“İnsanlar ne demeye dini ya da etnik kökenleriyle gurur duyarlar ki! Ne fark eder, Amerikalı, Arap ya da Rus... Hıristiyan, Yahudi ya da Müslüman? Seçiminde zerre kadar payım olmayan bir şey neden gurur kaynağım olsun ki? Budist bir aileye doğmuş olsaydım Budist, Rus Ortodoks bir annenin kızı olsaydım Rus Ortodoks olacaktım işte. Ben mi yaptım bu tercihi? Boyum 1,75 diye gurur duyuyorum demek gibi bir şey bu. Ya da kemerli burnum var diye kendimi tebrik etmek gibi. Genetik piyango!”
Avrupa’nın bazı yerlerinde başörtülü genç bir kadın gerçekten zorluk çekebilir, önyargılara maruz kalabilirdi. Öte yandan kapalı, içedönük ve çoğunluğun muhafazakâr Müslüman olduğu bir toplumda, azınlık mensubu yahut farklı düşünüyor olmak son derece çetrefildi. İkisinde de sorun benzerdi aslında: farklılıklara tahammülsüzlük.