• Tarihe ilgisi olan bir kişinin muhakkak okuması gereken bir kitap. Devlet nasıl yönetilir, savaşlar nasıl gerçekleşir, hangi seferlere çıktı bunları öğrenmiş oluyoruz.
  • Liderlik, kısıtlı şartlarda bile zoru başarmaktır #MustafaKemalATATURK
  • "Gerek günümüzdeki, gerekse tarihi kişileri incelerken genellikle zamanla bir hayal kırıklığı yaşanır. Nice dev gibi görünen kişileri tanıdıkça az ya da çok bir burukluk hissederiz. Mustafa Kemal; kendisi hakkında daha fazla bilgi sahibi oldukça kendisine olan hayranlık daha da artan belki de tek tarihsel kişiliktir."

    Atatürk'ün Yönetim ve Liderlik Sırları/İlhan Bahar (Önsöz)
  • Kitabın tarihsel sıralanışı yorumları ve tespitleri yerinde olduğun insanın faydalanması gereken bir yönetim kitabıdır.
    Bir yeni alfabe oluşturulurken bile zorlukların üstesinden nasıl gelindiğini
    Bir yönetici dinleme nezaketi ile neler öğrenebileceğini gösteren değerli bir kaynak
  • American Board'ın Dahili İşler Başkanı C. Patton'a göre çekilen inanılmaz acılara rağmen Birinci Dünya Savaşı yine de kendileri açısından çok iyi olmuş, özellikle sonuçları açısından, yeni bir dünyanın kurulması için çok müspet bir hizmet yapmıştı. Patton bu konuda şunları söylüyordu: "Tanrı, Hristiyan Amerika'yı dünyanın ıslahı için kullanmış ve Amerika medeniyeti ile bütün milletlere örnek olmuştur. Artık bundan sonra hem dünya ticaretini, hem de dünya siyasetini ve demokrasisini Anglo-Saksonlar kontrol edeceklerdir. Bütün Hristiyanlar Amerika'nın önderliğinde dünyaya hakim olmak için var güçleri çalışacaklardır. Misyonerler de bu çalışmalarda en ön saftaki yerlerini alacaklar, bu yeni dünyada; çok büyük, ani, köklü ve kalıcı değişikliklere liderlik edeceklerdir.
  • Öyle bir kitap okursunuz ki daha önce okuduğunuz ne kadar kitap varsa hepsini size baştan okutturur! İşte bu kitap, daha önce okuduğum ne kadar kitap varsa ve okuyacağım yeni kitapları nasıl okuyacağımı öğreten bir kitap olmuştur.

    Bu kitabı Ankara kitap fuarında almış ve hemen okumuştum. Bir adaya düşen uçaktan kurtulan çocukların yaşam mücadelesi... Çocukların doğada nasıl vahşileştiği, aralarındaki liderlik mücadelesi ve kavgalar... Kitabı bitirdiğinizde sizde bıraktığı psikolojik etki bir süre sizi tesir altına bırakıyor.

    Ama gel gelelim kitabı bir de Mine Urgan'ın anlatımıyla okuyalım. Eski baskılarda Mina Urgan'ın kitapla ilgili incelemesi kitabın başında yer almaktayken yeni baskılarda bu inceleme kitabın sonunda bulunmaktadır. Tabi başta mı olmalı sonda mı bu bir tartışma konusu olabilir? Ben kitabı yeni baskıdan okumuş ve kitabı okuduktan sonra bu incelemeyi okudum. Ve kitabı aslında okumadığımın bilincine vardım. Her bir karakterin günün dünyasında neyi temsil ettiği, liderlik mücadelelerinde ve kavgalarda aslında yaşanılanların ne olduğunu ve çocukların vahşileştiği doğada o vahşiliğin aslında yaşadığımız dünyada bizi saran olayların bi karşılığını buluyorsunuz.

    İtiraf etmeliyim ki ben kitabı okuduğumda bunların hiçbirinin farkına varamadım. Okuduğum ne kadar kitap varsa hepsini sorgular oldum. Ve şimdi okuduğum her kitapta acaba burdaki olay örgüsünün altında ne var, bu karakter aslında neyi temsil ediyor diye sorguluyorum. Kitap okumak bir bilinç işidir öyle her kitap alelade okunmaz!... Teşekkürler Mina Urgan.
  • -SPOİLER!!!

    Adeta Black Mirror bölümünden fırlamış bir kitap. Aklıma White Bear bölümünü getirdi. Acaba suçluları cezalandırırken veya onları ıslah ettiğimizi düşünürken suçlulardan daha büyük bir suç mu işliyoruz? Yani amacımız suçun önlenmesi uğruna kişisel egolarımızı tatmin etmek mi?

    Alex karakteri baş karakter. Lex, Latine'de kanun demek. A ise olumsuzluk eki. Yani kanunsuzluğu güzel bir kelime oyunuyla seçmiş yazar Anthony Burgess.

    Kitap 4 gencin hikayesini anlatıyor. Sınıf farkının belirgin olduğu bir yerde lümpenlik yaparak, çalarak, uyuşarak, cinayet işleyerek hayata tutunmalarını konu ediyor. Alex, Georgie, Pete ve Dim sürekli, içinde uyuşturucu madde bulunan sütlerden içerek sokaklarda dehşet saçıyorlar. Yaşlıları dövmek, araba çalmak, evlere zorla girerek tecavüz etmek, mücevher çalmak...Rakip çetelerle kavga da ediyorlar, kan ve vahşet ile tatmin de oluyorlar.


    Aralarında zamanla bir iktidar kavgası başlıyor. Bu mücadelenin olduğu her yerde olduğu gibi bu çetenin arası da açılmaya başlıyor. Alex'e, diğer 3 kişi cephe alıyor.

    Yine böyle bir günde kedileri çok seven bir kadının evine girmeye karar veriyorlar. Liderlik hırsıyla eve girip güç gösterisi yapmak isteyen Alex'e oyun oynayan diğer elemanlar onu polise yakalatıyorlar. Alex girdiği evdeki kadını öldürdüğü için 14 yıl hapis cezası alıyor.

    Aslında hikaye de burada başlıyor desek yeridir. Alex burada iyi biri imajını çizerek, hapishane papazı ile iyi geçinerek günlerini geçirmeye başlar ama en ufak olaylarda şiddet göstermekten de kaçınmaz. Yeni denenen bir tedavi için denek olmaya karar verir. Tedavi Ludovico tedavisidir. 2 yıl hapis yatan Alex'e 14 gün sonra özgürlüğü getirecek bir deneydir. Alex, sandalyeye bağlanır, onun göz kapaklarını tutacak ve gözlerini kırpmasına engel olacak metaller yerleştirilir. Kendisine filmler izletilir. İçinde dehşet sahneleri olan ve istese de izlemekten kaçamayacağı filmlerdir bunlar. Öncesinde kendisine iğne de vurulan Alex, izlediği filmlerden etkilenir, vücudunda olumsuz tepkiler hisseder. Artık birisine vurmak şöyle dursun birisi kendisine vurduğunda dahi diğer yanağını döner. Çünkü savunmak amaçlı saldırsa dahi vücudu tepki verir, izlediği filmler aklına gelir. Kısacası iyiliği seçme hakkı olmadan iyiliğin empoze edildiği karakter olmuştur Alex. Bunu kendisine yapan hükümettir. Suç oranını azaltıp gençleri baskı altına almak isteyen bir nevi 1984 romanındaki Big Brother gibidir devlet. İyilik uğruna kötülük yapan meşru hükümet kendisine olan desteği artırmayı amaçlar.

    Hapishaneden çıkan Alex evde de sürprizlerle karşılanır. Odası bir kiracıya verilmiştir. Burada Kafka'nın Dönüşüm kitabındaki Gregor Samsa geldi aklıma. Tümüyle toplum normlarına uymadığı için dışlanan, kendi ailesi tarafından dahi destek görmeyen bir karakter.

    Daha sonra çok önceden zarar verdiği bir kişi kendisini tanır ve ona dayak atarlar. Polis olay yerine geldiğinde garip bir tesadüf oluşmuştur. Zamanında kavga ettiği karşı çete elemanı ve eski arkadaşı Dim, polis olmuşlardır. Onu bir güzel döverler. Burada da devletin suçu engellemek için suçluyu suçluya kırdırmasını görüyoruz. Yani suçludan tek farkı seçilmiş olmak olan bir hükümet. Kısacası suçu ve kötülüğü belirleyen aslında insanoğlu.

    Polislerden dayak yiyince oradaki evlerden birinden yardım istemek zorunda kalan Alex, buranın önceden tecavüz ettikleri kadının evi olduğunu görür. Adam o zaman Alex'te maske olduğu için onu tanımaz. Alex'in başına gelenleri biliyordur. Aslında amacı onun durumunu kullanıp hükümete zarar vermektir. Onu iyileştirirler. İdeolojilerle, basınla, iktidarı ve muhalefetiyle sadece nesne olduğumuz bir dünya resmedilir. Özne olmaya kalktığınızda mutlaka cezalandırıldığınız bir sistem. Buna dayanamayan Alex intihara kalkışır ama ölmez. Ailesi onu affeder. Zamanla Alex yeni kankalar edinip benzer sarmalar girer. Barış Bıçakçı'nın dediği gibi: ''Hayat tekrarlardan ibaretti çünkü.'' Hatta bir ara eski arkadaşı Pete'ye rastlar. Evlenmiştir.

    Kitap çok güzel. Ludovico tedavisi uygulanan Alex, en sevdiği müzikleri de o filmlerde izler ve bir zaman sonra o filmde gördüğü cinsellikten, insanlardan, duyduğu müziklerden soğur. Güzel şeyler dahi işkence gibi gelir. Aklıma evlendirme programları geldi. Önceden kutsal denen evlilik kurumu bugün gençlerin bir kısmına iğrenç gelebiliyor. Ya da iyi bir spor olabilecek futbol veya marşlar bir kısım medya organı sebebiyle bizde kötü anılar bırakabiliyor. Sadece nesnesi olduğumuz, daha çocukluktan bizi kuşatan toplum normlarına mahkum olduğumuz ve bizi bir nevi Mersault'un yaşadığı bir boş vermişlik hissine götüren dünya. Yerimize seçimler yapan, sadece gücü arzulayan, hislerimize önem vermeyen politikacılar ve onların şiddet aygıtları. Aslında hepimiz suçluyuz ama bazılarımız haklı çıkabilecek aygıtlara sahip. İşkence ettiği için cezalandırılan Alex'e karşılık onu cezalandırdığı halde ödüllendirilen İçişleri Bakanı ve hükümet. Soru şu: Suçluyu ıslah etmek mi yoksa suçluya suçlu gibi karşılık vermek mi? Belki de idamın tartışıldığı şu günlerde tekrar okumamız gereken bir kitap.

    Eylemlerin bir makineymişçesine dayatıldığı bu durumu anlatan romanın adının OTOMATİK PORTAKAL olması şaşırtıcı değil. Doğal bir meyvenin yasalarla, zorbalıkla mekanikleştirilmesinden gelir adı.