Tevhidin hayatta bütünlük, çelişmezlik ve devamlılık anlamına geldiğini yeniden hatırlarsak, Efendimiz’in yaşantısında yalnızca ibadetlerin yeterli görülüp ahlakî tekâmülün ihmal edilmediğini; aynı şekilde “önemli olan iyi insan olmak” denilerek günlük hayatın görünen detaylarının da göz ardı edilmediğini fark ederiz. O’nun hayatında, dışa yansıyan davranışlardaki titizlik de öze yönelik gelişim de dengeli bir şekilde yer almıştır. İhlâs (samimiyet), takvâ (saygı ve sakınma), muhabbet ve bağlılık gibi içsel değerler hiçbir zaman şeklin önüne geçmemiş; ancak şekil de öz uğruna terk edilmemiştir.
Evrenin yalnızca çok küçük bir kısmını algılayabildiğimiz artık tartışmasız bir gerçektir. İnsanlığın gözlemleyebildiği, varlığından haberdar olabildiği en uzak yıldızlar bile aslında buz dağının suyun üstündeki küçücük bir kısmından ibarettir. Nitekim yalnızca Miraç’la ilgili hadisler bile evrenin fizikötesi katmanlarına dair sundukları işaretler açısından son derece zengin bir içerik taşır.
Elmalılı merhum, tefsirinin girişinde evrendeki düzenden bahserderken her varlığın diğeriyle ilişki içinde olduğunu, iç içe geçmiş sistemler hâlinde yaşadığımızı anlatır ve bu düzende adeta “her şeyin bir şey, bir şeyin de her şey için var” olduğunu söyler. Günümüzde bazı bilimsel yaklaşımlar da evreni daha doğru anlayabilmemiz için “bağlantısallık” kavramına dikkat çekmektedir. Bizler farkında olalım ya da olmayalım, bu iç içe geçmiş âlemlerle sürekli bir ilişki içerisindediriz. Efendimiz Aleyhisselam’ın hayatına dikkatle baktığımızda ise onun bütün varlık âlemiyle ilişkimiz konusunda bize nasıl rehberlik ettiğini görebiliriz. Yağmur yağmaya başladığında dışarı çıkıp ridasını sıyırmış ve omuzları ıslanırken Rabbimizin elinden yeni çıkan yağmuru selamlamış; sürekli Cebraîl ile görüşen biri olarak her anlamda temizliğe önem vermiş, kötü kokulardan uzak durmuştur. “Uhud Dağı bizi sever, biz de onu severiz” buyurarak cansız sandığımız doğanın da duygularına işaret etmiş; mezarlardaki yeşilliklerin ölüye dua ettiğinden bahsetmiş, cinlere Kur’an okumuş, ağaçlarla konuşmuş, sırtını dayadığı kütük ondan ayrılınca inlemiş, eşyalarına isim vermiş, hayvanlarının rehberliğine güvenmiştir. Kısacası o, yalnızca insanlarla değil, görünen ve görünmeyen bütün varlıklarla iletişim kurmuş, onlara saygı göstermiş ve haklarına riayet etmiştir.
Canlı ya da cansız, fizik ya da metafizik bütün âlemleri
Allah’a karşı derin saygı duyanlar, O’ndan korkar ve öğüt alırlar (A‘lâ, 87/10). Onlar, "Hakk’ın hatırı âlidir" düsturuyla öğüt dinlerken nefsini; öğüt verirken de sosyal pozisyonunu tehlikeye atmayı göze almış kişilerdir. İşte bu sebeple elleri öpülesidirler.