wittgenstein the man you are….
wittgenstein’ın renkler üzerine düşünceler’i, onun felsefi bakışının ne kadar keskin ve rahatsız edici derecede dürüst olduğunu bir kez daha hatırlattı bana. burada renk, yalnızca optik bir olgu değil; dilin sınırları, algının yapısı ve düşüncenin gizli kurallarıyla örülü bir mesele. renklerin adlarını nasıl verdiğimiz, “renk” dediğimiz şeyin nerede başladığı ve nerede bittiği, sanki hiç sorgulamamışız gibi duran bir alanda, wittgenstein elini uzatıp bütün taşları yerinden oynatıyor. kitap, kısa ama yoğun notlar halinde ilerliyor; her satırda zihninizin başka bir köşesini dürtüyor. onu okurken, renklerin dünyasını değil, renkler hakkında düşünme biçimimi incelerken buluyorum kendimi. ve evet, tıpkı Wittgenstein’ın istediği gibi: kesin cevaplardan çok, daha iyi sorularla kalıyorum.