Esra

Ataletin yarattığı toplumsal gelişim bozukluğunu Victor Hugo çok güzel özetler: "Tembellik iki çocuklu bir annedir; kızının adı açlık, oğlunun adı hırsızlık."
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Atalet yüzünden "yapmamız gerektiği halde yapmadığımız" işler birikir, büyür, çoğalır ve zamanla çözemeyeceğimiz kadar büyük problemler halinde karşımıza çıkar. Çetin Altan'ın deyişiyle "Zamanında çözülmeyen problemler, genel bir çözülmeyi hazırlar."
Japonya ve İsviçre gibi örneklerde görüldügü gibi, çağımızda bir toplum toprakları kadar değil, gelişmiş insanları ve kurumları kadar kalkınmış sayılır.
Birbiriyle paylaşacak pek bir şeyi kalmamış çiftlerin restoranda uzun süre hiçbir şey konuşmadan yemek yemesi, ataletli bir aşkın en iyi sahnelerinden biridir. Bir iş veya ilişki atalet vadisine yerleştiğinde, "hemen son verilemeyecek kadar iyi, ömür boyu sürdürülemeyecek kadar kötü" hale dönüşür. Atalet modu sıkıcı bir sürünceme halidir.
Başarısızlığının ve eylemsizliğinin nedenlerini sadece ülke şartlarına bağlayan kişilerin, aynı şartlarda başkalarının başarılı olabildiğini unutmaması gerekir.