Saçlarımın üzerinden öptü. “Sen herkesi yendin, dışarıdaki düşmanlarla mücadele etmek kolaydı." Tekrar öptü. "Ama içindeki düşmanla mücadelende yenildin."
Yaşadığım her şey, hissettiğim her şey, bir savaşın sonuymuş gibi gafil avladı beni.
"Ben seni herkesten korurum, bu defa kendinden de korurum." Daha sıkı sarıldı. "Lütfen, lütfen artık buna direnme."
“Çok üzgünüm, her defasında başına gelen felaketlerle yalnız baş etmek zorunda kaldığın için.”
Neden bilmiyorum ağlamadım, gülümsedim. Belki de sonunda biri bunu söylediği içindi. Belki de aslında acı çekmenin, baş etmenin, tüm o felaketleri yaşamaktan daha zor olan, bütün bunları tek başına sırtlandığını kimsenin görüp bilmemesiydi. Kimsenin gözlerinin içine şefkatle bakmaması. Kimsenin nasıl bir savaş verdiğinden haberinin olmaması. İnsan bazen yardım etmeseler de savaştığının görülmesine ihtiyaç duyuyordu... Her şeyin üstesinden gelse bile bunun takdir edilmesine muhtaçtı... Yalnızlıkla başa çıkıyordu ama ne kadar yalnız olduğunun bilinmesini istiyordu. Zaten yalnızlık dediğimiz buydu işte, kimsenin bilmemesi. Bilseler yalnızlık kırılır, o küçük bakış, o tek kelime kaybedilen savaşları bile tersine çevirirdi.