"Gencecik kızın hayatı kararmış, ailesi katledilmiş, ülkesinden kaçmak zorunda kalmış, sığındığı ülkede bile barınamamış, ömrünü gurbette, her yönden yabancısı olduğu, dilini bile bilmediği bir ülkede geçirmek zorunda... Bu ne kahredici bir düzen ki, bizleri sağ kaldığımıza ya da hapse girmediğimize bile şükredecek hale getiriyor!
"Git Kürtleri Kürtlerle konuş, ama buna cesaretin veya niyetin yoksa, sen de bir general olarak Kürt sözcüğünü ağzına bile alma! Çünkü Kürtlerin en büyük dramı, halen kendi adına konuşma hakkını elde edememiş olmalarıdır.
"Ben bölücülüğün de şiddetin de her türlüsüne karşıyım, General. En başta da bizzat devlet eliyle yapılan bölücülüğe karşıyım! Devletin vatandaşları arasında ayırım gözetmesi, koskoca bir halkın varlığını inkâr etmesi, dilini yasaklamaya kalkması, bölücülüğün daniskası değil midir?
Kendimden utanıyorum. Siyasi iklim ve devlet aklı nasıl da hepimizi ele geçiriveriyor, nasıl da düşünce tarzımızı koşullandırıyor: Kürt eşittir terörist! Bu kadar basit. Yıllardır her Allah'ın günü, her televizyon kanalında, tüm siyasetçilerin ve iktidar kalemşorlarının sabahtan akşama kadar beynimize kazımaya çalıştıkları ezber bu değil mi? Önce insanları bu şekilde toptan yaftalayıp hedef göster, sonra da ayrımcılığı meşrulaştır, hatta intikamcı şiddete davetiye çıkart! Nefret suçu dediğimiz tam bu değil midir zaten.