Her şey uyuyordu, evren baştan sona, engin bir hataydı sanki; ve havada salınan belli belirsiz rüzgar, var olmayan bir kışlanın üzerinde açılmış biçimsiz bir bayraktı.
Durmaksızın düş kurarak, yapılmadık iş bırakmam; karşımda konuşan kişinin yüzündeki mimikleri en ince ayrıntısına kadar yakalarım, cümlelerindeki milimetrik sapmaları fark ederim; ne var ki, duyduğum halde aslında onu dinlemez, bambaşka şeyler düşünürüm ve aramızda geçen konuşmadan en az anımsadığım, o sırada sarf edilen sözler olur.