Rahmetli Mehmet Genç Hoca, "Çok sıkıldığım zaman gidip Süleymaniye Camii'ni seyrediyorum. Yirmi dakika seyret- tikten sonra yeniden uyanmış gibi, yeni uykudan kalkmış gibi, yıkanmış gibi diri hissediyorum kendimi. Süleymaniye bizim için Batılının Beethoven senfonisi, Wagner operası gibi..." diyordu. O gözle, o kalple Süleymaniye'yi seyredebilecek bir yürek açıklığı da lazım bizlere. Süleymaniye'ye baktığında o muhteşem abi- dede bir uygarlığın dirilişini görebilecek bir göz lazım. Yoksa Süleymaniye'ye bakan göz sıradan bir mabet de görebilir.
"Bir Müslüman apartmanda oturmaz," diyordum. Bu biraz rahatsız edici bir laf; ama hakikat. Çünkü apartmanı üreten medeniyet değerleriyle, İslam medeniyet tasavvurunun değerleri örtüşmez. Kerhen oturabilir, zaruret ise oturabilir; ama seçeneği varsa oturamaz. Çünkü apartmanı üreten değerler modernist, kapitalist değerlerdir. İslamî değerlerle örtüşmez. Bu değerlerin başında da mahremiyet gelir. Apartman mahremiyet değerimizle örtüşmüyor.
Orta Doğuda yaşanan savaşlara bakıyorum. Bu savaşların gizli bir hedefinin olduğu yönünde bir komplo teorim var. Müslüman coğrafyasının tarihi eserleri düzleştiriliyor. Bizi tarihsiz ve hafızasız bırakıyorlar. Bizi kendi geçmişimizle irtibatlandıran çok mühim eserler dümdüz edildi.
Tarihimizin ve bütün ecdad yadigarlarının üzerine titrememiz lazım ve onlara en ufak bir zarar gelmemesi için azami derecede seferber olmamız lazım. Bizi biz kılacak olan şey bu hafızadır, kendi geçmişimizle kurduğumuz irtibattır.
Firavun'un piramidi yaptırdığı taşla Süleymaniye'de kullanılan taş aynı maddeden yapılmadır. İkisi de taştır; ama biri ezer, diğeri sizi ihya eder. Çünkü onda İslam medeniyetinin ruhu var. Firavun'un yaptırdığında ise "ben" var.