Ebedi Rekabet || #KitapYorumu
5/5 • 10/10
Ttopes:
• Tarihi Kurgu
• Savaş Muhabiri
• Slow Burn
Kitap Yorumu:
Iris'in savaştaki abisine gönderdiğini sandığı mektupların hepsi aslında çalıştığı gazetedeki en büyük rakibi Roman Kitt'e gidiyor. Daktiloları sayesinde birbirlerine aralarında büyülü bir bağ oluşuyor.
Iris gazetedeki işinden ayrılıp savaş muhabiri olmak üzere cepheye yakın bir kasabaya gidiyor ve böylece kendilerini savaşın ortasında buluyorlar.
Merhaba!!! Anladığım kadarıyla kitap 1900'lerde geçiyor. Hem tarihi hem de fantastik bir kurgu. Yazarın dilini inanılmaz sevdim. Duyguları o kadar güzel geçiriyor ki insana. Çok fazla yerde gözlerim doldu. Savaş sahneleri gerçekten çok gerici yazılmıştı. Bir kez daha ne kadar korkunç bir şey olduğunu anladım. Eski dönem havası da çok güzel işlenmişti. O kahverengi filtreyi hissediyorsunuz.
Iris'in verdiği her karar tam yerindeydi. Çok sevdiğim bir karakter oldu. Cesaretine hayran kaldım. Sırf abisini bulmak için bir savaşın ortasına dalması gerçekten çok cesurcaydı. Bazı yerlerde sürekli terk edileceğini ve sevilmeye layık olmadığını düşünmesi de beni çok üzdü.
Aralarındaki çekimi inanılmaz sevdim. Laf dalaşları çok yerindeydi. Çok fazla olunca beni bunaltıyor ama dediğim gibi yerindeydi. Iris mektupları yazarken karşısındakinin Roman olduğunu bilmiyordu ama Roman biliyordu... Roman'ın mektuplarını bu farkındalıkla okumak çok daha güzeldi.
Yan karakterleri çok ama çok sevdim Attie ve Marisol favorilerim. Resmen onlarla bir aile olduk. Bu anları okumak o kadar tatlıydı ki.
Bu kitapla ilgili iki eleştirim var. Birisi Roman'ın ağzından okuduğumuz bölümler var ama çok az. Bazı yerleri resmen Roman'ın ağzından okumak için yandım tutuştum. Keşke okusaydık. İkincisi de sonlara doğru bazı diyaloglar beni kitaptan attı.
Ebedî RekabetRebecca Ross · Olimpos Yayınları · 20241,220 okunma
"Ben giderken bana kapıyı açman ne büyük incelik," "Bence böyle gitmemelisin, Winnow,"
"Öyle mi, Kitt? O zaman nasıl gitmeliyim?"
"Kalmalısın."
"Kalıp ölüm ilanları mı yazayım?" Iris içini çekti. "Onu hiç yayımlamamalıydım."
"Annenin ölüm ilanını mı? O zaman hiçbirimiz acı çektiğini bilmezdik," dedi Roman. "Ona verdiğin sözcükleri geri alabilseydin ne yapardın? Geceleri yas tutarken gündüzleri bizimle her şey yolundaymış gibi davranmaya devam mı ederdin? O zaman bir hafta sonra, bir ay, bir yıl sonra kendini tanıyabilir miydin?"
"Hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun," diye tersledi Iris. "Lütfen önümden çekil, Kitt."
"Gitme, Iris," dedi Roman.
Adını söylediğini ilk kez duyuyordu. Sesi gün ışığı misali içine sızarak tenini ve kanını ısıttı.
"Sana bol şanslar, Kitt," dedi hissettiğinden çok daha soğuk, çok daha sakin bir sesle.
Roman kenara çekildi.
"Değer verdiğim herkes ya ölerek ya savaşa giderek ya da düpedüz beni istemeyerek eninde sonunda beni terk ediyor. Benim bulamayacağım, ulaşamayacağım yerlere gidiyorlar. Yalnızlıktan korkmuyorum ama geride bırakılan olmaktan çok sıkıldım. İçindeki insanlar gittikten sonra hayatımı yeniden düzenlemek zorunda kalmaktan çok sıkıldım."
"Her gün zırh giyiyormuşsun gibi hissettiğin oluyor mu hiç? İnsanlar sana baktığında gördükleri tek şeyin kendini özenle sardığın parlak çelik olduğunu? Sende görmek istediklerini görüyorlar; kendi yüzlerinin eğri büğrü yansımasını ya da gökyüzünün bir parçasını ya da binalar arasına düşmüş bir gölgeyi. Yaptığın bütün hataları, bütün başarısızlıklarını, onları üzdüğün ya da hayal kırıklığına uğrattığın tüm zamanları."