Yetişkin kişi, kendi kendisinin anne babası olma durumuna gelir. Sanki içinde bir annelik bir de babalık güdüsü vardır. Annelik güdüsü, “Seni, benim sevgimden, mutlu bir yaşam dileğinden yoksun bırakacak hiçbir kötülük, hiçbir günah yoktur”, babalık güdüsü ise, “Yanlış yaptın, yanlışının belli sonuçlarından kaçınamazsın ve her şeyden öte, eğer seni sevmemi istiyorsan tutumunu değiştirmelisin” der. Yetişkin insan dıştaki anne ve babadan kurtulmuş ama onları içinde yeniden oluşturmuştur.
Çocuk sevgisi, “Seviyorum çünkü seviliyorum” ilkesine dayanır. Büyüklerin sevgisinin ilkesi, “Seviliyorum çünkü seviyorum”dur. Olgunlaşmamış sevgi, “Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var” der. Olgunlaşmış sevginin söylediği ise “Sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum”dur.
Eğer bir başkasını seviyorsam, onu benim yararlanacağım bir nesne olarak değil, o olarak alır, ister erkek olsun ister kadın, onunla kendimi bir kılarım. Saygının ancak ben bağımsızlaşmayı başarmışsam, eğer birisini sömürüp hükmüm altına almadan koltuk değneksiz ayakta durabiliyor, yürüyebiliyorsam, işte o zaman gerçekleşeceği açıktır. Saygı ancak özgürlüğün temelleri üzerinde var olabilir.
Kendimizi tanıyoruz, harcadığımız tüm çabalara karşın kendimizi tanımıyoruz. Yoldaşımızı tanıyoruz, ama yine de onu tanımıyoruz çünkü biz bir eşya değiliz, arkadaşımız bir eşya değil. Kendimizin ya da bir başkasının varlığının derinliğine ne kadar inersek, bilginin amacı bizden o kadar uzaklaşır. Ama insan ruhunun gizliliğine girme, “o” olan en diplerdeki öze ulaşma isteğinden kendimizi alamıyoruz.