Ancak birileri sanal dokunuşu icat edene kadar, sosyal ihtiyacımızın tamamen fiziksel bir boyutu olduğunu hatırlatmakta fayda var. Dahası giderek artan ve bizi fiziksel yakınlığımızdan mahrum bırakan dijital yaşam tarzlarımızın en temelinde etkisi, bizim yalnızlığımız üzerinedir.
Anksiyetenin ve depresyonun otomatik olarak beynin bozuk ya da hata olduğu anlamına geldiğini düşünürsek, beynin en önemli işlevinin iyi olma hali değil, hayatta kalma olduğunu unutmuş oluruz.
Depresyonların çoğu, hiçbir yere varmayan işlevsiz düşünceleri içerse de, bazen hayat değiştiren bir karar vermek üzere kendine alan kazanmak için bir kaçınma unsuru oluşturabilir.
Gerçek şudur ki bir anı, onu her geri getirdiğimizde istikrarsız ve şekillendirilebilir bi hale gelir. Anılar, onlar hakkında düşündüğümüzde değişmektedir.