hayatımızda olmayan nitelikleri sanatta bulmak isteriz. Bir sanat yapısına ‘güzel’ dediğimizde, eksik olan kimi psikolojik erdemlerimiz bu yapıtla tamamlanmış demektir; başka bir yapıtı ‘çirkin’ bulduğumuzda ise o yapıt bizde varlıklarından rahatsız olduğumuz ya da korkuya kapıldığımız düşünce ve duyguları uyandırmıştır.
Bir tasarımcının belli bir sezon için hazırladığı giysileri onların simgesi olduğu değerler bağlamında inceleyebiliriz. Örneğin; Dior el işçiliğini, endüstri devrimi öncesi toplumları ve kadınlara özgü alçakgönüllülüğünü anımsatırken Donna Karan özgürlük gereksinimini, mesleki rekabeti ve kent yaşamının heyecanlarını akla getirebilir; Marni de farklı olma isteğinin, hesaplı bir çocuksuluğun ve sol politik görüşlerin altını çizebilir.
Portre sanatının bu kadar öğretici olmasının nedeni, konunun neredeyse tamamının hemen orada, yüzeyde olmasıdır. bir dış benlik olarak bedenin, tenin altındaki derinliklerde gezinip duran iç benliklikle her zaman uyumsuz olması gerekmez, ikisi birbiriyle tutarlı bir bileşim oluşturabilirler