Bağımlıyım kulaklarımdan seken seslere. Dinlemek istiyorum. Kuru karanlıkta inleyen köpeğim ben, ne olur kemiğimi verin. Saklanmayın hiç, buyrun gelin. Bir tef olayım ki vurun. Sizler uyurken betonlara kazıdığım düşlerimi okuyun.
Bağımlıyım ben kalbimde sönen yüzlere. Kanamak istiyorum. Tan vakti düşüp yuvasından boynunu kıran kuşum ben, lütfen yumurtalarıma sahip çıkın. Çalmayın, bir kez olsun sevin. Bir kuşak olayım ki sarmalayın. Al düşene dek şakaklarınıza, kötü niyetleri baltalayın.
Taze buğdayın yumuşak kokusu davet ediyor beni önümdeki cumbaya. Benekli böcekler raks ediyor iki damla yağmur için. Elimdeki salçalı ekmek atlayıp, kendini sarı çekirgelere armağan ediyor. Korkuyorum. Dedemin hatrına yaşıyorum.
Anlamlandırmak zor biliyorum. Kullandığım arabanın arka koltuğunda kim bilir kaç bebek ziyan oldu. Onların yasını tutsam, bana devrileceğim bir omuz olur musun?
Belki de artık gücün yok. Derenin akıntısına daha fazla karşı koyamayan bir saz parçası gibi, yüzeylerde süzülüyorsun; için yanıyor, ellerin kuvvetsiz ve sen, sırtını yakan cılız kış güneşinin altında an be an ölüyorsun.
Anlatının, edebiyat dünyasının üvey evladı muamelesini görmesinden daima büyük bir rahatsızlık duymuşumdur. Belki bu metin de bir hikayeden çok bir anlatı olduğu için gereken değeri görmeyecek. Hikayesi olmayan bir karakterin günlerini okuyoruz, onun hayatının dolgu malzemelerini. Günlerini nasıl geçirdiği, kimlerle seviştiği, ne için acelesi olduğunu bir bir anlatıyor bize. Zamanını bölerek, parçalayarak daha iyi yaşıyor. Günlerinin uçuculuğunu gözümüze gözümüze sokuyor, koş diyor koşmaya devam et.