1000Kitap Logosu

Mahir Çayan

Marbled
Sevdalım Hayat'ı inceledi.
432 syf.
·
8 günde
·
Beğendi
Merhaba 1K ailesi yaklaşık olarak son dört aydır okuyup bitirmiş olduğum kitapların çoğunu kısa özet ve alıntılarımla paylaşıyorum. Bu defa beni en derinden etkileyen bu güzel kitabı sizlere küçük bir özet ile paylaşmak istedim. Keşke 1K (1000 Kitap) sayfasına daha önceden kayıt olsaymışım önceki yıllarda okumuş olduğum kitapları defterde not tutmazdım. Ama en yakın zamanda geçmişte okumuş olduğum kitapları sizlerle paylaşmayı planlıyorum. Livaneli eseri yorumuna geçebilirim artık hepinize sevgiler. Ömer Zülfü Livaneli yazarlığıyla sanatçılığıyla feyz alınması gereken bir üstadın otobiyografisi ve gerçekten hangi kitabını okusam daha bir hayranlık duyuyorum. Livaneli’nin kitaplarını okuyup kişiliğini merak edenler için mükemmel bir eser. Şimdiye kadar ne yazdıysa okumaya devam ediyorum ve bu kitabı okumakta ne kadarda geç kalmışım hiçbir kitabını da okuduğuma pişman etmedi. Yüreğine kalemine sağlık üstat. Küçüklüğünden bu yana yaşanmışlıklarını nede güzel yazmış kitap okuma sevdası çok ayrı bir güzellik. Ne çok zorlu yıllar geçirmiş. Kızı Aylin doğdu ve sonrasında kendisiyle beraber o dönemin politik kargaşasında her yere sürüklenmiş. Maddi sıkıntılara rağmen sanatını hep icra etmeye çalışmasından çok etkilendim. Müzik çalışmaları yapıyor, Türkiye’de olmamasına rağmen, kendisi kazanamazken adını kullanıp konser yapanlar bile varmış. Çoğu zaman parasız kalmıştır, üstüne basa basa yazmış. Tutuklanıp cezaevine gönderildiği günler. Türkiye’nin içinde bulunduğu çıkmaz durum Livaneli’nin neden olduğunu bilmediği bir şekilde sürekli gözaltı kararı ile karşısına çıkmış. Oysaki her şeyden bağımsız yaşarken. Livaneli herkesle kardeş yaşamak isteyen bir insan ben buna tam kanaat ettim. Sevdalım Hayat. Başkalarının hayatını merak ediyorsanız roman okuyun sözünün karşılığıdır. Çizgisini hiç bozmamış Livaneli, ama o çizgi öyle bir oluşmuş ki zaten, sapasağlam ağlarla. Türkiye’ye kıyamadım bir kez daha, kimlerin elinde, hezeyan olmuş, oluyor. Ve biri çıkıp da Atatürk’ün fabrika ayarlarına geri döndüremiyor. Nasıl da etkiledi bu kitap beni. Çağın ustası, barış elçisi, direnişin ve umudun kalemi, halk sanatçısı, dünya çapında bir müzisyen, sinemacı, siyasetçi. Babaannesinin "keçi “si. Abidin Dino'nun sözleriyle "mutluluğun müziğini yapan" fikir ve sanat işçisi… Zülfü Livaneli. Gerçekten sanatçı biri hassasiyeti dürüstlüğü yardımseverliği vatanseverliği başka bir şey. Hakkında ne çok yanlış şey biliyormuşuz diyenlerin okuması gereken bir hayat otobiyografisidir. Nazım HİKMET , Zeki MÜREN, Deniz GEZMİŞ, Mahir ÇAYAN, Yılmaz GÜNEY ile olan bölümleri okurken gözlerim doldu. Her zaman arkasında bir dağ gibi duran çok sevdiğim Yaşar Kemal'le olan anılarını okumak çok mutlu etti beni. Ve ismini belirtmediğim bir çok isimler Livaneli’nin zengin ömrünün değil; aynı zamanda hapislerden sürgüne, darbeden ölümlere türlü deneyimle sınanan bir kuşağın da hikâyesi. “Kendi sözleriyle: "Şimdi okuyacaklarınız, kolayca göreceğiniz gibi sürekli sanat üstüne düşünen, yaratı sancıları çeken ama dönemin ve ülkenin koşulları gereği politikadan kaçamayan birinin anıları." ALINTILAR “Her şeye rağmen güzel ve anlamlı bir hayattı bu. Belki de zorlukları olmadan, bu mutlu anların doğması zordu”. S.17 “Benim yetiştiğim yıllarda halkın tümüne birbirine bağlayan bir ortak alan vardır. Bu alanın içine Hazreti Muhammet Mustafa da giriyordu, Mustafa Kemal de. Peygamber manevi dünyanın sultanıydı, Mustafa Kemal ise bir vatan kurtarıcı”. S.32 Müzik, edebiyat, sinema denilen büyülü şeyler Bir gün Çok bunalırsan Denizin dibinde yosunlara takılmış gibi soluksuz Sakın unutma gökyüzüne bakmayı Gökyüzü senindir Gökyüzü herkesindir. S.64 “Varoluşçulukta var olmak. Gözünde bir iz bulur. Aydınlanır genişler ufuk”. S71 “Bu kadar güdümlü ve birbirine benzetilmiş insanlardan hoşlanmıyorum.”S199 “Savaş, mücadele et. Yenilirsen o zaman yenil. “S.145 “Kaç okyanus geçtim böyle, Kaç denizde yitip gittim Kırılmış direkler yırtık yelkenlerle kaç seferden yorgun döndüm “S211 Bir kere daha derinden anladım ki, ben Türkiye'yi kendi toprağımı seviyorum, buraya aitim ve dünyada hiç bir kültür beni Türkiye kadar çekemez tatmin edemez mutlu kılamaz. Ve Yaşar Kemal o gün bana İstanbul'u hediye etmişti. S230 “Dünyayı güzellik kurtaracak, Bir insanı sevmekle başlayacak her şey. S.300 “Her şeye rağmen ayakta kalmanın mutluluğu İşte böyle delicesine İşte böyle coşkulu bir şey yaşamak” S.362 “Ben onlara hep gülerim :)) Makamıyla, parasıyla, şöhretiyle övünenler beni güldürmeye başladı”. S.430 KEYİFLİ OKUMALAR…
Sevdalım Hayat
8.7/10
· 2.828 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
6
Adem
Her Dağın Gölgesi Deniz'e Düşer'i inceledi.
261 syf.
·
2 günde
·
10/10 puan
Ağlanacak Halimize Gülelim Bari
Yazarımız Evrim Alataş; Malatya'nın Akçadağ İlçesi'ne bağlı, Gölpınar Köyü'nde, 15 Nisan 1976 yılında doğdu ve ortaokul eğitimini bitirene kadar doğduğu bu köyde yaşadı. Dolayısıyla çocukluğu; Malatya/Maraş katliamları, 12 Eylül olayları, Kürt-Türk/Alevi-Sünni/Sağcı-Solcu kutuplaşmaları gibi, bir çocuk için hiç sağlıklı olmayan, gayet travmatik anılarla dolup taştı. Kitabı bitirdikten sonra, sizler için inceleme paylaşmaya karar verdiğimde, kitabın türünü sorgulayıp, karşıma çıkan "Roman" cevabını gördüğümde çok şaşırdım. Çünkü daha başından itibaren benim, anne-babamın, Kürt Alevisi toplumunun yaşadığı olayları öznel bir bakış açısıyla, kronolojik sırasıyla anlatıyordu kitap. İsmi roman bence; aslında anı, tarih, biyografi... Gerçek olan, kurgu olmayan bir kitap. Çünkü Malatya'daki kelime-i şahadet getirmeye çalışan, ağzı kan dolu alevi yumurta satıcısı gerçek. İşte alıntımız: #144640720 , işte Mehmet Ali Yılmaz'ın (65 yaşlarında, seyyar yumurta satıcısı) kurşun görmüş ağzından anlattığı olay: "Ben seyyar yumurta satıcısıyım. Geçimimi bununla sağlıyorum. Cezmi Kartay Caddesindeyim. Saldırı başladı. Polis yoktu, olanlar da seyirciydi. Tekbir getiriyorlar, ilahiler okuyorlardı. Saçlı, bıyıklı kimi görseler dövüyorlardı. Bu sırada dükkanların camları kırıldı. Ateş açıldı. Ortalık toz dumana döndü. Saldırganlardan biri bana ateş etti. Sağ kulağımın altından bir kurşun girdi ve dilimin bir kısmını ve takma üst dişlerimi parçalamak suretiyle dışarı çıktı. Ağzım kan içerisindeydi. Bu sırada bir grup beni yakalayarak 'kelime-i şahadet' getirmemi istedi. Ben de getirdim. Bıraktılar. Ötede başka bir grup tuttu, yine 'kelime-i şahadet' getirmemi istediler. Sonra 'yanlış okudu' diyerek dövdüler." Sonra yine Malatya Beylerderesi'nde öldürülen ve cesetlerine işkence edilen, sonradan Ahmet Kaya'nın sesinden aşinası olduğumuz "Karar Vermek Zor ( youtu.be/Sk_KWKZoOg4 )"gibi ağıtların anlattığı; İlker Akman, Hasan Basri Temizalp ve Yusuf Ziya Güneş ismindeki üç genç devrimci (kimine göre militan)... gerçekti. Atatürk'ün hayatı ile Hz.Muhammed'in hayatının birbirine karıştığı, yabancısı olunan Türkçe dilini konuşulabilmek için insan üstü çaba sarf edildiği, dininde ve dilinde bir şekilde karışıklıkların kol gezdiği esmer yüzlü Kürt Alevisi çocukların hunharca dövüldüğü... Hangi birini anlatayım? Maraş Katliamını mı: #144644693 , Deniz-Hüseyin-Yusuf' u mu, Sinan Cemgil'i mi, Mahir Çayan'ı, Ulaş Bardakçı'yı mı? Hikâye hepsine dokunuyor işte... Ama güzel olan taraf; yazarın kahkahayı her şeye rağmen yitirmemesi, tüm bunların neşeli bir havayla anlatması... İncelemenin başlığı o yüzden "Ağlanacak Halimize Gülelim Bari"... Kin, nefret, acı, gözyaşı orda kalmış; kalsın. Yazar sevginin diliyle konuşmuş, baki kalan o olsun. Umarım bu toplum bir daha asla ama asla böyle travmalar, trajedileler yaşamaz. Bu kitabı okuyun lütfen, keyifli okumalar dilerim...
Her Dağın Gölgesi Deniz'e Düşer
Okuyacaklarıma Ekle
1
9
Barış
Oy Cihan Bizum Cihan'ı inceledi.
336 syf.
·
3 günde
·
10/10 puan
Sinan Cemgil... Ulaş Bardakçı... Ömer Ayna... Taylan Özgür... İbrahim Kaypakkaya... Bu isimleri tanır mısınız? Ya da daha bilinen isimler. Yusuf Aslan... Hüseyin İnan... Deniz Gezmiş... ve niceleri... Cihan Alptekin'de onlardan biriydi. Tamamı yoksul ailelerin çocuklarıydı. Tamamı hayat mücadelesinin içindeydiler. Tamamı kafası çalışan çocuklardı. Tamamı seçkin üniversitelerin, seçkin bölümlerinde okuyorlardı. Tamamının geleceği parlaktı. Önleri açıktı. Cepleri bol para, adları namla dolacaktı. Ama... Ama onlar farklı bir yol seçtiler. Kendileri gibi yoksul köylü ve işçilerin, yani halkının yanında olmayı tercih ettiler. Cihan, Rize'nin Ardeşen'e bağlı Öce köyündendir. Çocukluğu mutlu mesut geçti. 9 kardeştiler. Kıt kanaat geçiniyorlardı. Babaları Murgul bakır madeninde işçiydi. Evden uzaktaydı. Evi annesi çekip çeviriyordu. Evlerinden kahkaka eksik olmazdı. Cihan annesine fındıklıkta, çaylıkta, hayvan işlerinde, orman işlerinde, her türlü yardımı eksik etmezdi. Yemeyi çok severdi. Özellikle baklavaya biterdi. Ramazanların gelmesini iple çekerdi. Çünkü ramazan demek, baklava demekti. En büyük isteği hakim olabilmekti. Komşularının ellerinden alınıp efendilere verilen fındıklıkları, sahiplerine geri verecekti. Ama parasızlık büyük sorundu. Nasıl okunacaktı ki? Ortaokulu okumak için günde 4 saat taban tepti. Yol yok, yolak yok. Liseyi öğretmen ablasının yanında bitirdi. (Nuran Ablası) ve... İstediği İÜ Hukuk Fakültesine girdi. Aile onu okutmak için seferber oldu. Dayılar, halalar, amcalar... Üniversite onun hayatını kökünden değiştirdi. aslında haksızlıklara başkaldıran bir karakteri çocukluğunda gelişmişti. Ancak üniversite yurdunda Deniz Gezmiş yan ranzada yatıyor olunca, olanlar oldu. Alev alev yanıyordu artık vatan sevgisiyle, halk sevgisiyle. 1945 yılından itibaren Türkiye'de, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk 'ün ilkeleri ve devrimleri hızla tahribata uğratılmaya başlandı. Ulusal bağımsızlık savaşı sonrası ilmek ilmek örülen çağdaş, aydınlık, ilerici Türkiye , sonraki hükümetler tarafından ,intikam alır gibi yerle bir edildi. Halbuki Atatürk bunu adeta öngörmüş, cumhuriyeti ne askere, ne polise, Türk gençliğine emanet etmişti. İşte tüm dünyada, Latin Amerika'da, Vietnam'da, Afrika'da etkili bir şekilde gücünü hissettiren 68 kuşağı, elbette Türkiye'de de yerini almalıydı. 68 kuşağı Türkiye'nin tam bağımsız, özerk bir devlet olması hayalindeydi. Ancak geçmiş yıllarda başlayan ve hızını almış yokuş aşağı giden bir düzen, Amerikan emperyalizmini Türkiye'de neredeyse yönetimin başına getirdi. Ülke rehindi. Amerikan şirketleri ülkede fink atıyor, Amerikan hükümeti ekilecek ürüne ve ne kadar ekileceğine karar veriyor, sanayi bitmiş, her yönüyle esaret hakim. Türk halkı, her kesimiyle her geçen yıl daha da yoksullaşıyor. Bir zümre hariç. İnsan hakları zaten hak getire. Özetle Amerika istiyor, hükümet ki genelde Demirel, hop, yerine getiriyor. Bu düzenin böyle devam etmesi için elbette aydınlar (varsa tabii). üniversiteler susturulmalıydı. Devrimci gençlik abluka altında tutulmalıydı. Durumdan rahatsız olan Deniz Gezmiş ve arkadaşları, ki, Cihan Alptekin onlardan biriydi ve liderlik ruhu taşıyordu. Deniz'le ve diğerleriyle tek kafaydılar adeta. Onların istedikleri daha mutlu bir Türkiye'ydi. Yoksulluğun ortadan kaldırılmasıydı. Daha iyi bir eğitim almaktı. Çünkü üniversite öğretim elemanlarının da çoğu hükümetin neferleriydiler büyük çoğunlukla. Üniversite özerk değildi. Sadece Türkiye'de değil, dünyada da barış isteğindeydiler. Oysa Amerika dünyanın jandarması benim havalarındaydı. Vietnam'da aşağılık işler yapıyordu, Vietnam da onlara tarihi bir ders veriyordu. Amerika bu durumlara düşmemeliydi. Daha da azdı. Daha da çirkinleşti. Türkiye onlar için her zaman önemli olmuştur. Komunizm nasıl bir korku saldıysa onlara, bunu bahane ederek filolarını Türkiye'den bir türlü çıkarmadı. Meşhur 6. filo o günlerde sık sık gidip geliyordu. Demirel Bey 'de her türlü hizmeti Amerika'ya sağlıyordu. Her türlü ama. DP ve küçük kardeşi AP yıllarca dini kullandılar. Atatürk devrimlerini paramparça ettiler. Kadınları kullandılar. Başı açık kadına fahişe dediler, ( bu yeni kavram değil, o günlerden miras, NFK,Peyami askeriydi bunların) din ,ahlak edebiyatı yaptılar, ancak Türk kızlarını Amerikan askerlerine servis ettiler. Büyük oteller zamanın bir yetkilisinin deyimiyle Amerikan genelevlerine döndürüldü. Ülke parsel parsel Amerika'ya satılıyordu. Devrimci gençlere, Cihan ve arkadaşlarına CİA; MİT, kontrgerilla ve hükümet eliyle paralı gericiler saldırıyor, öldürüyordu. Taylan Özgür bu şekilde talimatla öldürüldü. Vedat Değirmencioğlu bu şekilde öldürüldü. Demirel'in bir sözü vardır, bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz demiştir. Aynen öyle oluyordu. Hatta daha ileri gidiliyor ırkçı faşist gençlik komando kamplarında eğitiliyor ve solcu gençlerin üzerine salınıyordu. Bu komando bozuntularının başında kim vardı biliyorsunuz. Tek istedikleri bağimsız Türkiye olan, işçisiyle, köylüsüyle, mutlu bir hayat sürelim diyen devrimciler, işkencelere tabi tutuldular, (sonradan itiraflar peşi sıra geldi) öldürdüler. Hayatta kalanların ise bir yanı eksik kaldı. Tüm bu hukuksuzlukarı, işkenceleri yapanlar , büyük şirketlere müdür oldular, vekil oldular bakan oldular.Ödüllendirildiler, servete boğuldular. Çünkü hepsi bile isteye, talimatla yaptılar. #143443320 Cihan ve arkadaşları... Önlerinde harika bir gelecek varken... Onlar Atatürk'ün bıraktığı mirası peşine düştüler. Bu mirası yerle bir edenlerden hesap sormak istediler. Sordular da.. Tir tir titrettiler onları. Atatürk'ün Bursa Nutku açıkça onlara bu hakkı veriyordu. Pek bilinmez. Alalım şuraya.. Türk genci inkilapların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Rejimi ve inkilapları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük kıpırtı duydu mu,bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır,ordusu vardır demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla,sopayla ve silahla... Nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç 'polis henüz inkilap ve cumhuriyet polisi değildir' diye düşünecek fakat asla yalvarmayavaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek: Demek adliyeyi de ıslah etmek rejime göre düzenlemek lazım. onu hapse atacaklar, kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber, bana İsmet Paşa'ya, meclise tegraflar yağdırıp... işte benim anladığım Türk gençliği ve genci... Bursa nutku suç delili sayıldı. 14 yaşındaki bir öğrenci tutuklandı. #143409146 Onlar ,1961 anayasası içinde kendilerine verilen haklar çerçevesinde, TİP, FKF, Dev-Genç, DÖB etrafında hak aradılar. Mihri Belli ve Hikmet Kıvılcımlı'dan dersler aldılar. Aralarında fikir ayrılığı olmadı mı? oldu. İki cepheye ayrıldılar. Mahir Çayan'lar farklı düşünüyordu. Silahlı mücadele isteyenler oldu. Silahlandılar, hiç kullanmadılar. Askere ve polise şiddet göstermediler. Onlar suçlu değidi ki... Suçlu onları, onların karşılarına çıkaranlardı. Suçlu, tek derdi kendi çıkarı için onları kullananlardı. Suçlu ırkçi, faşist beyinlerdi. Sinan Cemgil ve arkadaşları Nurhak dağlarında öldürüldü. Burada hemen bir parantez açalım. Sinança , çok özel bir kitaptır. Ve bu kitaba, harika bir inceleme yazan ve her satırı içime işleyen, Demet 'in incelemesini şuraya bırakıyorum #141556614 Cihan ve arkadaşları Kızıldere'de üstelik üstlerine havan, roketatar ve mermi yağdırarak. Deniz ve arkadaşlarını astılar. Peki daha farklı davranılamaz mıydı? Onlarla konuşulamaz mıydı? Ders aldık mı? Bence almadık. Aynı düzenin sürdüğünü zaman bize gösteriyor. Devlet görevlileri onlara vatan haini dedi. Eşkiya dedi. Herşeyi dediler. Cenazelerini vermek istemediler. Yan yana yatmalarına izin vermediler. Orda bile korktular. peki bakın bakalım kimmiş vatan haini? #143392294 Selam olsun tüm devrimcilere... Selam olsun iyi yüreklere..
Oy Cihan Bizum Cihan
Okuyacaklarıma Ekle
8
71