• "Martin'in zihninin hareketlenmesini ve seyrini takip edemiyor, ne zaman Martin'in aklı kendi aklına üstün gelse, onun hatalı olduğu yargısına varıyordu.O güne dek kimsenin aklı Ruth'un aklına üstün gelmemişti.Babasının, annesinin, ağabeylerinin ve Olney'nin düşüncelerini anlayabiliyordu; ama Martin'i anlayamadığı zaman hatanın onda olduğunu düşünüyordu.Bu, evrensel düşünceye akıl hocalığı yapmaya çalışan o eski dar görüşlülük trajedisiydi."
  • İnsan denilen yaratığın zihninde yer etmiş olan ; kendi renginin, inancının ve siyasetinin en doğrusu, en iyisi olduğuna ve dünyanın dört bir yanına dağılmış diğer tüm insanların kendisinden daha talihsiz konumlara sahip olduğuna inanmasını sağlayan o yaygın dar görüşlülük , Ruth 'da da vardı.
  • İnsan denilen yaratığın zihninde yer etmiş olan; kendi renginin, inancının ve siyasetinin en doğrusu, en iyisi olduğuna ve dünyanın dört bir yanına dağılmış diğer tüm insanların kendisinden daha talihsiz konumlara sahip olduğuna inanmasını sağlayan o yaygın dar görüşlülük, Ruth'da da vardı.
  • Ruth, insan denen varlığı, en iyisinin kendi rengi, kendi inançları, kendi politikası olduğuna inanmaya teşvik eden, o dar görüşlü ve sıradan zihniyete sahipti. Bu zihniyetin, dünyaya kadın olarak gelmedikleri için Tanrı'ya şükreden eski çağ Yahudilerinin ve misyonerleri, sırf tanrı değiştirmek için dünyanın öbür ucuna gönderen modern dünyanın dar zihniyetinden hiçbir farkı yoktu.
  • 520 syf.
    Evet öncelikle herkese merhabalar. Yazıma gecmeden önce müsadenizle Ezginin Günlüğünden bir parça dinleyerek başalamak isterim.. ( Aşk Bitti)
    ''Aşk bitti, elimden sanki minik bir balık kayıp gitti
    Aşk bitti, içimden sanki bir şeyler kopup gitti
    Aşk hiç biter mi
    Hiçbir şey olmamış gibi boşlukta kaybolup gider mi
    Aşk hiç biter mi, aşk hiç biter mi?''

    -Martinin aşkı bitmişti..

    Kimdi; benı aşka sarmalayan, hayata bağlayan, edebiyatla coşan, bilgi ile harmanlayan, umut ile kavuran ve aynı zamanda aşktan soğuttan, umuttan bihaber olan, sevginin köreldiğini anlattan, bir şeylerin eksikliğini hep hissetiren ve beni bir oraya bir buraya savuran bu adam kimdi?
    Evet Martin Eden'in ta kendisiydi...


    Martin Eden kimdi ?

    Sürekli ikamet edeceği yeri asla bulamayan, kendini nerede bulduysa oraya uyum sağlayıp yerleşen, hem çalışırken hem de eğlenırken sergilediği yeteneğiyle, hakları için mücadele etme isteğiyle ve insanların saygısını kazanma becerisiyle her zaman, her yerde gözde biri olmuştur. Fakat olduğu yere asla kök salmamıştır.
    Sürekli kendini huzursuz hissetmiş, her zaman ötelerden bir yerlerde bir şeylerin çağrısını duymuş ve yaşamı boyunca dolanıp durarak kitaplara, sanata, ve aşka ulaşana kadar bu çağrının peşine düşmüştür.. Aşk! Aşk! (Aşk hiç biter mi ? diye bitiriyor ezginin günlüğü...) Peki ya Martin? Bitirdiği aşk mıydı yoksa bitirilen kendisinin ta kendisi miydi ? Elbette biten bir şeyler vardı.. Aşk bitmişti.. Ezginin günlüğünde yazılan bir not gibi ;
    ''Aşk bitti, elimden sanki minik bir balık kayıp gitti
    Aşk bitti, içimden sanki bir şeyler kopup gitti..''
    Sanırım Martinin güncesınde de bu yazılıydı...

    Kitabın içeriği ile ilgili kısaca şöyle değinmek isterim:

    Martin tesadufı bır karşılama sonrası sosyal statusunu ve gucunu, egıtımınden ve zengınlıgınden alan Ruth'a ilk görüşte aşık olmasıyla başlar. Eğitim ve zengınlık, Martın'ın hikayesı ıcın oncelıkle bu unsurları elde etmesı gerekecektır ve bunu içinde onunde alması gereken uzun bır yol vardır. Yolculuk boyunca maddı olarak sıkıntılar cekecek ve yer yer bu yolda ınancını kaybedecektır fakat Ruth'a olan aşkı onun ıcın bu yolda her daım itici bir kuvvet olmaktadır.
    Martinin tek hedefı kıtap yazmak ve bunun getırılerı ( ün. şöhret, para) ile Ruth'u elde etmektır. Daha sonrasında anlayacaktır kı ilk etapta Ruth ıcın ıstedıgı para ve ünü onu çok farklı bir toplumsal psikolojı sentezi yapmaya itecektir. Bir toplumun asıl onemsedıgı fıkırlerden daha zıyade para ve ündür tezi gerekçeleriyle açıklanmaktadır.. ( Bu arada çalan şarkıyıda paylaşmak isterim; onur ünlü'nun yonetmenlıgını yaptıgı gunesın oglu fılmınde haluk bilginer'in soyledıgı o muazzam parca: öyle bir kara sevda, kara toprakla biter..)
    Sanırım Martinin kara toprakla bitmemişti ama maviliklerle bittiği aşikardı..

    Martin zihnindeki ateş toplarını cömertce etrafına savurdu. Kimi zamanda dönüp kendıne nişan aldı o maviliklerde. Büyük oyunu bozmak için çıkmıştı yola... İdeallerını bırer tuğla gıbı kullandı, geçmişini sıva yapıp o tuğlaları birleştırdı. Sonra dunyaya meydan okumak ıcın ınsa ettıgı tek göz odasını rengarenk bir aşk hikayesi ile baştan başa boyadı.. (Ah! Maviliklerin tonlarını çok ağır basıyordun... Mavilikler içinde uyu Martin...) Belki de hesaplayamadıgı tek şey, odasını insa ettıgı zemının bataklık olmasıydı. Martın yılmadan çalıştı, öğrendi, ögrendıkce odasına yenı katlar cıktı.. Sonra, yenıden çalıstı, daha çok ogrendı ve kelımelerden kendıne kucuk bır fıldısı kule yaptı.. ( ama mavının tonları zihninden bir türlü çıkmıyordu...) Zemini böyle bataklıkla dolu olan bır kuleyı ayakta tutacak kadar bir güç yoktu... Tüm idealler, tüm geçmiş ve o görkemli aşk hıkayesi, okurun bakışları arasında bataklıgın ıcınde kayboldu.. Mavinin tonları arasında derın sularda yüzdü bir aşk hikayesi.. Ezginin günlüğün de yazıyordu zaten;

    Kalır dilimizde yinelenen bir şarkıda
    Bir okul çıkışında bir çocuk bakışında
    Kalır bir kitapta bir masal perisinde
    Bir hasta odasında bir gece yarısında
    Kalır bir durakta yırtık bir afişte
    Buruk bir gülüşte dağılmış yürüyüşte
    Aşk hiç biter mi, aşk

    Ve aşk bitmişti...

    Ve bizler 494 sayfalık kağıt parçalarında tutuşan yanımızla kalakaldık yalnızlıgımızda...

    Son olarak ; Kendinize bir iyilik yapın; şöyle müthiş bir şey yapın. Aklınıza esenı yapın, ateşli, hayata gülen ve ölümle dalga geçen, aşkınızı doya doya yaşayan bır kadın/adam bulun. Öyle insanlar gerçekten de var ve sizi burjuva değerleriyle sarmalamayı bırakan birini ya bulun ya da bulduysanız sevin, sevişin...

    Keyifli okumalar dilerim :))
  • “ Ruth ona Prensesten birçok bölüm okudu, kızın estetik yaradılışı öylesine akort edilmişti ki, Martin sık sık onun gözlerinin yaşlar içinde yüzdüğünü gördü. Böyle anlarda kızın duyguları, Martin’i tanrısallaşana dek yüceltti ve o, Ruth’a bakarken, onu dinlerken sanki yaşamın yüzüne bakıyor, ve onu en derin gizlerini okuyor gibi olurdu. Ve sonra vardığı eşsiz duyarlılık doruklarının bilincine vararak, bunun aşk olduğunu ve bu aşkın dünyadaki en büyük şey olduğuna karar verdi. “
  • 352 syf.
    ·Puan vermedi
    !!(Kitapla ilgili merakınızı öldürebilecek şeyler söylenmiş olabilir ona göre okuyunuz.) !!!


    Martin Eden' i uzun zamandır okuyorum sürekli ara verdiğim için bazı kopuşlar yaşadım ama kitaptan ayrı kaldığım zamanlar hep aklımdaydı Martin.. Uygun bir zaman bulsam da okumaya devam etsem diye zaman kovalamaya başladım ve şimdi bitirebildim kitabı.

    Yaşamın derin acısını , toplumun değişen değer yargılarını, aşkla beraber birçok şeyi sorgulattırdı bana. Ruth karakteri beni soru işaretleriyle bıraktı . Martin' i sevip sevmediğini kesin olarak anlayamadım. Martin' i kitabın birçok yerinde haklı buldum ama o son sahne beni derinden sarstı. Nefessiz kaldım. Böyle bitmemeliydi , böyle olmamalıydı .

    Denizi bu kadar severken, katili olmamalıydı Martin' in.

    Martin, (Martin) 'e inanan tek kişiydi.
    Belki de başkalarının da kendisine inanmasını istedi.
    Bu sadece bir tek kişi olsa bile yetecekti ona.
    Ama sahte bir şöhret, insanların gerçek yüzünü görmesini sağladı. Bu tiksindirici gerçek karşısında hele ki en sevdiği Ruth' un içinde olan bu tiksinç toplum değer yargıları onu bir hiçliğe sürükledi.
    Ve sonunda kendisini bir SON'un karşısında buldu.. Herkese yardım eden Martin, o güçlü Martin, sulara koştu. Yorulmuştu. Yaşamdan, nefes almaktan ve sahtelikten.




    Ah be Martin.