Ceylan gibi gözlere mahkum şu gözlerim
Ne senden kurtulmam bana, ömür...
Ne de senle var olmak bana, mahpus..
Dinlenmez gözlerim kapadığimda,
Hayalin tam şuramda iken, yanayım mı
Döneyim yangi yanima,
Her tarafımda sen varsın
Ezsem bir dert oluyorsun
Dönsem kalbim cigerim bana batıyor...
Napsam öleyimmi ? Ölemiyorum
Seviyorum...
K.TATAROGLU

Mavi göğü özledim,
Gri bulutlara
mahkum Güneşi...
Ve de seni
Ela,
Kahve,
Kara,
Mavi,
Yeşil,
Gri,
Çakır,
Bal gözlüm
K.TATAROĞLU

Adem YEŞİL, bir alıntı ekledi.
 8 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi · 9/10 puan

“İsa’dan sonra Roma’yı yaklaşık kırk yıl uğraştıran Yahudiler 66 yılında Masada Kalesi’ni ele geçirdiler. Yetmiş yılında Kudüs’ün düşmesi üzerine de üç yıl ısrarla kalede direndiler. Roma on bin askere onları kuşatıp dışarıyla irtibatlarını kesmekten başka çare bulamadı. Bu kendilerine `Zelot´ adını veren direnişçi Yahudiler için açlığa, susuzluğa ve sonunda ölüme mahkum olmak demekti. Kalenin savunması her geçen gün zayıflıyor; umutlar tükeniyordu. Ve bir gün Yahudilerin lideri Elazar ben Yair herkesi kale meydanına toplayıp kendilerini öldürmeleri gerektiğini söyleyiverdi. Oysa Yahudilik, intiharı kesinlikle yasaklıyordu. Yair nutkunda `…Bırakın karılarımız bizden önce ölsünler; bırakın çocuklarımız ölsün, köleliğin acısını tatmadan… Karılarımızı ve çocuklarımızı ellerimizle öldürdükten sonra da karşılıklı olarak birbirimizi öldürelim´demişti. Bütün eşyaları yok etmeyi ama yiyecekleri bırakmayı teklif etti: `Yiyecekler bizim ihtiyaçlar yüzünden ölmediğimizin kanıtı olacaktır. Böylece, bizim asıl kararımız anlaşılacak; ölmeyi köleliğe tercih ettiğimi bilinecektir.´ Elazer’in dediği yapıldı. Önce kurayla erkeklerden on kişi, onların içinden de biri seçildi. On kişi doksan beşer kişiyi kılıçtan geçirdiler, son kişi de diğer dokuzunu öldürüp intihar etti. Rivayete göre bu olay kaleden beş çocukla kaçan bir kadından öğrenildi.”

(Yahudi sözlü geleneğindeki Masada Efsanesi’nden)

Abum Rabum, İskender Pala (Sayfa 71 - Kapı Yayınları)Abum Rabum, İskender Pala (Sayfa 71 - Kapı Yayınları)
bir "insan", bir alıntı ekledi.
12 saat önce · İnceledi

“Kazananların kaybedenleri yargılaması, kim ne derse desin, hiçbir zaman tam anlamıyla tarafsız olamaz!
Bu mahkemede (Nuremberg mahkemesinde) bir intikam havası tütüyor. İntikamda ise gerçek adalet nadiren bulunur. Mahkum edilen onbir kişinin asılması Amerika tarihine leke olarak geçecektir.
Bu mahkeme prensiplerinin bizim Anglo Amerikan Kültür geleneğimizle hiçbir ilgisi yoktur. Bu mahkeme Rus zihniyetine göre kurulmuştur: yani soyut adalete değil, hükümet politikasına dayanır. Adaleti politikaya alet edenler adalet fikrini değerden düşürmüş olurlar...”
Robert Taft (ABD Senatörü)

Cesaret ve Fazilet Mücadelesi, John F. Kennedy (Sayfa 157)Cesaret ve Fazilet Mücadelesi, John F. Kennedy (Sayfa 157)

Ceza talep ediyorum. Bugün tok olanlara, sefa sürenlere, milyonların ekmeğini hangi acılarla kazandığını bilmeyenlere, hissetmeyenlere...
Neşeli bir yüz,
Neşeli bir gülüş görürsem
Acı çekiyorum
Zira yoksulluğa ve bilgisizliğe
Mahkum olanlar
Gülmeyi ve neşeyi bilmezler.
Bütün dertleri,
Bütün gizli ve acı göz yaşlarını
Tokların vicdanına yüklemek istiyorum,
Ve yaptıkları her şeyin intikamını almak.

Yasin Gürcü, Yeraltından Notlar'ı inceledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kitabı okuyup bitirdiğimde etkisinden çıkamadığım insan psikolojisini, insanin iç dünyasıdaki git-gelleri incelemesi , insanın kendi iç dünyası ile var olan dünya arasındaki çatışmaları, uyumsuzluklari ele alması , ve kişinin bu uyumsuzluk sonucu kendi iç dünyasına çekilmesi , ruhsal ve bedensel yalnızlığa mahkum olması ve yaşadığı bu bunalım ve melankolik durumdan zevk alması yani ruhsal mazosizm yaşaması... Kısacası özetlemek gerekirse; Varoluşsal Sancıyı ele alan bu eser; Dostoyevski'nin insan piskolojisi üzerinde ne kadar doğru tahliller yaptığını gösterir.

Ares, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Bizi neyin beklediğini kim bilebilir ki? Ne olacağını kim bilir? Belki güçlü bir şey olacak, belki adice bir şey. Belki de ölüm gelecek, belki ölüme mahkum edecekler. Geleceğe fazla dalmak yersiz..."

Kıyamete Bir Milyar Yıl, Arkadi ve Boris Ştrugatski (Sayfa 56 - İthaki)Kıyamete Bir Milyar Yıl, Arkadi ve Boris Ştrugatski (Sayfa 56 - İthaki)
Murat Ç, Biz'i inceledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · 9/10 puan

Distopik eserlerin BABAsından merhabalar…! Yevgeni Zamyatin’in BİZ’i, bu türün miladı kabul edilir. O yüzden beklentisi çok olan, bu kadar ünlü olmasına rağmen ülkemizde az bilinen bir eserdir. Bu nadide eseri incelerken her zamanki gibi doğaçlama yolunu seçiyorum. Spoiler içermez ama çok şey içerir....!! ve Sonuna kadar okuyunuz... Lütfen...! :))

İnceleme için şöyle bir kurcaladım ve Dark Tranquillity - Live Damage Konser DVD’sini seçtim.. 2003 yılına gidiyor ve incelemeye hayat veriyoruz…

Hazırsanız başlayalım..! Aman Kahveyi eksik etmeyin..!

Kitabı okumaya başladığım andan itibaren birçok distopik ve bilimkurgu filmi zihnimde sahne aldı. Bu türü herkes sevmez çünkü konular farklı işlenir ve giyim kuşamdan tutun da, karakterler, konuşma tarzları mekanlar çok farklıdır. Her veri gözümün önüne geldiğinde kitabın zevki daha da artmaya başladı haliyle. Ben kitabı ikiye ayırdım. İlki anlatılanın ta kendisi, ikincisi ise kitap bittikten sonra Zamyatin’in Son Sözü…

Şimdi bir bilimkurgu filmi ya da dizisi hayal edin.. Genelde şöyle başlarlar, dünya yok oldu ve yaşam artık bitti. Yeni x bir gezegen bulundu yeni bir koloni kuruldu. Artık insanlık burada hayat bulacak. Geçmişten aldığımız dersler sayesinde, daha farklı bir uygarlık olacağız. Atalarımızın yaptığı o ilkel hataları yapmayacağız, her şey bir kurala tabi olacak, yemek saatinden önce yemeyecek, biz demiyorsak ilişkiye girilmeyecek, ikili ilişkiler kurulmayacak… vsvsvs. Böyle başlayan toz pembe hatasızlık, filmin ortasında bocalar, sonlarında ise farklı tat bırakır ağzımızda. Senaryosuna göre sonu da değişir tabi ki… (En son gözdemiz Yeni Blade Runner'dı)

Benim yakınlık kurduğum film ise Tom Cruise’un Azınlık Raporu filmi. Bu filmde suçlular, suç işlemeden bilgisayara bağlanmış üç kahin tarafından olasılıklar hesaplanarak belirlenir. Ve bu raporu alan ekip, olaya zamanında müdahale ederek, yaşanacak olan cinayetin ya da suçun önüne geçer. Lakin bu tarz durumlara insan eli değdiği için iş değişir. Ayrıca kahnlerin kararları bir olayın gerçekten olup olamayacağı ihtimalini tam olarak belirleyemez. İnsan her zaman kendisini etkileyen ve seçeneklerini değiştirebilen ruha sahiptir. Ne yapacağı kestirilebilir gözükse de bilinmez bir yapıdır. Bizim eserimizde her şeyi alt üst eden şey tamamen RUH. Ne olursa olsun, ister yapay zeka olsun, ister başka bir şey olsun. İnsani bir dokunuş ya da insandan bir etken var ise, o bir yolunu bulup, insanın o duygusal yapısını ortaya çıkarır ve devrime, karşı devrim uygular. Bu filmi izlediyseniz, hikayenin nasıl geliştiğini ve sonuçlandığını biliyorsunuz zaten. İzlemediyseniz ve bu tarz kitap ve konular seviyorsanız acilen izleyin. 2001 Yapımı olmasına karşın, asla hissettirmeyecek bir teknolojik kurgu ile yapılmıştır. Şimdi konumuza yani kitaba dönelim…

BİZ!! Yapmayız, Onlar yaptırırlar!
BİZ düşünemeyiz, Onlar Düşünürler!
BİZ hissetmeyiz, Zaten ne yapacağımız bellidir!
BİZ fikir yürütemeyiz, kurallar bellidir!
BİZ yazamayız, fikirler yasaktır!

Duygudan yoksun, kişilikten uzak, insani değerden mahrum bir yapıdır BİZ…
Tek Devlet… Bir integral inşa ediyor. Bu inşa edilen şey, tek çizgi, tek düşünce üzerinedir. D-503 ise bu yapıyı inşa eden Tek Devletin matematikçilerinden biridir. D-503’ün yazdıkları sayesinde, Zamyatin BİZ’i, BİZ’e ulaştırıyor. Bir kart al, akşam seçtiğin kişi ile birlikte ol.. Tek Devletin istediği saatte, istediği zamanda, istediği şekilde…. Devlet ister sen yaparsın.

Günümüz Dünyasında ki Devletler ve Toplumlar şu davranış şekillerine sahiptirler;

İstediğini giyemezsin,
Düşünce özgürlüğü vardır ama düşünceni söyleyemezsin,
Yanlışa yanlış diyemezsin,
Özgür bir yaşam seçemezsin,
Para kazanmak zorundasın, yoksa yaşayamazsın,
Adalet kavramı karşına çıkar ihtiyacın olduğunda bulamazsın,
Kendi tanıdıklarını kayırırlar,
Seni ayırırlar,
Güçlü ile güçsüz ayrımı vardır, güçsüzsen ezilirsin,
Eski şeyler giyersen ayıplanır, yeni şeyler giyersen sevilirsin,
İyi bir işin varsa gözdesindir, iyi bir işin yoksa fakirsindir,
Devletine bağlı olman sana yetmez, devlet sana bağlı değildir, devlet çoğula bağlıdır. Çoğul ses çıkarmazsa TEKİL tek başına ölür gider. Yeni bir çoğul doğar ve tekiller yine ölür gider.. Ne demişler Devlet bir sobadır...!

BİZ’e ait Tek Devlet tüm bunları kaldırır… Seni tek tip bir hayata mahkum eder. Ne yiyeceğine ne giyeceğine karar verir. Dışarıda ne kadar kalacağına, kiminle ilişki kuracağına, ne zaman yatıp ne zaman kalacağına karar verir! Tek Devlet seni sen olmaktan alıp, Sen olmayan bir makineye dönüştürür. Özünde ki Ruhu parçalar ve seni düşünemeyen bir varlık adında ki yokluğa dönüştürür…!

1920’lerde yazılmış bir kitaba göre oldukça yüksek seviyede ironi ve bilimkurgu içeriyor. Düşünemeyen toplumu himayesine almış bir devleti temsilen anlatılan hikaye günümüzde hala geçerliliğini koruyor. Yapılan bir çok filme alt yapı sağladığını söylersem yanlış bir tespit yapmış olmam. Tam olarak nokta atışı bir tespit olur. Bu kitabın ardından bir çok distopik eser çıkmıştır. Hatta yazarları, örnek olarak BİZ’i göstermiştir. Bunların en başından Ursula Le Guin ve George Orwell var. BİZ yüksek seviye de önemli bir eserdir.

Şimdi gelelim konunun işleniş, anlatılış ve hissediliş şekline. Öncelikle şunu söyleyeyim, uzun cümlelerde kaybolacak çok okur var ve sıkılma ihtimimalleri yüksek. Çünkü adı üzerinde türü distopya. Hayalinizin ve düşünce yapınızın oldukça geniş olması gerekmektedir. Karakterlerin adları, bir çok bilimkurgu filminden aşina olduğumuz şekilde kısaltmalar ve rakamlardan oluşmaktadır.

Yaptığımız her şeyin yasak ve kontrol altında olduğunu, kendi irademiz ile yapamadığımızı hayal edin. Ne hissederdiniz? Okurken bile canınız sıkıldı biliyorum. Bazı arkadaşlar daha iyi diyecek olmasın, insan zincir altında yaşayacak olursa çıldırır, delirir.. İnsanın ruhu bilinç ile yaşam bulur. Özgürlük insanlığın en temel ihtiyacı ve ruhunun gıdasıdır.

İncelemnin başında da dediğim gibi kitabı ikiye ayırdım demiştim. İlki kitabın konusu yani kendi ana teması, bir de Zamyatin’in son sözü…

Açıkcası kitabı beğendiniz ya da beğnmedniz.. Bir şekilde sonuna geldiğinizde sizi harikulade bir anlatımla, son bir gerçeklik süslüyor. Ve o on sayfa size ilaç gibi geliyor. Eğer kitabı yarım bırakmaya yani yüzüstü bırakmaya eğiliminiz varsa hemen bu son söz kısmını okuyun. En azından ana fikrin ve yazarın kendi dilimiz ve dünyamızdan, kendi ruhsal bilginliğinden yararlandırdığı bir sahneye kavuşmuş olursunuz. Açıkcası kitabın beni en çok sarsan ve kendisine hayran bırakan kısmı bu. Çünkü 2018 Yılındayız ve bir çok film / dizi izliyoruz. Artık bu düşünce yapıları 1920’lere ait bu kitaptan alınıp, çoktan yenilip içilmiş ve haliyle suyu sıkılmıştır. Bu son söz, Zamyatin'in bize sunduğu sarsıcı bir finaldir.

İncelememi toparlayayım.. Yine uzunca yazdım sanırım.. Bu kadar okuduysanız öncelikle teşekkür ediyorum.

HÜR doğduk, HÜR yaşayamadığımız dönemlerimiz oluyor, olacaktır. İnsanı kontrol eden Devletler, insanı özgürlük adı altında, tam tersi tutsak yaşatmaktadır. Aslına bakarsanız, özgürlük dediğimiz şey ilk insanların tattığı duygu ve yaşam şeklidir. Özgürlük budur. Bizim özgürlüğümüz ise, okuduğumuz kitaplar, gezdiğimiz sokaklar, giydiğimiz marka giysiler, taktığımız saatler/gözlükler, yaptığımız saçlar, bindiğimiz arabalar, yaşadığımız evler, zamanı geberttiğimiz avm'ler… Bizim özgürlüğümüz bu ve benzeri türevlerin çeşitleridir. Ama ilk insanların özgürlüğü gerçek özgürlüktür.

Biz Tutsak özgürleriz.. Bunu unutmayalım. Bu özgürlük, kitabın ana temasına baktığımızda toz pembe bir güzelliktedir. Kendi kontrolümüzün dışında yaşayacağımız bir dünya, BİZİ, BİZ olmaktan çıkarır…

İnsan, ona dayatılanı bilmeli, anlamalı, düşünmeli, fikir beyan edebilmeli, her şeye evet veya hayır yerine böyle olsa, şöyle olsa diyebilmelidir. İnsan düşünür… Düşünen insan üretir.. Üreten insan gelişir.. Gelişen insan neye ihtiyacı olduğunu bilir.. Bilinçli insan gerçek toplumu oluşturur.

Dayatılan değil, düşünebilen insanlar olun.. Sorgulayın, İtaat etmeyin.!!

BİZ olmak istiyorsak, Tutsak bir yaşam sürmeyin…!

İnanmayın yalanlara, kafanızın içindeki organı kullanın! ve üstelik, BEDAVA...!

Kesinlikle okuyun ve düşünün.. Herkese İyi okumalar dilerim…..!

Ben de yazdım:
Şiir Yürüyüştür //

bu kaostan kurtulmak gerek.
hayatımızı bir baştan bir başa yırtıcı dikenleri ile çevreleyen bu sersem çiti kesip yarmalıyız. bir geçit bulmalı, kendimize bir yol açmalıyız. bu yol daha önce hiç yürünmemiş engebeli bir araziden de geçebilir.
fakat ''yol'' olmalı.
yol. . yani bizi ulaşmak istediğimiz mevkiiye götürecek bir araç.

yürümeliyiz.
ayaklarımız bunun için var.
insan ''hareket''e programlanmış bir varlık. durağanlık çürümenin, yıpranmanın, pörsümenin gidişatı.

yürümeliyiz.
şiir bir yürüyüştür.
her şeyden önce şiir bir yürüyüştür. ayaklarımıza inecek karasularına ulaşmalıyız vaadedilen yerin.
muzaffer mısralarla yürümeliyiz.
yan yana, arkalı önlü, bir sistem içinde

yürümeliyiz.
bu kaosu ve keşmekeşi, bu panik halini düzenli ve sabırlı bir sükunetle dağıtmalıyız. ellerimizle, ayaklarımızla dağıtmalıyız.
bu sisli manzaramızın duvar kağıdını yırtmalıyız.
vahşi heyecanların canına okumalıyız. gerekirse delip geçmeliyiz bu kurşun yüklü atmosferi.
sonsuz bir yere doğru yürümeliyiz.
orada, nefti bir güzellik sarıp sarmalayacak bizi.
biraz hayal, biraz rüya, biraz şiir. .
fakat hep hakikat. dipdiri, canlı, kudretli hakikat.
bir örümcek ağına tutsağız.
durağanlık bizi buna mahkum etti.
bunun için yürümeliyiz.
hareket, biraz daha hareket, daha fazla hareket.
hepsi bu.
yol açılacak.

ve biz yürümeliyiz.
çünkü şiir yürüyüştür.

2014