Almanların, İngilizlerin ya da Fransız askerlerinin -hangisi olduğu fark etmez- başlarına düşen bombaların işareti, ani kıvılcım patlamalarını seyrediyorum. Herkes ne kadar çabuk ölürse bu iş de o kadar çabuk biter.
Ruhum dolaşıyor. Yalnızca nefes alıyorum, o kadar. Nefes almakla sağ olmak arasında fark vardır. Az önceki soruna gelince, romantik miyim? Evlenmeyi ve bir daha âşık olmayı düşünüyor muyum? Hayır, düşünmüyorum. Bana çok manasız, son derece önemsiz geliyor.
Bizim koğuşta yirmi kişi vardı. Yirmi oğlan. Ve sadece iki kişi geri döndük. Aklını kaçıran bir çocuk ve ben. Ama bu sağ kurtulduk anlamına gelmez. Ben sağ kaldığımızı düşünmüyorum.
Aldershot’ta bize nasıl savaşılacağını öğretmediler, hayatlarımızı nasıl mümkün olduğunca uzatacağımızı gösterdiler. Sanki çoktan ölmüşüz gibi, ama doğru ateş etmeyi, dikkatli ve gereği gibi süngü kullanmayı öğrenirsek en azından birkaç gün ya da birkaç hafta daha uzun yaşardık. Koğuşlar hayaletlerle doluydu, Marian. Bu, sana bir şey ifade ediyor mu? Sanki daha İngiltere’den ayrılmadan önce ölmüştük...
Neticede, konu başka askerleri öldürmek olsa da bunun için eğitmediler mi bizi? Üniformanın rengi çok da önemli değil. Karanlıkta hepsi aynı görünür zaten.