Platon, Aristofanes’i sözcü olarak kullanıp o dönemden beri aşk merdiveni olarak bilinen teoriyi anlatır. Bu teoride görme duyumuz aracılığıyla bize çekici gelen her şey, sonunda görsel olmaktan çıkıp Platon’un ‘iyi’ adını verdiği daha geniş bir kategoriye yükselir. nesnelerin dünyasıyla düşünce ve Erdem’in dünyasını ilişkilendiren bu merdiven, fetişleri açıklamak için onları cinsellikle sınırlı olmalarından dolayı üstünde düşünülmesi gerekmeyen, önemsiz olgular olarak ele alan iç karartıcı yoruma yararlı bir alternatif olarak görülebilir.
Fetişlerin aşırı ya da anlaşılmaz olmaları gerekmez. Hepimiz bir parça fetişist sayılırız, ancak genellikle en sevdiği nesneler olmadan da seks yapmayı rahatlıkla başaran ılımlı fetişistler olduğumuz söylenebilir. Fetişlerin bizi böyle heyecanlandırmasının kökeni belirsiz olabilir ancak çoğu genellikle çocukluktaki anlamlı bir görüntü ile ilişkilidir.
günlük hayatımızın önemli bir kısmında başkalarının kötü davranışlarına o kadar sık maruz kalıyor, statü olarak üstümüzde yer alanların kendi istedikleri zamanda ettikleri hakaretleri ve yaptıkları kötülükleri o kadar sık boyun eğiyoruz ki arada bir güç dinamiklerini tersine çevirip şov yapan kişi olmak bizi özgürleştirebilir. Temelde iyi ve kibar biri olan partnerimizin önünde, tamamen kendimizin belirlediği koşullarda gönüllü olarak şiddet ve baskının öznesi olmak bize arada bir iyi gelebilir.
seks, herkesin çocukluktan beri bildiği pis ile temiz arasındaki cezalandırıcı ikilikten bizi geçici olarak kurtarır. Bu gerçek özellikle şu anlarda ortaya çıkar: Benliğimizin en kamusal ve saygın parçası olan yüzlerimizi, sevgililerimizin en özel ve kirli bölgelerini istekle bastırıp o bölgeleri öpüp emdiğimizde, içlerine hırsla dillerimizi soktuğumuzda, bir başka değişle sembolik de olsa sevgililerimizin benliklerini bir bütün olarak onayladığımız anlarda, bir papazın çok fazla günah işlemiş, pişmanlık içindeki birinin başını kondurdu temiz bir öpücükle tekrar katolik kilisesinin koruması altına almasını andıran o özel anlarda.