Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Oysa daha on yedi yaşındayken dünyayı umursamadan yaşayabilmeliydik. Ne de olsa hayat insanlara özgürce yaşamaları için yeterli zamanı vermiyordu. Doğruyu yanlışı ayırt etme yaşına gelene kadar kendi başımıza pek bir şey yapmamıza izin verilmiyordu, sonrasında da zaten sorumluluklarla dolu yetişkinlik hayatı bizi bekliyordu. Cennetin kapılarını bulana dek sonsuz bir döngü içinde bir yığın iş ve görevle uğraşmak zorundaydık.
Sabretmiştim, çok çalışmıştım ancak sonunda kendimi, hiçbir yere varmadan sadece üzerinde koştuğum bir koşu bandında yarışıyormuşum gibi hissederken bulmuştum.