Onda hem sinir bozucu hem de çekici bir yan vardı. Öylesine kibirli bir ahlak dışılık hissi yayıyordu ki insan duruma göre suratına bir tokat atmak ya da o yüzü öpmek istiyordu.
Bunun bir fırsat olduğunu, çok az kişinin eline geçtiğini ve istediğimiz hatayı düzeltip istediğimiz hayatı yaşayabileceğimizi unutmamalısın. Nasıl bir hayat istersen iste. Büyük düşün... istediğin her şey olabilirsin. Çünkü hayatlarından birinde zaten olmuştun.
"Olmadığım şey kalmadı. Dünyanın dört bir yanında. Ama yaşamak istediğim hayatı bulamadım. Sonsuza kadar böyle devam etmeye razıyım. Sonsuza dek yaşamak isteyeceğim bir hayat olmayacak. Fazla meraklıyım. Farklı bir şekilde yaşamayı öyle çok istiyorum ki. Yüzünü öyle yapma. Üzgün değilim. Arafta olmaktan mutluyum ben."
"İnsan," diye yazmıştı Thoreau Walden'da, "hayallerine doğru güvenle yürüdüğü ve hayalindeki hayatı yaşamak için çaba gösterdiği takdirde gündelik hayatın akışı içinde aklına dahi gelmeyecek bir başarıya ulaşacaktır." Aynı zamanda bu başarının, yalnız kalmanın bir ürünü olduğunu gözlemlemişti.
"Kendime yalnızlıktan daha iyi bir dost bulamadım."
Doğanın bir parçası olmak yaşama isteğinin de parçası olmaktı. Bir yerde uzun zaman kaldığınızda, dünyanın ne kadar büyük ve uçsuz bucaksız olduğunu unutuyordunuz. O enlem ve boylamların uzunluğunu algılayamıyordunuz. Kendi içimizdeki uçsuz bucaksızlığı da algılayamadığımız gibi, diye düşündü Nora.
Ama o uçsuz bucaksızlığı hissettiğiniz, bir şey onu ortaya çıkardığı anda umut beliriyor ve isteseniz de, istemeseniz de, kayalara yapışan likenlerin inatçılığıyla size yapışıyordu.