herkes susmuştu ve bugün, benim doğum günümdü. İlk kez. Çünkü Bora, evrendeki en özel insanın ben olduğumu iliklerime kadar hissettiriyordu. İyi ki doğduğumu.
Yirmi dördüncü yaşıma bastığım 2017'ye kadar bir şekilde kutladığımız ve her defasında Anıl'ın beni öpüp ilan-ı aşk etmesini beklediğim 18 Ağustos'lar geçiriyordum. Keşke doğmasaydım, diye diye. 2017'de ise artık hayalim bile olmayı bırakmış epeski bir düşünce dan diye gerçek olurken, o günün, hayatımın en kötü doğum günü olduğunu düşünüyordum. Kaldı ki doğum günümün de Begüm'ün benim için verdiği partinin de ve hatta Anıl'ın bana aşık oluşunun da bir önemi yoktu. Keşke doğmasaydım cümlesini en hak eden gün, şüphesizdi ki o gündü. Zaten sonra da 18 Ağustos'u hayatımdan çıkartıp attım. Nina'nın doğum günü 25 Eylül'dü ve ben, Nazlı'yı tanımıyordum. Şimdi ise yani 18 Ağustos 2021'de, sanki hayatımda ilk kez doğum günü kutluyormuş gibi hissediyordum. Mecazen değil gerçekten. Bora beni öyle bir öpüyordu ki, dünya durmuştu,
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
doğum günümü kutluyorduk. Bundan önceki bütün doğum günlerimi düşündüm. Annemle, babamla ve anneannemle geçen 18 Ağustos'ları tenzih ediyordum çünkü onlarda çocuktum, doğum günleri demek Anıl demekti. Ailemi kaybettikten sonra uzun bir süre doğum günlerimin tek çekici yanı, Anıl'ın bana ne hediye alacağını düşünmek, doğum günümü nasıl kutlayacağını hayal etmek, herhangi bir sürpriz yapıp yapmayacağına kafa yormaktı. Anıl, doğum günlerimi elbette ki önemsiyordu ama dünya durdu, herkes sustu ve bugün Naz'ın doğum günü şeklinde bir önemseme değildi bu. Üniversiteye başlamamla, daha doğrusu Hande ile tanışmamla beraber de her doğum günüm büyük partilerle geçmeye başlamıştı. Bana iyi ki doğdun Naz diyen insanlar aslında içmek, dans etmek ve belki de pasta yemek için bir araya geliyorlardı. Aslında onların bir araya gelesileri vardı da sadece bahaneleri bendim.
Doğum günüme özel maça kızı 8
Bora, gelmişti. Beni kurtarmaya değil, doğum günümü kutlamaya. 18 Ağustos 2021, 00:08, Fransa.
Mumu üflediğim sırada, "Bozulmayacak..." dedi. 27 yaşındaki Nazlı, gıptayla baktığı bütün çiftler gibi bir hayata sahip olacaktı, biraz daha sabretmesi gerekiyordu ve onun dilemeyi bile hayal edemediği şey gerçekleşmişti. Artık hiçbir yutkunuşu, boğazını acıtmıyordu. "Ve beşincisi..." dedim, derin bir nefes alırken. "Ada'nın sayısalcı olması." Bora küçük bir kahkaha atarken, "İnanılmaz!" dedi. "Bu da kabul olsun..." dedim, beklentiyle. Mumu üfledim. "Kabul olsun, tamam mı? Gerçekleştir bunu da."
Üçüncüsü..." İç çektim. "Sen beni hep çok severken ve bana böyle bakarken ve gülümserken..." Mumu üfledim. "Ada'nın da buna şahit olması. Bizim, çok mutlu bir aile olmamız." "Olacağız," dedi, kendinden emin bir tavırla. 26 yaşındaki o Nazlı, artık kendi kurduğu ailesine sahipti. Mutluydu. Ve hep mutlu olacaktı. Yalıkavak'tan çok uzakta olsa da, ki buna alışıktı, hiçbir zaman içinden bile zikredemediği o dilek gerçekleşmişti: Nazlı, uzun zamandır, harabe olmadığı gibi, içindeki bütün nefretten de arınmıştı. "Dördüncüsü nedir?" diye sordu. "Mutluluğumuz hiç bozulmasın... Her gören gıpta etsin bize ama nazar değdirmesin sakın." Mumu üflediğim sırada, "Bozulmayacak..." dedi