"Eskiden, İsa'dan önceki zamanlarda Anka diye aptal, lanet olası bir kuş vardı; her birkaç yüzyılda bir odun yığıp kendini yakardı. İnsanın birinci dereceden kuzeni olsa gerekti."
"Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi. Sadece çim biçen adamla bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir; bahçıvansa bir ömür boyu orada olacak."
İtfayecilerin yangın söndürmek yerine yangını başlatmakla yükümlü oldukları, üstelik yakmaları emredilen şeylerin kitaplardan başka bir şey olmadığı, insanların medya ve televizyon ile uyutularak düşünen, hayret eden ve sorgulayan bireyler olmalarına izin verilmediği, böyle bireylerin yadırgandığı, toplumdan dışlandığı, hatta öldürüldüğü, sürücülerin hız yapmasının değil yavaş araba kullanmasının yasak olduğu, gözlerini adeta içine hapsoldukları dev televizyon ekranlarından ayıramadıklarından kimsenin doğanın güzelliklerini takdir etmediği, başını kaldırıp aya bile bakmadığı bir gelecek hayal edin. Bu dünyanın aslında birçok yönden günümüz toplumu ile benzerlik gösterdiğinin bilincine varmak son derece ürkütücü. İçinde yaşadığımız kapitalist sistem kendimizi gerçekten tanımamız, benliğimizin bilincine varmamız, dünyayı ve doğayı gözlemlememiz, sahip olduğumuz şeylerin değerini bilmemiz, gerçekten önemli olan şeyleri tartışmamız için gerekli zamanı bize veriyor mu gerçekten? Sistem için 7/24 çalıştığımız yorucu bir günün ardından eve geldiğimizde yatmaya gidene kadar saatlerce gözümüzü dikip baktığımız ve beynimizi yıkamasına izin verdiğimiz tv programlarını izlemekten başka bir şey yapmamıza izin veriyor mu? Teknolojinin gelişmesiyle gittikçe daha da büyüyen ekranlar bizi gittikçe daha da içine hapsediyor ve kafamızı çevirmemizi daha da olanaksızlaştırıyorlar. Bizim de oturma odası duvarlarımız dev ekranlarla kaplanana kadar kaç yıl daha geçmesi gerekiyor? 30? 50? Kitap basılmasının tamamen sona erdiği ve artık kitap okuyanların yalnızca dijital ekranlarda kitap okuduğu bir döneme girmemize kaç yıl daha kaldı? Ta ki kitap sayfalarının o taze kokusunun nasıl olduğunu hatırlayan kimse kalmayıncaya dek...
Bu kitabı distopya seven herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.