce’ye CHP emanet edilir mi bilmem, lakin ülke idaresi teslim edilirse felaket olur bilirim.

    Kendisini demokratik bir olgunlukla aday gösteren genel başkanına hiçbir şekilde yanlış yapmayacağını kendisi söylemişti. Daha önce dediklerinin tam tersine Kılıçdaroğlu’nu öve öve bitiremeyen de kendisiydi. Seçimden sonra kurultay istemeyeceğini ilan eden de bizatihi kendisiydi. Sonra yemekli toplantıdan sonra çıkıp “Ya genel başkan kurultayı toplar, ya da örgüt gereğini yapar!” diyen de kendisi. Siyasetin merkezine kendisini oturtmuş!

    Dili en basit siyasi nezaketle dahi bağdaşmıyor. Kendisi kalkıp hem kendisine hem de de mevcut genel başkanına makam dağıtıyor.

    Eleştiriye tahammülü hiç yok. Ağzından çıkan küfürlerin ve hakaretlerin bini bir para... Kendisi için çok rahatlıkla “şerefsiz olayım!” diyebiliyor. Kendi cenahından bir gazeteciye “şerefsiz oğlu şerefsiz!” diye şarlayabiliyor.

    Kötü bir şair ve şerir bir politikacı anlayacağınız.

    Kılıçdaroğlu’nun geçmişte Baykal’a yaptığı ayak oyununu şimdi kendisi Kılıçdaroğlu’na yapıyor. Konjonktürün kendisinden yana olduğunu görüp hamle yapıyor.

    İnce’nin oyun planında Kılıçdaroğlu’nu devirdikten sonra partiyi kendi hükümranlık alanına dönüştürmek var. İnce’nin istediği koltuk genel başkanlık koltuğu değil “milli şeflik koltuğu”dur.

    Bakalım İnce’nin fendi Kılıçdaroğlu’nu yenecek mi?