Çok büyük bir zevkle okudum. Bence her insan kendi edebiyatıyla hemhal olmalı. Canım halk edebiyatım Su gibi akıyor öykü. Kesinlikle buna yabancı kalmayın diyorum. Sevgiler...
"Ey gönlümün sabahını vücuda getirecek olan beyaz gül. Beni daha ne kadar karanlıkta bırakacaksın? Daha ne kadar sürecek zulümün? Gör ki, alevler ortasında korunaksız kaldım. Yangınıma rüzgar olup esme, yanıp yıkılan ruhuma bir tebessüm zırhlı bağışla. Gel, sitem edeceksen beni perişan düşüren yalnızlığımı azarla. Yara üstüne yara vurma, gel, ki nice yiğit'in can kalesi ayrılık nazarından yıkıldı gitti."
Sonra bahçıvan beyaz bir gülü avuçladı ve, "Gül" dedi, "Esasında beyazdı. Bir gün etrafında şakıyarak ona aşkını sunan bülbülü azarlayıp kovunca, bülbül divane kesildi. Sinesini gülün dikenlerine çaldı. Vurdukça takati kesildi ve canını teslim ettiğinin farkında bile olmadan düşüp öldü. Gül, aşkı için canından vazgeçen bülbülün encamından öyle teessüre kapıldı ki, gövdesini boyayan kanı emdi emdi ve o günden sonra da kızıl açmaya başladı. O aşktan kala kala silinmeyen bir teessür ve bülbülün kanının hatırası kaldı güle. Derler ki o teessür, gülün ömrünün az oluşunun da sebebidir.