Zeynep Soydaş

Zeynep Soydaş
@marjolainabelle
la vie est faite d’espérance.
“Toplumumuzu bürokratlarla profesyonel politikacılar yönetmektedir; insanları da kitlenin istediği şeyler yönlendiriyor; bu insanların tek amaçları da daha çok üretip daha çok tüketmektir. Her türlü etkinlik ekonomik amaçlara boyun eğmiş durumdadır; araçlar amaç olup çıkmıştır; insan bir otomattan başka bir şey değildir -karnı tok, sırtı pektir ama kendine özgü insanlık niteliğinin, insandan beklenen işlerin onun gözünde büyük bir önemi yoktur. Sevebilmesi isteniyorsa insan, en yüce yerine çıkartılmalıdır. İnsan ekonomi çarkı için çalışacağına, ekonomi çarkı insana hizmet etmelidir. En yüksek ölçüde kârı paylaşacağına, yaşantıları işi paylaşmalıdır insan. Toplum öyle düzenlenmelidir ki insanın toplumcu, sevecen yaradılışı toplumsal varlığından koparılmasın, tersine onunla bütünleşsin.”
Reklam
“İnsanlararası ilişkiler birbirinden kopmuş otomatların ilişkileridir; bu otomatların her biri güvenliğini sürüye bağlı kalmakta, düşünce, duygu ve eylem bakımından ötekilerden ayrılmamakta bulur. Herkes öbür insanlara olabileceği ölçüde yakın olmaya çalışırken her insan umutsuz bir yalnızlık içindedir; yalnızlığı giderilmedikçe kurtulamayacağı yoğun bir güvensizlik, huzursuzluk ve suçluluk duygusuna gömülür.”
“Birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak değildir; bir karardır, bir yargıdır, bir söz vermedir. Sevgi yalnızca duygudan oluşsaydı birbirini ölünceye dek sevmek için söz vermek gerekmezdi. Duygular gelip geçicidir. Eyleme yargı ve karar karışmamışsa o duygunun ölünceye dek süreceğini nasıl bilebiliriz?”
“Karşımdakini olduğu gibi görebilmek, daha açık bir deyişle aldanmalardan, onun kafamda yanlış düşüncelerle bozulmuş imgesinden kurtulmak için onu da, kendimi de nesnel olarak tanımam gerekir. Ancak bir insanı nesnel olarak tanıdıktan sonradır ki, değişmeyen özüyle, sevgi eylemiyle tanıyabilirim.”
“Sorumluluk, sevginin üçüncü tamamlayıcısı olan saygıyla birlikte değilse çabucak zorbalığa, karşıdakini kendine bağlamaya dönüşebilir. Korkmak ya da çekinmek demek değildir saygı; sözcüğün köküne göre (Latince, respicere: bakmak) bir insanı olduğu gibi görebilmek, onun kendine özgü bireyselliğini fark edebilmektir.”