Yine bir asılsız haber. Ümidin bıraktığı ekmek kırıntılarının kaybolduğu an yüze gelen donukluk. Belki çoktan geçmiş bir tren ve bir valiz. Derisi kurumaya yüz tutmuş, çatlamış, el emeği dikişleri gücünü yitirmiş, kolları zayıflamış... Nedendir bilinmez ama hem varlığı hem yokluğu, hem gelişi hem de gidişi tereddüt yaratan, 3'er numara gözlüklerle bile silik vaziyete bürünen gölgeler. Kaçsa mı, kalsa mı?.. Hoş, kalmak bile bir kaçış meselesi değil midir?.. Felçli kolunun baktığı yöne çevrilen gözleri, sağlam kolundan destek alır da, tamamen yitik tarafı, hangi sağlam yerinden beslenir ki. Bilinmez diyorlar. Ya bilinen de bilindiği kadar var, bilinmediği kadar yoksa?