Bu odada kendimi öldürmeyi düşündüm. Önce mantıklı geldi. Tavandan sallanan ampul ve kablosu çok uygundu. Zaten, kendimi bir kaşık suda boğabilecek kadar ölümle içli dışlıydım... Ama korktum! Evet, ölümden korktum. Ölmekten. Yok olmaktan. Cesedimin kirli bir battaniyeye sarılıp yaşlı bir kamyonetin arkasına konulmasından korktum. Sekiz yıldır ölümü adeta bir ayna gibi yüzüne tutmuş olan ben, ölmekten korktum. Kaybedeceklerimden dolayı değil. Sadece, hâlâ istediğimi kazanamamış olmaktan dolayı yaşamak istedim. Sekiz yıl boyunca bulamadığımı kazanmak için ölmedim bu gece.
Gece önüne geleni ezip geçiyor. Gaz lambası kalemin gölgesiyle oynuyor ve hâlâ yazıyorum. Hatırladıklarımın hepsini. Belki yeterince insanla karşılaşmadım, belki de tesadüfler tanrısı izin vermedi. Ama bana benzeyen biriyle tanışmadım. Çok istiyordum bir zamanlar, cümlelerimin sonunu getirecek bir erkek ya da kadın bulmayı. Belki, o bulacağım kişi biliyordur yanıtları, diye düşünüyordum. Eğer biliyorsa yanıtları, bana söylerdi ve benim de bütün geçtiğim yerlerde kan, gözyaşı dökmeme gerek kalmazdı. Yirmi bir yaşımdan önce tanısaydım böyle birini, belki de hiçbirini yapmazdım...