• yalnız buluttan nem değil, topraktan çiçek kapmaya da müsait fıtratım.
    .
    bence dünya dili kuş dilidir.
    .
    fazlaca derinden kesilmiş tırnak işaretlerinin içine aldım konuşmalarını.
    .
    şiirden anlamayan insanlarla yaşamak çok zor.
    .
    herkes aradığı aşkı bulmaya çalışıyor; ben bulduğum aşkı arıyorum.
    .
    herkesin aşk acıları var, benimse dost acılarım.
    .
    bütün toplumsal acıları ruhumun nüfus kütüğüne geçiriyorum.
    .
    aman şu çağda selülitli fikirlerle yakalanmayın da!..
    .
    telefonumun çekmediği yerlerde allah'tan af diliyorum.
    .
    ve
    voleybol topuna ayakla vurmayın!

    f.m. dördüncü
  • A=Ku İ=Ki R=Shi
    B=Zu J=Zu S=Ari
    C=Mi K=Me T=Chi
    D=Te L=Ta U=Do
    E=Ku M=Rin V=Ru
    F=Lu N=To Y=Fu
    G=Ji O=Mo
  • Kendimi kaldırım taşlarının üstünde ayaklarımı peşi sıra atarak yürürken buldum. Bir çocuk gibi. Üstüne bir de bir ıslık tutturdum. Melodisiz, rastgele.

    Gönül Hanım ne zaman gelir? Bu arada Gönül Hanım doktor. Aile Sağlık Hekimi. Danışmadaki çarpık bacaklı kız acılı bir kibarlıkla gelir birazdan dedi. Birazdan? Hemşire Hanım var mı peki? O da gelmedi. Gelir birazdan.

    Sağlık Ocakları'nda ne muazzam hikayeler vardır. Mümbit birer edebiyat mekanlarıdırlar. Saat 1'i biraz geçiyor. Kapıdaki açılış/ kapanış çizelgesine göre Sağlık Ocağı açıldı demektir. İçeride bir iki insan. Bir de Danışmadaki çarpık bacaklı kız. Ama oraya ''danış'' yazmışlar. Herhalde ''danışma'' yazınca insanlar olumsuzluk eki sanıyorlar onu. Bir sürü salak ne berbat espriler yapar şu mastar eklerinden. Aman bozmayalım keyfimizi.

    Birbirine yapışık sandalyeler genelde hastanelerde olur. Bir de bu Sağlık Ocağı'nda var işte. Oturdum onlardan birine. Duvarlarda bir pembelik. Üst tarafları beyaz. Her 6 saniyede 1 kişi şeker hastalığından ölüyormuş. 6 tane ay çiçeği var resimde. Biri solmuş. Renksiz. Karşıdaki saatin altındaki afişte. Hemen yanımda Atatürk köşesi var. Gençliğe Hitabe, İstiklal Marşı. Sağ tarafta bir küçük pano. Birkaç şiir koymuşlar. Can sıkıntısından okudum. İnsan beklerken en lüzumsuz yazıları bile okur. Hatta az ilerideki hasta hakları, hastanın sorumlulukları köşesine bile göz atar. Sanki onları böyle zamanlar için koymuşlardır. Bir de şu dünyanın en büyük safsatalarından biri ''vizyonumuz/ misyonumuz'' yazıları yok mudur? Bir sürü tek düze samimiyetsiz kelimeler.

    Siz de kaldırım taşlarının üstünde peşi sıra adımlar mısınız bazen? İlla oradan yürüyeceğim diye direten çocuklar vardır. Sonunda anneleri kızar. Melodisiz, rastgele.

    Doktorun odasına açılan küçük bekleme salonuna geçtim. Biraz da orada bekleyeyim. Biraz oturdum. Biraz kalktım. İşlemeli perdeyle süslenmiş pencereden dışarıya baktım. Hayata. Danışmadaki kız daha gelmedi dedi. Ya bu sırada gelmiş de ben boşuna bekliyorsam. Kalkıp kapıyı çaldım. Kapı kolunu aşağıya indirdim. Kilitli.

    Ara sıra danışmadaki kız yerinden kalkıp yürüyor. İşte o çarpık bacaklar. Siyah keten pantolonun içinde.

    Arkamdaki yazıya baktım: Sık sık tuvalete gidiyor, aniden sıkışıyor, idrarınızı tutamıyorsanız doktorunuza başvurun.

    Bir kadın ''Bakar mısınız'' diye bağırdı. Heyecanlı, bağırarak. Baktım. Danışmaya seslenmiş. Yolda gördüm bu teyzeyi de, kendimi iyi hissetmiyorum dedi. Tamam oraya oturtun. Oturttu. Tekrar geri geldi. Yüzünde tanımadığı birine iyilik yapmanın şımarıklığı, sesinde bunun rahatlığı vardı. Eğildi. Sessizce kadını işaret ederek biraz onu çekiştirdi. Pasaklı bir gülüşü vardı. Bir yakınını getirmiş olsa böyle rahat mı davranırdı? İnsan psikolojisi işte.

    Beklediğim yere arka arkaya iki adam girdi. İlki yüksek sesle selam verdi. Yüksek sesle aleykümselam dedim. İkincisi kısık sesle aynı selamı tekrarladı. Kısık sesle aleykümselam dedim. Ayrı ayrı yerlere oturdular. Bir süre sessizlik. Neden sonra ilki içeride hasta var mı, dedi. Doktor da yok hemşire de. İnanmadı kalktı ayağa. Kapıyı tıklattı ve kapının kolunu aşağıya indirdi. Kilitliydi. Biz de boşuna bekliyoruz ha, dedi. Hemen danışmaya koştu. Kız aynı acılı kibarlıkla birazdan gelirler dedi. İkinci adam gözden kayboldu. İlki tekrar yanıma geldi. Bu memleketin işleri hep böyle hemşerim dedi. Kim bilir nerdeler? Bir haftadır devlet hastanesinden heyet raporu almaya çalışıyorum daha bitmedi. Şimdi de bir ilaç yazdıracağım, iki dakikalık işimiz var. Yüzüne baktım. Bıyıkları üstten tıraşlanmış. Sakalları kirlenmiş. Saçları sivri sivri kesilmiş. Zayıfça bir adam. Düz beyaz çizgili siyah bir kumaş pantolon giymiş. Ayağında ucuz, boyasız bir iskarpin var. Yok kardeşim dedi. Bu ülkenin işleri hep böyle.

    Hayırdır işe mi giriyorsunuz, nedir heyet raporu? Yok dedi. Ben kaza geçirdim onun için. 7 ay önce. Ocak'ta çalıyordum. Mermer Ocağı. Bir kaza geçirdik orada. Kafamdan ameliyat oldum. 3 ay önce de beni işten çıkardılar. Şimdi bir heyet raporu alıp çalışma gücü kaybını ortaya çıkarmak istiyorum. Kaç senedir ekmek yediğimiz yer. İlk başta şikayetçi olmadım. Şimdi Nisan'da işe alırız dediler. Bekliyorum. Amma benim maaşımdan az verirlerse olmaz ki. Biz kendi işimizde mi kaza geçirdik kardeşim? Hem benim kusurum yok ki. O zaman şikayetçi olmadık. Bilemedim, keşke olaydım.

    Sessizlik.. Tanımadığımız adamlarla konuşurken ara ara çok keskin sessizlikler olur. Ne sorsak, ne söylesek, ne konuşsak diye düşünürüz.

    Çoluk çocuk. Emeklilik yaşı. Dönüp dolaşıp kazayı anlatmalar. Mermer Ocağı. Yıllarca sigortasız çalıştırmalar. Ama bacak bacak üstüne atmak bir adama ancak bu kadar yakışmaz birader. Bir ara cebinden ezilmiş ilaç kutuları çıkardı. Yazdıracağı ilaçlar olmalı. Sonra kalktı dolaşmaya gitti.

    İkinci adam geldi bu kez. Tonları birbirinden farklı kahverengi gömlek, süveter, ceket. Gri bir kasket. Bağcıkları açık siyah botlar. Yer yer kırlaşmış sarı bıyıklar. Kıpkırmızı bir yüz. Şişkin karnını yaslayıp bakındı bir süre. Kendinden emin bir hal var. Gelmediler mi daha, dedi. Gelmezler dedim. Doktor gelmez de hemşire gelse bari. Güldü.

    Saate baktım. 2'yi geçmiş. Danışmanın önü kalabalıklaşmaya başladı. Hamile bir genç kadınla göz göze geldik bir ara. Bir çocuk arabasında çocuğun biri elindeki portakalın yeşil sapından tutmuş oynuyor. Bir kadın, peşinden iki çocuk sürükleniyor. Fistanlı yaşlı kadınlar. Sesler çoğalıyor. Gözlerim de kararmaya başladı. Ağrılar .. Bacaklarım.. Hemşire Hanım.. Yaşlılık.. Ne Zaman gelir? Senin kız mı bu da? Çocuğun boğazı..

    Hamile bir genç kadınla göz göze geldik bir ara. Bunu atlamayalım. Acaba gebelik testi yaptırmaya kaç kadın geldi bugün? Akşam kocalarına haber..

    Bazı yaşlı teyzeler çok ağır ve gururlu oluyor. Ama bazıları yaşlılığın verdiği sevimlilikle her türlü münasebetsiz hareketi güldürerek yapıyor. İkinci adam elindeki tahlil sonuçlarına sayısal loto oynar gibi uzun uzadıya müthiş bir ciddiyet ve bilmişlikle bakarken işte böyle bir teyze girdi içeriye. Dişsiz ağzından hızlı hızlı dökülen anlaşılması zor kelimelerle sevimli mi sevimli. Doktor nerde diye danışmaya hesap sorduktan sonra tam karşıma oturdu. Zenginin gönlü oluncaya kadar fukaranın canı çıkar. Atasözü. Yaz bunu bir kenara dedi. Şimdi çay mı içiyorlardır, yemek mi yiyorlardır. Ne zaman gelmeye gönülleri olursa artık. Biz de bekleme babam bekle. Ay oğlum benim de 3 oğlan 5 kızım vardı... diye bir başladı ki ne zaman başımı başka bir tarafa çevirsem, dinliyor musun sen beni diye çıkıştı. Kızlarının 2'si boşanmış, oğlanın biri ölmüş. Antalya, Söke, Konya bilmem nerelerde çalışmışlar yahut yaşıyorlarmış. Birinci adam da gelip yerine oturdu. İkinci adam teyzeye merak sardı. Demek 8 çocuk ha dedi. Birinci adama dönüp, var ya kadınlar ne kadar çocuk doğurursa vücut o kadar dinç oluyor, dedi. Neden biliyor musun? Her doğumda hücreler kendini yeniliyor. Eskiler bundan dinç. Fırsat bu fırsat teyze dedim senin yaş kaç? Birinci adam tezini doğrulamak için atıldı. Gene vardır dedi bir 80. Teyze güldü. Yok ya dedi. 68-69 filan. Adam yenilmeyi kabul edecek tipten değildi, ee gene var, dedi. Doğrusu teyze gerçekten de 80 gösteriyordu. Çok yıpranmıştı. Ama gene de, benim dedi dinç olmamın sebebi büyüklerin duasını almak. Beni herkes severdi. Birinci adam nasıl dua teyze dedi. İkincisi nasıl dua olacak hayır dua işte diye cevap verdi.

    Bıyıkları kesilmiş, sakalları uzatılmış, tipsiz ve bir o kadar çirkin bir adam girdi içeriye. Selamünaleyküm dedi. Herkeste derin bir sessizlik. Selamı ben aldım. Kimseyle konuşmadı adam. Kapıyı tıklatıp kilitli olduğunu anladı. Sonra çıktı.

    Teyze arada atasözleri söylemeye devam etti. Hepsini tutamadım aklımda. Okuyor musun dedi. Elinin ekmek tutması için dua et dedi. Ananın babanın duasını al dedi. İkinci adam tasdikliyordu. Sonra telefonu çıkardı. Gönül Hanım dedi, ne zaman geliyorsunuz? İyi cakasını satmıştı gene. Birinci adam, ne zaman geliyormuş dedi. Birazdan geliyormuş.

    Teyze susmak bilmedi. Falanca yerin kızları çok ''pişmiş'' olurmuş. Birinci adam kızlar nasıl pişer teyze dedi. İkinci adam nasıl pişecek işte diye cevapladı. İşin olmazsa hangi kız sana varacak dedi. Yeter teyze anladık. Birinci adam teyze çok çekmiş ama bak yıkılmamış dedi. İkincisi göbeği önde kasılıyordu. Teyze sevimli sevimli gülüyordu.

    Birden içeriye hemşire geldi koştura koştura. İkinci adam -ben bunları tanıyorum havasında hala-, geç kalırsan böyle koşturursun işte diye güya sohbet açacak. Hemşire acele acele kapı kilidini açtı. Girdi içeriye. Küçücük çirkin bir kadın. Ardından gayet şık bir kıyafetle doktor geldi. Gönül Hanım buymuş meğer. Kestane rengi saçlarının perçemleri alnında olgunca bir kadın. Merhaba merhaba, diye girdi içeri. Sempatik. Gülüyor. Kibar. Enerji dolu. Ama niye geç geliyor birader?

    Hemen içeriye doluşan doluşana. İlk koşan bizim teyze tabii. İkinci adam, bana döndü sen dedi ne okudun? Hukuk dedim. Birden yüzündeki kırmızılık arttı. Öne doğru eğildi. Elindeki tahlil rakamları yere döküldü. Ben de katiplik yaptım. Adliyeden emekliyim. Gün oldu Allah'ım benim buradaki nimetimi kes, bana başka bir ekmek kapısı aç diye dua ettim. Ama buradan emekli olmak nasipmiş, dedi. Zordur dedi. Hakimler şöyledir, savcılar böyledir..

    İçeri girdim. Vay be doktora bak, hemşiresine çay getiriyor. Aferin Gönül Hanım. Saçlarının perçemleri alnında. Çok münasip duruyor. Ayakta karşılaştık. Ses tonu sevimli. Evet dedi. Buyurun. Şey dedim. Ben hikaye yazmaya gelmiştim buraya. Şimdi de gidiyorum.

    Çıktım dışarıya.

    Bir ıslık tutturdum melodisiz, rastgele. Kaldırım taşlarının üstünde ayaklarımı peşi sıra atarak yürüdüm. Hiç düşmeden.

    Seni düşündüm. Ve yağmur yağdı ıslandım.

    f.m. dördüncü
  • Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu..
  • Buraya 25 Ağustos 2017 tarihinden beri (belki de daha eski, çünkü eski hesabımdaki iletileri de geçirmiştim) eklediğim Bilinmeyen Kelimeler başlıklı (bkz: Bilinmeyen Kelimeler)/iletiler iletileri tek bir iletide toplamaya karar verdim.

    Malum sayıları bir hayli arttı ve tekrar bakmak istediğimde bulunmaz hale geldiler.

    .
    .

    A
    Abanoz: #23773248
    Acul: #23772393
    Aksülamel: #23845965
    Alabanda: #23772429
    Allame: #23769719
    Alesta: #23767233
    Ameliye: #24608234
    Andavallı: #23773204
    Apokaliptik: #23764995
    Atalet: #23772999
    Avanta: #23770844


    B
    Badı-ı Semen: #23769684
    Behemehal: #24518235
    Bermutat: #23844836
    Binaenaleyh: #24640143
    Bittabi: #23773033
    blue-blanc-rouge: #23770798
    Borda: #23772429


    C
    Cefir: #24692317
    Cevdet: #24650692
    Cızlam: #24308919
    Cizvit: #23765961


    Ç
    Çaçaron: #23767085
    Çalak: #24518290
    Çavun: #23773153
    Çeki taşı gibi: #37688403
    Çıfıt: #23769680
    Çırağ edilmek: #24595012


    D
    Değgin: #23769695
    Değirmi: #26410341
    Dekadan: #23769666
    Dessas: #24608335
    Dikotomi: #23765926
    Duhuliye: #23772760


    E
    Ebleh: #23773096
    Ehvenişer: #23769729
    Eklektik: #23765009
    Elgin: #36827394
    Enosis: #23769691
    Enstantane: #23765935
    Entipüften: #23770816
    Eptalikos: #25215652
    Esafil-i Şark: #24692651
    Esefa: #25245127
    Etüv: #23772769
    Exil: #23770316
    Eyyamı bahur: #24594940


    F
    Farzımuhal: #23765786
    Feraset: #23765891
    Fermanferma: #24594879
    Filhakika: #24650736


    G
    Gadir: #23765977
    Galebe çalmak: #23844931
    Galiz: #23773235
    Gayya kuyusu: #23769659
    Gıllıgışlı: #37983031
    Gönenmek: #25050322
    Güherçile: #23764966


    H
    Habis: #23767287
    Haddizatında: #23772482
    Halita: #24594895
    Handiyse: #23773021
    Harcıalem: #23770109
    Hasbî: #24655965
    Haslet: #24594931
    Haşmetmeap: #23773166
    Hayfını almak: #23764932
    Hercai: #23773227
    Hezeyan: #23770810
    Hotoz: #24594980
    Huddam: #24608027
    Hulasa: #24518235
    Huruç: #24655836


    I
    Ilgar: #23766981
    Irgalamak: #25322215
    Iskarmoz: #23773244
    Iskarta: #38117225
    Istılah: #24608879


    İ
    İaşe: #23767311
    İbate: #23767311
    İğva: #23773194
    İhtikâr: #31126015
    İhzarî: #30943170
    İktifa etmek: #37853089
    İktiza: #24586403
    İlmi huruf: #24692317
    İlmi menafiülaza: #24692317
    İnfial: #23770908
    İnhisar: #24608909
    İnisiyatif: #23767101
    İstiap haddi: #37864035
    İstidat: #24509745
    İstihkar: #24608740
    İstim: #23769732
    İstitrat: #24580720
    İşret: #24608335
    İvecen: #25069613


    J
    Jurnal: #24596199
    Jüpon: #23770377


    K
    Kabala: #23765311
    Kağşamak: #23772486
    Kaknem: #36834583
    Kaltaban: #23767276
    Kamarot: #23770888
    Kanıksamak: #25050464
    Kaparozlamak: #23769725
    Kariha: #24650692
    Kasara: #23772429
    Kastanyet: #23772418
    Katakomp: #23767335
    Kazulet: #23770869
    Kazurat: #23773187
    Kerte: #23772440
    Kesif: #23770767
    Ketenpere: #23772400
    Kofti: #23773174
    Kondüktör: #23773220
    Konformizm: #23763435
    Kozmopolit: #23770191
    Kösnülme: #23772405


    L
    Lavman: #23772985
    Letarjik: #24650692
    Levanten: #25138156
    Leyli Meccani: #33386299
    Lomboz: #23770896
    Lümpen: #23769713


    M
    Mamafih: #24608422
    Manyoka: #23773137
    Marsık: #23772449
    Maslahat: #25082709
    Mastor: #24608407
    Maşatlık: #23770066
    Matbah: #23957428
    Mazur: #24594904
    Mebzul: #38164697
    Meç: #23770201
    Megaloman: #23770229
    Mehlika: #25245042
    Mekkare: #24586621
    Meneviş: #23762812
    Menhus: #24644528
    Mertek: #23769677
    Metih: #24581685
    Mezbele: #23772965
    Mihmandar: #23772395
    Muaddel: #24594843
    Muare: #23845079
    Muarız: #24594918
    Muattal: #24586880
    Muazzep: #24518187
    Muganniye: #24586732
    Mugayir: #23957448
    Muhassala: #24594893
    Muhkem: #23769690
    Mutaassıp: #24607996
    Mutabık: #23772458
    Mutena: #24308706
    Muttasıl: #37863643
    Muvazene: #24608669
    Muvazzaf: #23767143
    Müddeiumumi: #30943182
    Müdrik: #23770822
    Mükrim: #24594858
    Mülevves: #23764956
    Mülhem: #23765967
    Müntehir: #36475822
    Müşfik: #23773017
    Müşir: #24596149
    Mütalaa: #24509575
    Mütegallibe: #23764918
    Mütehallik: #24650692
    Müzevir: #23767014


    N
    Nahiv: #24509634
    Namütenahi: #24608740
    Nedamet: #23772468
    Nekes: #36763953
    Nezdinde: #23767319
    Nezretmek: #24586418
    Nıkris: #23765752
    Nirengi noktası: #35388584
    Nizamı alem: #24692651
    Nobran: #23765747
    Nuhuset: #23764979
    Nümayiş: #23764926


    O
    Ondüle: #33283954
    Oportünist: #23770324


    Ö
    Özdeksel: #37008729
    Özdenlik: #23767295


    P
    Palikarya: #23765899
    Pederast: #24692651
    Pejoratif: #23765306
    Perdahlamak: #23765777
    Perese: #25082734
    Pergar: #23764889
    Permi: #37974896
    Pertav: #23764902
    Pespaye: #23772386
    Pestenkerani: #23772411
    Peşmelba: #25103026
    Pitoresk: #23769671
    Piyedepul: #23770386
    Prosa: #23770207
    Pruva: #23772429
    Pürtük: #23773126


    R
    Rakit: #24580009
    Rantiye: #23773011
    Refulman: #24580759
    Remil: #25244947
    Revnak:
    Ricat: #24608846
    Riyaseti cumhur: #33296505


    S
    Sadakor: #24594980
    Sakınımlı: #23770832
    Salpenjit: #23770772
    Salvo: #23772427
    Sarf: #24509634
    Sarfınazar: #23767326
    Saudade: #23765944
    Saylav: #33296505
    Sayvan: #23767064
    Sefih: #23769711
    Sencileyin: #23766944
    Sentaks: #23770759
    Sıtk: #25082709
    Sintine: #23770400
    Sölpük: #23772452
    Sundurma: #23770081
    Süflî: #23769721


    Ş
    Şahika: #23846810
    Şayia: #23772377


    T
    Tadil: #24594843
    Taflan: #23770057
    Tahdid: #24509665
    Tahkik: #24608770
    Tahlisiye: #25050961
    Tansık: #33937294
    Tarazlanmak: #23762904
    Taun: #23769681
    Tavsamak: #25478531
    Teberrüken: #24692170
    Tecerrüt: #24586655
    Tecessüm: #23769666
    Tecessüs: #24608075
    Tefrik: #23846671
    Tekdir: #24586946
    Temerküz: #23770071
    Temessül: #24580189
    Tenakuz: #35394981
    Tensikat: #24660245
    Tenzilat: #24580009
    Teşne: #23765952
    Teşyi etmek: #24587014
    Tevali: #25234555
    Teverrüm: #23845793
    Tevil: #25244912
    Teyemmünen: #24692170
    Tıkız: #23767036
    Tırıs gitmek: #23770754
    Tırışka: #23765729
    Tıynet: #23772463
    Tirşe: #23845339
    Tonoz: #23770803
    Türkopol: #23766967


    U
    Ufunet: #23770884
    Uğru: #25151848
    Uzviyet: #24580189


    Ü
    ...

    V
    Velut: #24581812
    Verevine: #37850809
    Vido: #24580009
    Vokabü: #23765916


    Y
    Yekinmek: #23765391


    Z
    Zağlı: #23765380
    Zani: #24608335
    Zecri tedbir: #24641347
    Zem: #24581685
    Zeyl: #23769701
    Zûl: #23769676
  • Türk göçlerinin doğu yönünde devam ettiği asırlarda Çin'de kurulan Chou devletinin (M.Ö. 1050-256) Türklerle ilgisi üzerine dikkat çekilmiş, hükümdar sülâlesinde Gök dini, Güneş ve yıldızların kutlu sayılması gibi inançlarla, askerî kuvvette harp arabalarının bulunması ve devletin daha çok Türklerle meskûn bölgede (Şen-si, Batı Şan-si, Kan-su) kurulmuş olması çeşitli ilim dallarından bazı bilginleri (F. Hirt, B. Karlgren, Ed. Chavannes, J. C. Anderson, R. Wilhelm, W. Eberhard vb.) bu hanedanın aslen Türk olabileceği, veyahut devlette Türk unsurunun hâkim bulunduğu düşüncesine sevk etmiştir.
  • Arayıp sormasanda
    Unuttum seni sanmaaa
  • 380 syf.
    Ben Newton'cuyum arkadaş. Newton'un fizik basittir: F=m.a :DD

    Yazarın yeni fizik diye tabir ettiği temelde iki kuramina etkin olduğu görelilik ve kuantum kuramlari... Anlasilmasi zor konular açıkçası. Beyin yakan konular. Ancak bir o kadar da ilgi çekici...

    Alisageldiği üzere geçmiş-simdi-gelecek diye düz bir çizgi olarak anladigimiz zamanin aslında göreceli olmasi üzerine sanırım bir hafta kafa yorulur. Ya da her şeyin bir nedeni var diyoruz ve bu çok mantıklı geliyor ancak atom altı parçacıklara baktığımızda, onlarin oldukça nedensiz ve ongorulemeyen hareketler içerisinde olduklarıni görüyoruz. Ve bunun gibi nice beyin yakan konular.

    Yazarın varmak istediği nokta bu yeni fizigin alışılmış tanrı anlayışına yeni boyutlar getirdigi. Tanrıyı dinlerle değil bilimle bulabilecegimiz. Anladigim kadariyla da bazı bilimsel bulgular neticesinde (büyük patlamanın zamanlaması biraz sassa her şey çok farklı olurdu yada hiç olmazdı gibi) bir Tanrının olduğunu düşünüyor yazar ancak bu düşündüğü tanrı, doğa yasalarını çiğnemeyen, varolan dinlerin tanrı anlayislarindan farklı bir Tanrı...

    Beynimi yakmak istiyorum diyorsanız keyifli okumalar ;)
  • OLAY ÖZETİ
    02.12.2009 tarihinde Emniyette, A.M ve F.M 'nin , M.M 'yi öldürüp evin bahçesindeki kümesin altına gömdükleri ihbarı gelmiştir. M. M'yi öldürüp kümesin altına gömdükleri öne sürülenler M. M 'nin babası ve dedesidir. M.M henüz 16 yaşındadır ve kayıptır. Adli makamlarca evin bahçesindeki kümesin altındaki yaklaşık 10 cm yüksekliğinde beton kırılmış ,1.60 metre derinlikte M'nin sağ eli görülmüş, 1.90 metrede oturur vaziyette ,dizleri karnına doğru çekilmiş ,elbiseleri üzerinde,eşarplı,elleri kelepçe şeklinde iple bağlanmış vaziyetteki M.M 'nin cesedine ulaşılmıştır . Adli Tıp Kurumu raporuna göre, ölüm, canlı olarak toprağa gömülerek boğulma sonucu gerçekleşmiştir. Rapora göre, yemek borusu boyunca kum ve küçük taş parçacıkları ,lümen boyunca kum bulaşığı canlı canlı gömüldüğünü göstermektedir. Canlı gömülmeye bağlı mekanik asfiksi sonucu öldüğü anlaşılmıştır. M.M., toprağın altında yaşamak için adeta çırpınarak eziyet çeke çeke ölmüştür. Elleri kelepçe şeklinde iple bağlanmıştır. Toprağın altında can çekişmesi dolayısıyla dişler dökülmüş, dişlerinden ikisi ağzının içinde bulunmuştur. El turnalarından biri hariç hiç birinin yerinde olmadığı ,döküldüğü görülmüştür. Toprağın altında hayatta kalabilmek için çırpındığı, bütün insanı refleksleriyle yaşam mücadelesi verdiği,toprağı kazmaya çalıştığı ,bu nedenle tırnaklarının söküldüğü ,nefes almaya çalıştığı , ağzına giren toprak ve taş parçacıkları nedeniyle dişlerinin döküldüğü ,ciğerlerine kadar toprak yuttuğu ,tarifi imkânsız acılar içinde eziyet çekerek vahşice öldürüldüğünün anlaşıldığı tespit edilmiştir.

    M.M. ,kardeşleri, annesi ,babası hep birlikte dedeleri F.M . ile birlikte ikamet etmektedirler.Dede F.M. aşırı agresif ve despotik bir kişiliğe sahiptir. Ailedeki oğlan çocuklarının aksine kız çocuklarından hiçbiri okula gönderilmemiş ,eğitim hakkından yoksun bırakılmaları yanında sokağa dahi çıkmalarına izin verilmemektedir. 2009 yılının ocak ayında , dede F.M ,M.M 'yi evin kapısının önünde bir oğlan çocukla konuştuğunu görmüş,bu olay üzerine M.M'yi ölümle tehdit ederek döverek evin balkonuna bağlamıştır. Bu olay üzerine, M.M. dedesinden şikayetçi ölmüştür. Eylemi nedeniyle Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/82 E sayılı 2009 /244 K sayılı ilamıyla 10 ay hapis cezasına çarptırılan ve silahına el konan dede F.M. ,M.M 'ye düşman olmuş, üzerinde ağır baskı kurmuş,"ya kendini öldür ya da ben sana kötü şeyler yapacağım,seni öldüreceğim" demeye başlamıştır.
    M.M 'nin öldürülmesinden bir gün önce dede ve baba ,M.M'yi alıkoyarak bütün aileyi başka bir yerde kalmaları için göndermişler, giderlerken sanık sanık dede kümesi tamir edeceğim diyerek M.M.'nin annesine fırından tahta getirmesini söylemiş,anne tahtaları getirmiş, bahçeye bırakmıştır. Aile gittikleri yerde bir gece kalıp ertesi gün döndüklerinde kümesin tabanına beton döküldüğünü görmüşlerdir. Annesi M.M'yi bulamayınca dedeye sormuş o da M.M'nin evden kaçtığını ,kendilerinin de kayıp ihbarıyla polise başvurduklarını söylemiştir. Oysa polise herhangi bir başvuru yoktur. F.M. aile bireylerinden çevreye rezil olmamak için Antalya'ya eniştesinin yanına gönderdiklerini söylemelerini istemiştir. Poliste ve savcılıkta susma haklarını kullanan sanıkların mahkemedeki beyanları çelişkili ve tutarsızdır. Kovuşturma aşamasında sanık dede ,suçlamaları inkâr etse de diğer sanık ve tanıklar ,sanık dede F.M.'nin M.M'ye had safhada baskı ve işkence uyguladığını,defalarca"kendini öldür, öldürmezsen ben seni öldüreceğim" dediğini,dava açılınca da geline ve oğluna ,suçu üzerlerine almaları için baskı yaptığını anlatmışlardır. Mahkeme,babaya ve dedeye ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermiş,iyi hal indirimi uygulamamış ve bu karar kesinleşmiştir.