sanki beni öteden beri tanırmış gibi bakıyordu, sanki çocukluğumuzu dolduran, ve sonradan bizi gerçekte dönüştüğümüz nefret edilesi yetişkinler olarak göremeyen, tersine, şükür ki belleğin çarpıttığı hareketsiz gözüyle bizi sürgit çocuk gibi gören şu vefalı, ikinci planda kalmış kişilerden biriymiş gibi bakıyordu.
Dahası, herhangi bir konuda bilgi aktarmak, kendi kendisi hakkında bilgi aktarmamanın tek yoludur ve böylece, bir Oxfordlu insanlardan kaçtığı, bağımsız, münzevi ya da esrarlı olduğu oranda, kendi çekingenliğini bağışlatmak ve kendi özeli konusunda susma hakkını elde etmek için, başkalarına başkaları üstüne o denli fazla bilgi aktarması beklenir.
Boş ayakkabıların görüntüsü onları giymiş ya da giymekte olan kişiyi düşündürür, nitekim Clare'i yanımda -ayakkabıların dışında- görmek ya da onu hiç görmemek beni fena halde üzerdi (o yüzden, benim için, geleneksel bir ayakkabıcı vitrinine bakmak anında kaskatı duran, rahatsız ve sıkışık kalabalıklar canlandırır hayalimde)