bu incelemeyle kitapla nasıl denk geldiğimi anlatarak başlamak istiyorum. bundan biraz önce mara'nın öneri istediği bir ileti üzerine sapphic gothic horror diye oldukça spesifik bir türle tanışma şansım oldu ve o da bu yolda bana bir dolu öneri yaptı. bu esnada bir şekilde bu kitabı birlikte okuyacağımız üzerine sözleştik ve nihayet bu ayın kitapları arasına eklendi. hem bana bu türü ve kitabı tanıttığı hem de okurken ona attığım spam mesajlara katlandığı için bir teşekkür bırakıp yazıma geçiyorum.
kitap, 1800'lerin sonunda, ağırlıklı olarak zwartwater isimli bir malikanede geçiyor. kitabımız, çocuk felci geçirdiği için bir ayağı daha kısa olan mrs van dijk isimli, yaşlı ve bekar bir kadına "refakat" eden lucy'nin ikiz kardeşi sarah'nın hasta olduğunu öğrenmesiyle başlıyor. vefakâr ve kardeşine oldukça düşkün olan lucy, elbette hemen yola çıkıyor ve geçmişte de benzer bir "hastalığa" yakalandığını öğrendiğimiz kardeşinin yanına gidiyor. olaylar da malikanenin içinde şekilleniyor. burada çarpık ilişkileri, çok kısıtlı olan karakterlerin geçmiş hikayelerini ve başlarına gelen olayları okuyoruz.
kitap bu esnada cok güzel bir ikilik yaratıyor. eğer lucy'nin, dolaylı olarak sarah'nın, hislerine odaklanmayı tercih ederseniz bu bahsi geçen olanlar paranormal değerlendirilebilecekken eğer perspektifinizi değiştirir ve arthur'a inanmayı seçerseniz psikolojik bir korku romanı okumuş oluyorsunuz. bunun incelikle kurguya yedirilmuş olması, kitabın başından itibaren verilen her detayın sonuna kadar ince ince işlenmesi okurken tatmin olmanızı kesinlikle sağlıyor. üstelik mektuplar, mahkeme kayıtları, gazete küpürleri gibi çeşitli detaylarla da çeşitlendirilmiş olması kurgu bütünlüğünü hem sağlıyor hem de hikayeyi oldukça zenginleştiriyor.
ancak tüm bu iyi yanlarına rağmen